9. BÖLÜM “BOZULAN ANIN BÜYÜSÜ”
“Yağmur?” O adamla bakarken Aren’in sesini duymamla başımı bana doğru gelen Aren’e çevirdim. Aren yüzüme bakıp gözlerini kıstı. “Ne oldu?”
Başımı tekrar bahçeye çevirdiğimde o adamın orada olmadığını gördüm. Kaşlarım havaya kalktı. Aren ise peşimden bahçeye baktı. “Ne oldu?”
“Bir şey yok.”
Boğazımı temizleyip kapıyı kapattım. Hayal görmüş olmalıyım. Aren’le birlikte adamı çok dillendirdiğim içindir belki de.
“İyi misin?”
Aren’e üstün körü bakıp başımı olumlu anlamda salladım. Bana bir şey hissettiğini fark ettiren bir bakış atsa da beraber tekrar mutfağa geçtik. Sessizce yemek yaptığında ben de masaya bardak, çatal ve kaşığı koydum. Dolaptan meyve suyu çıkartarak soğuk meyve suyunu bardağa boşalttım.
Aren de makarnayı yaptıktan sonra tabaklara koyup önümüze koyunca oturup beraber yemeye başladık. Sessizce yemek yedikten sonra Aren’e baktım. O da gözlerini kısmış bana bakıyordu.
“Neden moralin bozuldu bir anda?”
“Ben o gün gittikten sonra... Emin’le beraber... siz ne yaptınız? Ne oldu o adama?”
Aren çatalını tabağın kenarına bıraktı. “Görmedik. Bir anda ortadan kayboldu. Sen gittikten sonra adama döndüğümüzde bıraktığımız yerde değildi.”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Neden sordun?”
Omuz silktim. “Merak ettim.”
Bir şey demedi Aren. Bir süre sessiz kalmakla yetindi. Ardından suratıma bakıp gülümsedi. “Kitabının konusu ne?”
Gülümsedim. “Kitap okumakla ilgilenir miydin sen?”
“Ben kitap okumayı çok severim.”
Kıkırdadığımda şaşkınca bana baktı. “İnanmıyor musun?”
“Yani... çok kitap okuyan biri değilsin.”
“Ben her gece kitap okurum.”
“En fazla bir sayfa?”
Aşk olsun dercesine suratıma baktı. “Senin gözünde hiçbir şey beceremeyen biri gibi mi duruyorum?”
“Ben öyle bir şey söylemedim.”
“Tüm hareketlerin bunu açıklıyor ama.”
Kollarımı masanın üstünde doladım birbirine. “Peki. En son okuduğun kitap ne ya da kitap türü?”
“Klasik okuyorum genelde.”
Aren’in gözünün seğirmesiyle gülmemek için yanaklarımı dişledim.
“En son okuduğun kitap neydi?”
Sırıtıyordu bana bakıp. “Aşk ve Gurur.”
Gülmeye başladım. Şaşkınca suratıma baktı. “Ne gülüyorsun?”
“En sevdiğin kısım var mı kitapta?”
Alık alık suratıma bakınca daha çok güldüm. Kendini toparlamak adına boğazını temizledi.
“Bir insanın en büyük karmaşasıdır, aşkı ve gururu arasında savaşmak.”
Dudaklarımı birbirine bastırırken gülümsemeye devam ettim. Alkışlamaya başladım.
“Gururla alkışlıyorum seni.” derken tekrar güldüm. Göz devirdi bana. Göz devrilmesinden nefret eden adam tam bu noktada bana göz devirdi.
“Tamam, kabul. Sözü söylediğimde çaktın değil mi? Yoksa gayet inandırıcı bir adamım.”
“Klasik okuyorum derken gözün seğirdi Aren. Yalan söylerken gözlerin seğiriyor senin.”
Başını iç çekercesine sağa sola salladı. “Ama her şeye rağmen seni tebrik ediyorum. Sözün mükemmeldi. Edebiyatçı olmazsam kesin inanırdım.”
“Tamam, en çok klasik seven sensin.”
“Klasik okumayı sevmem ki ben.” Kaşları şaşkınlıktan olsa gerek havaya kalktı. “Hocalar ödevlere kullanmazsalar okumam bile.”
