6. BÖLÜM “KÖTÜ KALPLİ CANAVAR”
“Trip atmaya devam edecek misin?”
Kollarım birbirine bağlıyken arabadan dışarıyı izlemeye devam ettim. “Boran amcaya her şeyi anlatmanın vakti geldi.”
Kıkırdadı Aren. “Ne anlatacaksın babama?”
“Bütün yalanlarını ve bugün beni resmen okuldan kaçırdığını. Büyük suç işledin.”
Arabayı sürerken bir elini aramızda tutup işaret parmağını havaya kaldırdı. “Seni okuldan kaçırmadım, dersin bittiği için okuldan çıkardım.”
Göz devirdim. “Benim kendi yalanlarıma inanma seviyesi.”
“Bak ikidir bana göz deviriyorsun! Ses etmiyorum ama huyumu biliyorsun Yağmur. Yapma şunu!”
“Seni polise şikayet edeceğim.”
“Bugün komikliğin üzerinde, bakıyorum da.”
Başımı Aren’e çevirdim. “Sırf dışarda birini bulurum diye yanından ayırmıyorsun beni, di’mi?”
Bana bir anlığına bakıp tekrar yola dönünce sırıttım. “Bulacağım ki!”
“Sen böyle bir insan değildin kızım! Ne oldu sana 3 ayda? Gayet uslu da duruyordun.”
Gözlerim kısıldı bir an. “Sen beni mi gözetliyorsun?”
Boğazını temizledi. “Saçmalama kızım! Seni niye gözetleyeyim?”
Dudağımı büzdüm bilmiyorum dercesine. “Belki içinde bir sapıklık duygusu vardır, bilemeyeceğim.”
“Kendini edebiyata çok fazla kaptırmışsın sen. Gerçek dünyaya ne dersin Yağmurcuğum? Bir ağaç koklamak, çimene falan dokunmak ister misin?”
Koluna vurdum Aren’in. “Saçma sapan konuşma!”
Aren kahkaha atarak bana baktı. “Araba kullanıyorum. Kaza mı yapalım istiyorsun?”
Başımı iki yana sallarken önüme döndüm. “Gıcık!”
“Deniz’in babanla kavgasını öğrendin mi?”
Dudağımı büzdüm. “Abim anlatacakken annem içeriye girdi.”
“Şevval abla senden mi gizliyor?”
“Bilmiyorum, abim anlatacağım dedi ama anlatmadı.”
Aren’in yüzüne baktım. “Bu sefer ciddi bir şey yaptım, dedi.”
Düşünür bir şekilde kaşları çatıldı Aren’in. “Deniz’in ciddi bir olaya girmesi çok düşük bir ihtimal. En fazla borsaya para yatırıp kaybetmiştir.”
“Ne kadar da basit bir olay senin için!”
Aren bana baktı. “Kızım ne diyeyim? Abinin bu zamana kadar en büyük olayı neydi?”
“Üniversiteye gitmemesi.”
Onaylar mırıltılar çıkardı. “Böyle bir kişi en fazla ne yapmış olabilir? Para kaybetmiştir. Hem Süleyman amca dün ne dedi? Yaptığı tek şey bize zarar getirmek demedi mi?”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Yani bu durumda borca girerseniz eğer sana yardım ederim. Üzülme sen.”
Sinirim bozulurken gülmeye başladım. Neden gülüyorsun dercesine sırıtınca dışıma doğru nefes verdim. “Mahalle yanarken saçını tarayan kişi sensin resmen. Sana tabir etmiş olmalılar. Neden bu kadar umursamazsın?”
Bahsettikleri kulübenin önünde durunca başını bana çevirip suratıma baktı. “Kaybedemeyeceğim kadar önemli bir olay olmadığı sürece sakinliğimi korurum. Sen buna umursamazlık dersen de başımın gözümün üstüne.”
Aren’in gözlerinin içine bakmasıyla istemsizce gülümsedim. Bazı anların uzun süre boyunca sürmesini isteriz ya, ben bu anın uzun süre kalmasını istiyorum. Her şeyden uzakta, gözlerinin içinde gördüğüm huzurla uzun zaman bakışmak istiyorum. Yıllardır doğru dürüst konuşmadığım çocukla ilk zamanlar kadar rahat olmanın bir ömür boyu sürmesini istiyorum.
