22. BÖLÜM “DÖNÜŞ YOLCUSU”
Aren bavulumu arabaya koyduktan sonra bizimkilere baktık.
Dün Aren’le beni iki saat kovalayıp üzerimize atlamışlardı ama o kadar yorulmuştuk ki ormanın içinde hepimiz saatlerce gülmüştük.
Hiçbir şey yapmadan sadece oturmuştuk.
Ondan sonra anca gece yarısı odalarımıza girmiştik.
Bugün ise kahvaltı yapıp bavullarımızı hazırlamıştık. Şimdi de gitmek için arabalara binmek üzereydik.
“Yarışalım mı?”
Berke’nin Aren’e sorusuyla kaşlarımı çattım.
“Hayır. Kaza falan olur, olmaz.”
Bana baktı Berke.
“Korkma be Yağmur!”
“Bunun korkuyla alakası yok. Hız yapmadan güzel güzel sürün arabayı.”
Göz kırptı Berk. “Ben süreceğim zaten. Aklın kalmasın.”
Aren’e döndü.
“Sonra konuşuruz biz.”
Aren onayladı onu. Emin geldi o sırada.
“Yalnız en eğlendiğim tatildi.”
Gülümsedim o sırada.
“Benim de. Unutamayacağım şeyler yaşandı.”
Güneş bana bakıp kaşlarını çattı. “Dünün hesabını soracağım sana.”
Güldüm Güneş’in dediğiyle.
“Kafama taş yedim. Daha ne hesabı kaldı ya?” dedim pansuman yaptığımız kafamı göstererek.
“Ne güzel geceydi ama!” dedi Berk.
“Bunun bedeli olmayacak sanma Yağmur Biltekin.”
Berke’nin dediğiyle ona baktım.
“Korkumuz yok çok şükür. Taş bile yedim.”
“Hadi bu melek gibi kız şeytana uydu yaptı. Lan piç! Sen neden alet oluyorsun olaya!”
“Kıramadım.” dedi Aren bir anda.
Ona dönüp gülümsedim. O da bana bakıp sırıttı. Dün pansumanımı Aren yapmıştı. Güneş’le odaya girip üzerimizi değiştirdikten sonra gelmişti Aren yanımıza. Pansumanımı yapıp odasına geri gitmişti.
“Ben seni kıracağım ama.” dedi Berke.
“Neyse, gerisini sonra hallederiz. Hadi herkes yola çıksın.” dedi Emin. Ardından Berk’le Berke’ye döndü. “Hız yapmıyorsunuz!”
Onayladı Berk. Ardından herkes arabasına bindi. Yola çıktık.
“Başın ağrıyor mu?”
Aren’in sorusuyla ona baktım.
“Ne?”
Pansuman yaptığı yeri işaret etti. “Acıyor mu?”
Acımıyordu.
Ama bunu Aren’in bilmesine gerek yok.
Acıyormuş gibi acı nidası çıkardım Berk’in taş attığı yere dokunurken.
“Hafif bir sızı var.”
Gülümsedi. “Hafif bir sızı?”
Başımı olumlu anlamda salladım. Elini yaramın üzerine koyup okşadı.
“Ben sana demiştim ama.”
“O korkularına değerdi.”
Bana baktı o sırada. “Canının yanması hiçbir şeye değer değil Yağmur.”
Elini elimin üzerine koyarken başını yola çevirmişti.
“Canının yanacağı hiçbir olaya girme!”
Gözlerine baktım Aren’in.
“Aptal değilim Aren. Canımın yanacağı bir olaya kendimi sokacak değilim. Bu sadece Berke’nin ani refleksle attığı taşın bana gelmesi sonucu olan bir şeydi.”
“Edebiyat yapma bana! Ben diyeceğimi dedim.”
Şaşkınca Aren’e baktım. “Edebiyat yapmıyorum!”
Suratıma baktı.
“Yine de canını yakacak bir olaya girme.”
“Tamam Aren, girmem. Sanki ne olacak?”
“Bir şey olmasına gerek yok. Canının yanmasını istemiyorum.”
Güldüm. “Bu benim elimde olan bir şey değil yalnız.”
İç çektim. “Neyse, onu bunu boş ver de çok güzeldi kamp.”
Aren bana baktı. “Eğlendin mi?”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Çok. Sen?”
Başını yola çevirip tekrar bana baktı.
“Çok.”
Gözlerimin içine bakarken sırıttı. Gülümsedim.
“Keşke biraz daha uzun olsaydı.”
“Neden?”
Başımı yola çevirdim.
“Bu sıralar evden uzak olmak güzeldi. Şimdi tekrar eve gidecek olmak garip.”
“Bir de Deniz’in olayı var tabii.”
Başımı olumlu anlamda salladım.
“Şu anki tek konumuz o zaten. Tabii annem için abim suçlu değil. Beş yaşında bir çocuk olduğu için böyle hatalar yapması normal.”
“Seni suçluyor deme bana!”
Gülümseyerek baktım Aren’e.
“Felaket olan benim Aren.”
“Bunu düşünen sadece annen. Onun dışında kimsenin böyle bir şey düşündüğü yok. Boş ver, o da bir gün seni kaybettiğinde anlayacak.”
Omuz siltim.
“Sanmam anlayacağını. Hatta o gün kurtulduğuna sevinir.”
Gözlerime baktı.
“Kendi kaybı.”
Başımı önüme çevirdim.