Sırıttı. “Ciddi misin sen?”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Genelde romantik ve dram okurum ben.”
Güldü kendi kendine. “Ne oldu?”
“Polisiye, mafya tarzı filmler daha çok seviyorsun. Garip geldi.”
“Onları sayma. İzlemesi daha keyifli. Romantik okurken güzel.”
“Aksiyon en iyisi.”
Başımı iki yana salladım. “Aksiyonda artık herkes birbirini taklit ediyor.”
“Hadi be oradan.” diye çıkıştı bana. “Asıl romantik aynı artık. İlk nefret sonra aşk. Sıkıcı!Ne keyfi var? Aksiyon öyle mi? Sen hayatında Hızlı ve Öfkeli gibi bir film gördün mü?”
“O da fazla uzattı ama artık!”
“Ya bir git. Mükemmel ilerliyor. Sen filmden ne anlarsın!”
Gülmeye başladım. “Ananı savunur gibi savunmana gerek yok. Alt tarafı bir film!”
“Doğruya doğru de şimdi. O en iyi aksiyon filmi değil mi?”
“Seninle bunun tartışmasına girmeyeceğim. Bana yavaş yavaş hakaret etmeye başlıyorsun sen!”
“Yağmur sana neden hakaret edeyim ben? Ben sana hakaret eder miyim hiç?”
“Az önce sen filmden ne anlarsın diyen kimdi?”
Şaşkınca bana baktı. “Kızım ben onu hakaret etmek için mi söyledim?”
“Kızım ne ya? Mahalle abisi gibi konuşuyorsun kaç seferdir!”
“Yağmur sen bir anda neye sinirlendin?”
Kaşlarımı çattım. “Sinirlenmedim.”
Yarım ağız sırıttı. “Bu sinirlenmemiş halin mi?”
Başımı iki yana sallarken dışıma doğru nefes verdim. “Bir anda insanı gıcık etmeyi nasıl başardığını anlamıyorum cidden!”
“Senin belli, bana gıcıklığın bayağıdır var da neyse.”
Sandalyesini yanıma çekip telefonunu çıkardı. “Yine de sen haklısındır. Ses etmem.”
Telefonunun kamerasını açınca gözlerimi kıstım. “Ne yapıyorsun?”
“Babamlar yanına geldiğime inanmıyor. Gülümse.”
Telefonu havaya kaldırıp fotoğrafımızı çekmeye başladığında ilk başta far görmüş tavşan gibi baksam da kendimi toparlayıp gülümsedim. Beraber fotoğraf çekildikten sonra fotoğraflara bakmaya başladık.
Alık alık telefona kameraya baktığım fotoğrafa sırıtarak baktı. Ardından bana döndü. “Bu güzel.”
“Nesi güzel bunun? Saçmalama.”
Telefonu elinden alıp fotoğraflara baktım. Güzel çıktığımız fotoğrafı gösterdim. “Bu kesinlikle.”
Gülümsedi. “Güzel.”
❤️🩹
Aren ters çevrili iskambil kağıtlarının üzerine iki tane daha iskambil kâğıdı koydu.
“2 kupa.”
Kartlarıma bakarken gözlerimi kıstım. Bir süre düşündüm. Ben de bir tane kupa vardı. 8 kartı açmadan 4 tanesini ben, 4 tanesini Aren oyundan çıkarmıştık. Ya o kağıtlardan birindeyse. Aren’in yüzüne baktım. Çok emin bakıyor.
O zaman kesin-
“Yalan.”
“Emin misin?” Tekrar karta baktım. Başımı olumlu anlamda salladığımda sırıtarak o iki kartı da çevirdi.
Bir sinek, bir kupa vardı. Mutluluk nidası çıktı dudaklarımdan. Gülmeye başladım. Aren ise sırıtmaya devam ederken altında kalan 6 kartı da aldı kendine.
Üç tane maça kartım kalmıştı. Kartı ters çevirip koydum, çok rahat bir şekilde.
“Üç maça.” Yüzüme bakarken sırıtıyordum. Bana bakıp ardından koyduğum kartlara baktı. “Yalan!”
