19. BÖLÜM “BAYRAK KAPMACA”
Hepimiz kamp alanında toplanmıştık. Genel olarak hepimizin kalça kemiğinin üstünde ise üçgen bayraklar ayarlıyorduk. Adil olsun diye de kura yapmaya karar verdiler.
İki takıma ayrılacaktık. 15 kişi beyaz bayrak, diğer 15 kişi ise siyah bayrak takacaktı. Elinde adlarımızın olduğu kâğıtları karıştıran rehbere baktım.
“Şimdi ilk ismini söylediğim beyaz bayrak takacak, ikinci isim ise siyah bayrak. O zaman ilk ismi çekiyorum.”
İlk kâğıdı eline aldı rehber. “Sena. Beyaz takımdasın.”
İkinci kâğıdı çekti. “Arif, siyah takımdasın.”
“Özge, beyaz takım. Selim, siyah takım. Sinan, beyaz takım. Gözde, siyah takım.”
Tekrar bir kâğıdı çekti keseden.
“Berke, beyaz takım.”
Berke sırıtarak beyaz bayrağı takarken rehber isim okumaya devam ediyordu. “Meryem, siyah takım.”
Meryem siyaha geçtiğinde rehber bir kâğıt daha çıkardı keseden. “Güneş, beyaz takım. Süleyman, siyah takım. Emin, beyaz takım.”
Rehber isim okumaya devam ederken Emin sırıtarak Güneş’in yanına gitti.
“Berk, siyah takım.”
Berk sessizce siyah takıma doğru ilerledi.
“Yağmur, beyaz takım.”
Ben gülümserken beyaz takıma doğru ilerledim. Kalça kemiğimin üzerine beyaz bayrağı taktık.
“Pelin, siyah takım.”
Pelin gülümseyerek siyah takıma geçti. O sırada bana gülümsemeyi eksik etmemişti.
“Doruk, beyaz takım.”
Doruk gülümseyerek bizim takıma ilerledi.
“Aren, siyah takım.”
Aren’e baktığımda üzüldüğümü hissettim bir an.
Hayır ama ya! O kızla aynı takımda olacağına inanamıyorum.
Aren bayrağını takarken bana baktı. Onun da morali bozulmuştu bu duruma.
Rehber herkesin adını söyleyip herkes kendi bayrağını taktığında rehbere baktık hepimiz.
“Bayrağı çekilen oyundan çıkar. Çıkan oyuncu kamp alanına geri döner. Etrafta hoparlörler var. Hoparlörden ses geldiğinde oyun bitmiştir. O zaman herkes kamp alanına geri gelecek. Şimdi kendinize saklanacak güzel alanlar bulun.”
Hep birlikte onayladık rehberi. Ardından rehber oyunu başlattı. 10 dakika saklanmak için verilmişti. Ormanın içine girdim. İlerledim iyice. Sessiz bir şekilde.
Saklandım yeşilliklerin arasında.
Acaba Aren tek midir şu anda?
Pelin onu yalnız bırakmaz ama.
Of şansa bak!
Aynı takımdalar bir de!
Keşke ben Aren’le aynı takımda olsaydım!
O zaman her şey daha eğlenceli olurdu.
Oflayarak yürümeye devam ettim. Kendimi saklayabileceğim bir ağaç gördüğümde oraya geçip oturdum.
Yoruldum, sabahtandır yürüyorum.
Bir süre bekledim. Henüz gelen giden yoktu. Karşıma çıkan biri olmamıştı.
Sessizce beklemeye devam ettiğim sırada duyduğum ayak sesiyle gizlice baktım ağacın arkasından gelen kişiye.
Gözde’ydi gelen.
Siyah takımdaydı Gözde.
Sessizce ayağa kalkıp saklandım. Benim olduğum ağaca doğru iyice yaklaşana kadar. O ileriye doğru giderken ağacın etrafından dönüp arkasına geçtim ve hızlıca bayrağını çektim. Şaşkınca bana doğru döndü.
“Yağmur! Aşk olsun.”
“Üzgünüm.”
“Kamp alanında görüşürüz o zaman.”
Gülümsedim. “Görüşelim.”
O da gülümserken geldiği yoldan geriye doğru yürümeye başladı. Bayrağı yere atarak ben de Gözde’nin gittiği yolun tam tersine yürüdüm.