Onun da bana karşı bir şeyler hissedebilecek olmasını istiyorum.
Emanet olarak görmek dışında.
Gözünde, ailesinin koruması gerektiğini söylediği bir şeyi zorla eline tıkıştırmış bir şey olmak gibi değil.
Onun da rahat olduğu ve gerçekten istediği bir kişi olmak istiyorum.
Olmayacağını bilmeme rağmen.
Öyle görmediğini bilmeme rağmen.
Hayatına aldığı kızlar gibi olmamama rağmen.
Aren’in camına tıklanılmasıyla bakışlarımız birbirinden ayrıldı. Aren de ben de sessizce arabadan indik. Arabadan inince Pelin’i arabanın karşısında kollarını birbirine dolamış şekilde kaşlarını çatarak baktığını gördüm.
“Evet Yağmur Hanım, mucizevi bir olayla karşı karşıyasın.”
Berke’nin yanıma gelip söylediğiyle gülümsedim. “Mucizevi olan ne?”
“Birkaç saate göreceğin şeyler.”
“Korkutma kızı.” Berk’in söylediğiyle Berke gülmeye başladı. “Korkma. Alt tarafı ölü gibi duran bedenlerle karşılaşacaksın.”
Gözlerim kocaman açıldı. “Ne?” Başımı Aren’e çevirdim. “O ne demek?”
“Ben bu kısmı hiç düşünmemiştim ama. En iyisi sen geri dön Yağmur, görme böyle şeyler. Korkarsın.”
Kaşlarımı çattım. “Yoo, korkmam. Neyden korkmamam gerekiyor?” Aren gülerken Berk ve Berke’yle birlikte içeriye içecek taşımaya başladılar. Onlar içeriye geçince alık alık bakmaya başladım.
“Biz bugün buraya bir şey yapmaya geldik.” Emin’in söze başlayıp yanıma gelmesiyle başımı ona çevirdim. “Ne yapmaya?”
“Yükselenler partisinden bahsediyorlar.” Başım Pelin’e döndü. “Tabii senin alışık olmadığın şeyler, pek bilmezsin.”
Bu kızın beni bu şekilde küçük düşürdüğünü sanmasına o kadar gıcık oluyorum ki. Bu hissettiğim gıcıklık ise tüm çıplaklığıyla suratıma oluşmuştu zaten.
“Doğru, pek alışık olduğum şeyler değil. Boş sesler duymayı pek sevmiyorum.”
Pelin’in kaşları bir anlığına kalktı. Bu kız bana neyin meydanını okuyor?
“Bu ortama giremeyen insanların tipik cümleleri.”
Meryem Pelin’in kolunu dürterken Emin boğazını temizledi. Ben ise gülümsemekle yetindim.
“Giremeyen?” Kıkırdadım. “İyiymiş.”
Verdiğim tepkiye kaşlarını çattı. “Neye gülüyorsun
sen?”
“Eğer bu ortama giremeseydim, burada ne işim vardı?”
“Aren sayesinde. Onun sayesinde buradasın. Ona yakınlığın sayesinde.”
Emin yerinde kıpıdandı. “Konuşmaya içerde devam etmeye ne dersiniz kızlar?”
Emin’i aldırmadan Pelin’e bakmaya devam ettim. “Ona bakarsan sen de onun sayesinde buradasın.”
İki adım yaklaşarak karşıma geçti Pelin.
“Ne demeye çalışıyorsun? Aynıyız falan mı?” Kahkaha atarak güldü Pelin. “Biz istesen de seninle aynı olamayız tatlım. Ben Aren’in sevgilisiyim, onunla yan yana duruyoruz. Ben ona ayak bağı olmuyorum, senin gibi.”
Bir adım daha yaklaşarak gözlerimin içine baktı. “Bizim seninle klasmanlarımız bile farklı. Senin ailen Aren’in ailesi sayesinde ayakta. Sen bu yüzden bu ortamda bulunuyorsun. Aren, sen istesen de istemesen de seni yanında gezdirmek zorunda kalıyor.”