Kartı açıp baktığında oflayarak aldı eline. Ben ise sevinç çığlıkları atıyordum. “Ben kazandım!”
“Bir el daha.”
Orta sehpadaki meyve suyunu içerken başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. “3 eldir kazanıyorum. Daha oynamam.”
“Birinci elde hile yaptın. O sayılmaz.”
Bardağı orta sehpaya geri bırakırken gülerek Aren’in koluna vurdum. “Yalan söyleme!”
İkimizde bağdaş kurmuş şekilde koltukta karşılıklı oturmuş blöf oynuyorduk. Sırf adil olmak için desteye bakmadan, içinden 8 kâğıt çıkarmıştık. Bu da kafamızı karıştırmıştı işte.
“Yalan mı? Kart çaldın!”
“Kart falan çalmadım. Sadece içinden kart çıkardım kafamız karışsın diye. İkinci elde ise 4 kart sen, 4 kart ben çıkardık zaten. İkimiz de o 8 kartın ne olduğunu bilmiyorduk.”
“İlk elde çaldığın kartlara bakıp matematik hesabı yaptın!”
Kaşlarımı çattım. “Kartlara bakmadım bile!”
“Yalan söyleme. O zaman kazanma şansın yoktu!”
“Madem birinci elde kazanma şansım yoktu. İki ve üçte nasıl kazandım?”
“Bala geldin!”
Alaylı bir bakışla suratına baktım. “Bala mı geldim?”
Başını belli belirsiz sallayınca gülmeye başladım. Sonra ise suratına alay geçercesine baktım. “Kıyamam, sen kaybetmeyi mi hazmedemedin?”
Kaşlarını çattı. “Saçmalama!”
Alay geçercesine kıkırdadım. “Kıpkırmızı olmuşsun sen. Bu kadar mı ağır geldi?”
Elimi alnına koyup ateşine baktım. Yoktu tabii. “Ay inanamıyorum Aren, hazımsızlık sende ateş yapmış.”
Elimi triplenircesine alnından iterken kıkırdadım. “Kazanınca bir çirkinleştin.”
“İlk sen başlattın ama bir yandan haklısın. Hazmedememek zor olmalı-” derken Aren’in beni kolumdan itmesiyle küçük bir çığlıkla dengemi kaybedip koltuktan düştüm.
Ne olduğunu anlamadan beni düşürmekten zevk aldığını açıkça gülüşünden belli eden Aren’e kaşlarımı çattım. Pislik kıskanç!
O gülerken kolundan tutup çekmemle koltuktan kayıp yanıma düştü. Gülüşü solarken gıcıklığa güldüm bu sefer.
“Nasılmış yere toslamak?”
Kolumu tutup beni kendine çekince göğsüm göğsüne çarptı. “Bunu ilk sana soralım mı?”
Yüzü yüzüme yakınken gözlerinin içine baktım. Nefes alışım birazcık sıklaşmış olabilir. Gözlerinin içine bakarken sessiz kaldım. Bir şey demedim. Daha doğrusu diyemedim.
Ağzımın içindeki bütün sözler dışarıya çıkmadan kaybolmuştu sanki.
Her zaman anın büyülerine inanmışımdır.
Şu anda öyle bir anın büyüsündeydik ki ikimizde birbirimize bakıyorduk.
Ve ikimiz de sessizdik.
Aren’in gözü bir anlığına dudağıma kaydığında nefesimin kesildiğini hissettim.
Dediğim gibi anın büyüsüne her zaman inanmışımdır.
Şu anda bu anın büyüsüne istemsizce kapıldığım gibi.
Belki de bu anda takılı kalmak istemişimdir. Aptalca bir şey olduğunu bilmeme rağmen.
Söylemeyi unuttuğum bir şey daha var aslında.
Anın büyülerine inandığım gibi, her zaman anın büyüsünü bozan bir şey olduğuna da inanmışımdır.
Ve tam olarak inancımın kanıtlandığı yerde duruyorum. Çünkü arkamdan gelen çığlık sesiyle beraber anlık olarak Aren’in suratına tokat attım.
EVET, TOKAT ATTIM!