Kendi evime çıkacağım güne kadar yani.
O gün onun en mutlu günü olur.
Ben de o gün gerçek anlamda annemi kaybetmiş olurum.
Olması gerektiği gibi...
İç çektim. O sırada Aren elimi daha sıkı tuttu.
“Moral bozmak yok.”
Elimi bırakıp radyoya uzandı. Müzik açıp bir de arabanın üstünü açtı. Şarkıyı söylemeye başlarken gülümsedim.
Kalan yolu beraber şarkı söyleyip eğlenceli şeyler konuşarak geçirdik.
❤️🩹
Araba kapımızın önünde durunca ikimizde indik. Bavulumu çıkartıp bana verdi. Evi işaret ettim.
“Gelmek ister misin?”
İlk binaya bakıp ardından bana döndü.
“İsterdim ama gelemem. Eve gitmem lazım. Babam çağırdı.”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Tamam o zaman.”
Gülümsedim.
“Görüşürüz.”
Yaklaşıp sarılınca karşılık verdim. Ayrılmadan önce başımı öptü. Yaranın üstünü.
“Görüşürüz. Yazarım sana.”
Başımla onayladım onu. Ardından valizimi de alarak binanın içine girdim. İçeriye girdiğimde suratına baktım.
El sallayınca ben de salladım.
Arkamı dönerek kartımı okuttum. Sürgülü kapı açıldığında içine girip asansöre bindim. Evimin önüne geldiğimde anahtarla kapıyı açıp içine girdim. Eve girip kapıyı arkamda kapattım.
Valizimi kenara koyarken ayakkabımı çıkardım. Mutfaktan çıkan annemi gördüm. Bana baktı.
Bir şey demedim. Ayakkabımı çıkartıp valizimle birlikte odaya doğru yürüdüm.
“Valizin tekerleği pis. Sürme halıya.”
Bir şey demeden valizi kaldırdım. Odama götürüp kapımı kapattım. Üzerimi değiştirerek valizimi boşattım.
Bavulu eski yerine koyup yatağıma uzandım. Telefonumu açtım. Telefonumla takıldım bir saat.
Kapı tıklanıp açılınca gelen kişiye baktım. Abim gülümseyerek içeriye girdi.
“Gelmişsin?”
Ben de gülümserken onayladım onu. Kapıyı yarım açık bırakmıştı. İçeriye girip yanıma oturdu.
“Nasıldı kamp?”
Doğruldum. “Rüya gibi.”
“Eğlenmişsin zaten. Belli, yüzüne renk gelmiş ama seni aradım ulaşamadım.”
“Telefon orada çekmiyordu. Zaten doğanın tadını çıkaralım diye telefonlarımızı elimizden aldılar.”
“Doğanın tadını bayağı bir çıkarmış olmasının. Boynundaki çizik, kafan? Kavga mı ettin?”
“Çok oyun oynattılar.”
Güldü. “Kavga ettin yani? Kiminle?”
“Kavga değildi aslında. Bizim bellerimize bayrak bağladılar. Bir tane kızla da karşı takımlardaydık. İşte ikimiz de birbirimizin bayrağını almak için mücadele verirken oldu.”
“Kafan peki? O ne zaman oldu?”
“Onu Aren’in arkadaşı taş attığında oldu.”
Şaşkınca baktı Deniz.
“Ne?”
“İsteyerek yapmadı. Senin küçükken bana anlattığın orman gelini hikayesini geceanneannemi bile katarak bunlara anlattım. İşte ateş yakmış oturuyorduk. Bunlar da korktutabii. Gerçek sandılar. Bende daha gerçekçi olsun diye şaka yapmak istedim. Beyaz bir elbise giydim, saçımı önüme attım falan. Tabii Aren de bunları kaldırdı ormana götürdü. Sözde beni arıyorlarmış gibi. O sıra ben bunları korkuttum. Kafama da taş yedim.”
“Çok korktular mı?”
Sırıttım.
“Öyle bir korkuttum ki. Bir Aren korkmadı. O da herhalde anneannemden dolayı çakmış.”
“Korkutacağından haberi var mıydı onun?”
“Birazcık yardım etti.”
Gülerken başını iki yana salladı. “Delisiniz siz.”
“Güneş’i çok ağlattım ya!”
Güldü Deniz.
“Kızın ne suçu varmış?”
“Hesap soracakmış daha bana zaten. Alındı bayağı.”
Sırıttı. “Ağlatmışsın kızı.”
“O da korku filmlerinde olsam çok cesur olurdum demeseymiş yani. Alt tarafı havadan toprak düştüğünü zannetti.”
Gülmeye başladı.
“Yuh! Onu nasıl yaptın?”
Böbürlenircesine saçımı savurdum.
“Atış konusunda her zaman çok iyiyim, bunu bilirsin.”
“Bilirim, bilirim.”
Boğazımı temizledim. “Siz ne yaptınız? Ben yokken.”
“Aynı. Değişen bir şey yok. Babam her gördüğünde bana laf sokuyor, haklı adam.”
Elini tutup gülümsedim.
“Çözeceğiz, sen merak etme.”
Gülümsedi.
“Biliyorum.”
Alnımı öptü.
“Biz her şeyi çözeriz.”
Başımla onayladım onu.
“Ne kadar zor olursa olsun.”
Gözlerimin içine baktı.
“Ne kadar zor olursa olsun.”
❤️🩹
İyi okumalarrrrrr