Suratıma sırıtırken tepki vermiyordum. “Sen onun için sadece ailesinin zorundalık olarak kıldığı küçük bir kardeşsin. Sırf başına dert almasın diye yanında gezdirmeyi zorunda kılıp, kafasını karıştırdığın birisin. Başka bir şey değil.”
Emin Pelin’in kolunu tutarak onu geriye çekti. “Yeter artık, içeriye gir. Saçma saçma konuşma!”
Pelin kaşlarını çatarak Emin’e baktı. Ardından ses çıkarmadan Meryem’le birlikte içeriye girdi.
Gözlerim dolmaya başlamıştı. Hayır ama, şu an dolmaması gerekiyor. Ağlamamam gerekiyor. Ağlamamam lazım.
Emin beni kendisine çevirirken suratıma baktı. Ellerini yanaklarıma koyup gülümsedi. “Ona aldırma.”
Dolan gözlerime inat dışıma doğru bir nefes verdim. “Canım yandı.” Elimi aramızda tutup azı ifade ettim. “Birazcık.”
Emin, abi edasıyla gülümseyip bana sarılınca ben de karşılık verdim. Ardından kollarımızı birbirimizden çekerek yüzüne baktım.
“Kıskançlığından yapıyor. Aren kimi okulun ortasında kucağına almış? Arabasına bindirip buraya getirmiş?”
İç çektim. “Emanetini.”
Kaşları çatıldı sahte kızgınlıkla. “Saçmalama, Aren’den bahsediyoruz.”
“Kendi söyledi ve Pelin’de söylediklerinde haklı. Aren’in içinde tuttuğu cümleleri gibi bir şeydi benim için.”
“Yağmur?”
“NE DURUYORSUNUZ SİZ HÂLÂ ORADA? GELSENİZE!”
Başımızı kulübenin kapısına çevirmemizle kapının önünde duran Berke’yle biraz ilerisinde put dibi durup kaşları çatık bize bakan Aren’i gördüm.
Aren’in gözlerine bakarken o benimle Emin’e bakıyordu. Anlamsızca bakıyordu bize. Ses çıkarmadan, öylece duruyordu.
“Hadi, içeriye geçelim.” Emin’in sesini duymamla ona baktım. Kulağıma yaklaştı. “Pelin’leri de aldırıp üzülme. Kendini üzmene değmez.”
Gülümserken başımı olumlu anlamda salladım. İçeriye geçmek için başımı o tarafa çevirdiğimde Aren’in olmadığını gördüm. İçeriye geçmiş olmalıydı.
Biz de Emin’le beraber içeriye geçtiğimizde şaşkınca kulübe dedikleri yere baktım. Tahtadan köşke kulübe diyen bi’ bu aptallar olmalıydı herhalde.
❤️🩹
Birkaç saat geçmişti. Onlar etrafı parti alanına çevirip oturmuşlardı. Şimdi de gülüşüyorlardı. Ben de sessizce onları izliyordum. Aren’le Pelin yan yana oturmuşlardı. Pelin Aren’in elini tutuyordu, ara ara bacağını okşuyordu, beraber kıkırdıyorlardı.
Ben tekli koltukta oturmuştum. Önüme kutu bira koymuşlardı. Onunla bakışıyordum. Buraya gelmemeliydim. Sıkılıyordum, bunalmıştım, telefonum kırıktı, ortam benlik değildi.
“Yağmur? Yağmur?” Berke’nin sesini duymamla kendimi silkeleyerek ona döndüm. Yüzüme bakıp kıkırdadı. “Bu kadar sıkıldığını belli etme be kızım!”
“Yok ya, sıkılmadım.”
Berke yalan söylediğimi yemediğini belirtir bir bakış attı bana. “Bunu söylerken çok düşünmüş olmalısın.”
“Aklıma takılan bir şey vardı, onu düşünüyordum.”
“Önemli bir şey mi var?” Berk’in gözünü kısarak söylediğiyle Pelin’in kıkırtısını duydum. “Belki özel bir şeydir. Rahatsız etmesenize kızı!”
Pelin’i aldırış etmeden Berk’e döndüm. “Aklımda bir kurgu var sadece.”
“Ne kurgusu?” Emin’in sorusuyla ona cevap verecekken Aren’in sesini duydum.
“Yazdığın kitapla ilgili mi?” Ona kısa bir an bakıp başımı olumlu anlamda salladım.