BİLDİĞİN SURATINA YAPIŞTIRDIM!
Aren’in başı yana düşerken iki elimi de şaşkınlıkla ağzımın üzerine koydum. “Ay pardon!”
Bu sefer duyduğum gülme sesleriyle başımı arkama çevirip gördüğüm kişilere şaşkınca baktım.
Berk, Berke ve Emin vardı.
Çığlık atan Berke’ydi. Gülen ise Berk ile Emin.
“Sizin ne işiniz var burada?”
“Aren gelince biz de gelelim dedik.”
Aren’e baktım tekrardan. Şaşkınca bana bakıyordu.
“Bana neden vurdun?”
“Çığlık sesi duyunca korktum.”
Aren başını Berk’e çevirdi. “Sen neden bağırıyorsun?”
“Kanka çok öpüşüyor gibi duruyordunuz? O ne hal öyle? Ne oluyor lan size?”
Berke’ye döndüm. “Kankan beni koltuktan fırlattı.”
“Sanki sen altta kaldın? Sen de beni fırlattın!”
Başımı Aren’e çevirdim. “Pis pis gülmeseydin o zaman!”
“İlk pisleşen sendin!”
“Sırf bu yüzden boş bir eşya fırlatır gibi insan fırlatılmaz!”
“Asıl iki el kazandın diye insan zorbalanmaz! Gizli zorba seni!”
“Zorbalığın kitabını yazmış çocuk bana zorbalıktan bahsediyor burada! İnanılır gibi değil.”
Kaşlarını çattı. “Ben kimseye zorbalık yapmadım.”
Şok içinde baktım Aren’e. “Karşımda yalan söylüyorsun bir de!”
“Bir insana hak ettiği değeri vermek, onu zorbalamak değildir.”
“Haklı bu konuda.”
Berke’nin sesini duyduğumda aramıza gelip koltuğa oturdu. İskambil kartlarını eline aldı. “Ne oynuyordunuz?”
“Blöf.”
Sırıttı. “Kim kazandı.”
Kendimi gösterdim. “Ben.”
“Hile yaptı.”
“Yalan söyleme!”
Sırıttı. “Kart çaldı.”
Berke baktı. “Bir hilekâr, bir hile oyunlarda. İnanamazsın.”
Koluna vurdum. “Yalan söyleyip durma. Kaybetmeyi hazmedemedim, ateşim çıktı demiyorsun da!”
“Bak, yine pisleşiyorsun.”
“Seni gebertirim.” Aren’in koluna vurdum bir kez. “Yemin ederim, burada öldürürüm seni.” derken gülerek geri çekilmişti Aren.
“Şakaydı.”
“Oğlum makarnayı kim yaptı lan? Güzel olmuş.”
Emin elinde atıştırmalıklarla gelip atıştırmalıkları önümüze koydu. Ardından tekli koltuğa oturdu. “Yemek mi var?”
Berke’nin dediğiyle Emin başını olumlu anlamda salladı. “Berk içeride yiyor.”
Berke ayağa kalktı. “Başkan bu şimdi mi söylenir!”
Mutfağa doğru ilerlerken Emin bana döndü. “İyi geldi mi burası?”
Gülümserken başımı olumlu anlamda salladım. “Bayağı iyi geldi. Hakkını ödeyemem.Bugünlerde çok iyiliğin dokunuyor bana.”
Gülümsedi bana. “Önemseme öyle ya. Borç için yapmıyorum.”
“Yine de bir gün benim de sana iyiliğim dokunacak. Sözüm olsun.”
Kıkırdadı. “Peki, o zaman. Sözünü aklımda tutuyorum. Haberin olsun. Bir şey istediğimde anında yapacaksın.”
Güldüm. “Gözüm kapalı yapacağımdan emin olabilirsin.”
Sırıttı Emin. O sırada Aren’in boğazını temizleme sesini duyunca başımı ona çevirdim. Kaşlarını çatıyordu bana. Gözlerimi kıstım, ne olduğunu anlamak istercesine. Yakasını çekiştirdi.
“Gıcık oldum.”
Başını Emin’e çevirdi. “Gıcık bastı.”
❤️🩹
Hepinize iyi okumalar 🥹