“Kitap mı yazıyorsun? Benim hayatımı yazsana. Ben anlatırım sana bir ara.” Berke’ye kıkırdadım. “Ne gülüyorsun kız? Kayıtlara geçebilecek bir hayatım var.”
Gözlerim kısıldı. “Gece hayatı ve partilerinden mi bahsediyorsun?”
Berk’in kahkahasını duydum. “Zamparanın beş dolarlı hayatı!”
Berke Berk’in söylediğiyle kaşlarını çattı. “Bana bunu diyen herife bak! Senin başlığın daha iyi kardeşim. Seç ikiyi, al biri.”
Berke’nin söylediğiyle Berk kaşlarını çattı. “Lan, bir daha bu konuyu açma demedim mi sana! Bu konu ölümüne kapalı!”
“Ne konusu?” Berk şaşkınca bana baktı. “Yağmur? Ne kadar da meraklı çıktın?”
Gülümsedim. “Belki aklıma bir fikir gelir. Açsana biraz.” Omuz silkti Berk. “Başka konuları anlatırım ama bu olmaz Yağmur! Kusura bakma.”
Dudağım büzülürken Berke’nin koluma vurmasıyla başımı ona çevirdim. Sırıtarak bana bakıyordu. “Ben anlatırım sana sonra.”
Gülümsedim yeniden. O sırada kapının çalmasıyla Berke ayağa kalktı. “Geldi bizimkiler.”
Berke dış kapıyı açıp içeriye insanları almaya başladı. Hava kararmaya başlarken kalabalık bir grup içeriye doldu. Beraber arka bahçeye çıkmıştık.
Ortamda bir müzik varken çoğu kişi sarhoş olmaya başlamıştı. Kendince eğlenip dans ediyorlardı. Kahkahalar, sohbetler, bağırışlar, itişmeler vardı ortamda. Ben Emin’in yanında duruyordum. Bir de Berk vardı yanımızda. Üçümüz de sudan başka bir şey içmemiştik. Zaten ortamda sadece su ve alkol vardı.
Aren karşımızdaki masada Berke ve bir çocukla daha konuşurlarken Pelin, kolunun altına girmiş dans ediyordu.
Daha beteri yan masamızdaki çift ciddi bir öpüşme içerisindeydi, tabii buna öpüşme denebilirse.
Kendimi silkeleyerek önümde duran sudan bir yudum aldım. “Bugün benim hoşuma gitmiyor ya.”
Gözüm kısılırken Berk’e baktım. “Neden?”
“Garip bir şey var sanki. Aren’le Pelin’e baksanıza. Bunlar neyin derdinde.”
“Normalde davrandıkları gibi değiller.”
“Normalde nasıllardı ki?” Dediğimle Berk bana baktı.
“Aren’in Pelin’le ilişkisi bitmişti.”
Kaşlarım havaya kalktı. “Nasıl yani?”
“Aren artık Pelin’le ilgilenmiyordu. Yanında değildi demek. Bitmişti her şey onlar için. Sabah bile öyleydi ama buraya geldikten sonra sanki onlar yeniden barışmışlar gibi davranıyorlar.” Emin’in dediğiyle Berk Emin’in yüzüne baktı.
“Çok mu içti? Kontrol etsene bi’. Yanlış bir şey yapmasın.”
Emin Berk’i onaylayarak Arenlerin yanına giderken Berk etrafına bakıyordu. “Neyin var?”
“Bir şeyim yok ama sanki bugün herkes bir garip gibi.”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Ben de ortam bana değişik geliyor sanıyordum.”
“Bugün biri seni mi kırdı?”
Berk’in yüzüne baktım. “Ne?”
“Aren’e bakışın? Kırılmış gibiydin. Sabah mutluydun ama buraya gelince suratın düştü. Doğru dürüst suratına bile bakmadın?”
“Kırgın değilim aslında. Normal hayatımızda Aren’le daha kötüyüz. Niye kırgın olayım ki?”
“Öyle diyorsan, öyle olsun.”
Başını bahçe kapısına çevirip ardından bana baktı. “Ben iki dakikaya geliyorum.”
Başımı olumlu anlamda salladığımda içeriye girmek adına bahçe kapısına doğru yürüdü. O giderken Emin Aren’i masaya getirmişti.
“Oğlum iki dakika burada kal, sudan başka bir şey içme!” Emin bana baktı. “Ben gelene kadar yanında kalsın.” Başımı olumlu anlamda salladığımda Emin yanımızdan ayrıldı.
Etrafıma baktığımda Pelin ortalarda yoktu. Aren’in kıkırdamasını duyunca başımı ona çevirdim. Bana bakıp kıkırdıyordu. “Ne oldu?”
“Neden yanımdasın?” Gözlerim kısıldı Aren’in bu cümlesine. “Ne demek neden buradayım?”
“Yanımdasın. Sen benim yanıma gelir miydin?” Yavaş ve biraz daha kısık konuşuyordu. Besbelli sarhoştu. Yanakları hafiften pembeleşmişti. Gülümsedim. “Yalnız sen benim yanıma geldin.”
Başını olumlu anlamda salladı. “Doğru, ben geldim.” Gülümsedi, aptal bir sırıtışla. Ardından kendini toparlayarak boğazını temizledi. “Çünkü emanetsin bana. Seni korumam lazım.”
“Beni korumana ihtiyacım yok.” Kaşlarını çattı Aren. “Var, seni korumama ihtiyacın var.” dedi kendinden emin bir şekilde.
Yüzüme doğru yaklaşırken elini yavaşça kaldırarak elinin tersiyle saçımı okşadı. “Naifsin sen, kırarlar seni.”
Sen beni herkesten daha çok kırıyorsun!
Kaşlarını çattı Aren. “Artık herkes birbirini kullanıyor Yağmur. Sen aşk istiyorsun, sen aşk ararken kırarlar seni.”
Sessiz kaldığımda gözlerimin içine baktı. “Ben seni sakınırken sen bir başkasının seni kırması için çabalıyorsun.”
Anlamsızca Aren’in yüzüne baktım. “Bu sakınmak değil Aren.”
“Bu tam olarak sakınmak Yağmur. Ben sadece senin hikayendeki canavarım. Kötü kalpli bir canavar. Sen ise benim hikayemde sadece bir emanet olarak kal, tamam mı?”
Gözlerim doldu bu noktada. “Aren yapma bunu! Eğer istersek her şey daha güzel olabilir.”
“Öyle olmalı Yağmur. Öyle olunca her şey kontrol altında. Fazlası olma. Ben senin için sadece bir canavarım. Kalp kıran, yakın ama bir o kadar da uzak olan bir canavar. Bu kadar!”
Etrafına bakarken dışına doğru bir nefes verdi. “Bu kadar olmalı.”
Ardından masadan ayrılıp biraz ileride olan ve ona doğru gelen Pelin’e ilerlemeye başladı.
Hayır Aren, yapma bunu. Düşündüğüm şeyi yapma.
O zaman kalbim kırılır. Gözümün önünde yapma bunu.
Sensizliğe alışığım ama hayallerime dokunma.
Bu şekilde hayalimdeki bizi mahvetme!
Bu çok ağır!
Pelin’in önünde durduğunda onun yanaklarını tutup dudaklarını dudaklarıyla birleştirdi. Nefesimin kesildiğini hissederken gözümden bir damla yaş düştü. O sırada onları izleyen kesimin alkış sesleri doldurdu kulağımı.
Odaklanamadım o seslere.
Kulağım uğulduyordu. Başım dönüyordu sanki.
Herkesin kaybolduğunu hissettim. Bir tek onlar kalmıştı gözümün önünde.
Öpüyordu onu.
Gözümden bir damla yaş daha düştü.
Benim yanımdan ayrıldı, onu öpmek için.
Daha önce hiç bu kadar kırıldığımı hissetmemiştim.
Yemin ederim ki kalbim paramparça olmuştu.
Hayatımda hiç bu kadar küçük düştüğümü hissetmemiştim.
Aren Soykan bahsettiği canavarı diri tutmak için hiçbir yoldan kaçınmamıştı.
Kalbimin kırılmamasından bahsederken en çok da o kırmıştı kalbimi.
Kötü kalpli canavar, yıktı tüm hayallerimi.
❤️🩹
Yeni bölümlerde görüşmek üzere…
Oy ve yorumlarınızı unutmayın 🥰