Bayağı bir yürüyüp yine bir ağacın arkasına oturdum. Bizim takımdan birkaç kişi geçmişti. Onun dışında kimseyi görmedim ben.
Sanki herkes avlanmış gibi.
Bayağı bir süre geçti boş boş beklememin ardından.
Sıkılmaya başladım artık.
Oflayarak kopardığım yaprakları parçalara ayırıyordum.
“Acaba Aren şu anda ne yapıyor?”
Düşünür mırıltılar çıkardım.
“Kaybetmiş olabilir mi? Yok ama Aren’in kaybedebileceğini düşünmüyorum. Kesin çok fazla insanı elemiştir.”
Kendimi onaylar sesler çıkardığımda gözlerim kısıldı.
“Pelin elendi mi ki?”
Elenir mi ki?
“Bence elenmiştir! O böyle oyunları yapamaz, forsu bozulur bir kere.”
Elimdeki yaprağı bıkmışlıkla savurdum.
“Ay yeter, yeniliyorsam da yenileyim. Sıkıldım ben!”
Ayağa kalkıp kendimi silkeledim. Ardından saklandım yerden çıktım. Arkamı döndüğümde gördüğüm kişiyle olduğum yerde durmak zorunda kaldım.
“Aren?”
Sırıtarak bakıyordu bana.
“Kendi kendine konuşmaya başlamışsın.”
Yavaşça bir adım geriye giderken başımı olumlu anlamda salladım.
“Yapıyoruz arada öyle şeyler.” derken bir adım daha geri gittim.
Ben geriye giderken o da bana doğru ileriye geliyordu tabii.
“Kaçıyor musun benden?”
Başımı olumsuz anlamda sallarken bir adım daha geri gittim.
“Yok, ne alaka?” dediğim an arkamı dönüp koşmaya başladım. Birkaç saniye içinde belimin tutulmasıyla Aren’in kolları arasına çekilmem bir oldu. O sırada ağzımdan tiz bir çığlık koparken ayağımın takılmasıyla yere düşerken Aren’in kollarına sarılıp onun da benimle beraber düşmesini sağlamış oldum.
Aren üzerime düşmüştü. Şaşkınca suratıma baktı, hiç hareket etmeden.
“Neden kaçıyorsun?”
Alık alık suratına baktım.
“Karşı takımlardayız çünkü.”
Anlamsızca gözlerimin içine baktı Aren.
“Yani?”
“Bayrağımı alma diye.”
Sırıttı çarpık bir şekilde.
“Bayrağın senden önemli değil Yağmur. Bayrağını almak için uğraşmam.”
Gülümsedim. “Ama ben seninkini almak için uğraşırsam ve alırsam kaybedersin.”
“Ben sana çoktan kaybetmişim.”
Kaşlarım havaya kalkarken avel avel suratına baktım Aren’in.
“Ya.”
Güldü Aren tepkime. Ardından dudağını ıslattı.
“Çok tatlısın.”
“Aren?”
Yüzümü inceliyordu. “Hmm?”
“Bayrağını alayım mı?”
“Kazanmak mı istiyorsun?”
Başımı olumlu anlamda salladım hevesle.
“Al o zaman.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ama bu çok kolay oldu.”
Gözlerimin içine baktı.
“Diğer türlü yıllar sürüyor.”
Dudağımı birbirine bastırırken onayladım onu.
“Bak bu konuda haklısın.”
Başını bilir kişi gibi salladı.
“Bak, haklıyım işte. O yüzden fikrimi değiştirmeden al.”
Aren hâlâ üzerimdeyken bayrağı aldım. Ardından Aren’in görebileceği şekilde tutup salladım.
“Aldım.”
Kıkırdadı Aren. “İyi yaptın.”
“Aren?”
Gözlerimin içine baktı Aren. “Efendim?”
Dudağımı yaladım. “Üzerimden kalkacak mısın?”
Aren’in kaşları kalkarken boş bir şekilde baktı birkaç saniye. Ardından onaylayarak kalktı üzerimden. Üzerimden kalıp ayağa kalktı ve benim de ayağa kalmama yardım etti.
Ayağa kalktıktan sonra üzerimi silkeledim. Ardından Aren’e baktığımda etrafına baktı.
“Nereye gidiyoruz?”
Gözlerim kısıldı. “Gidiyoruz?”
“Beraber gitmeyecek miyiz?”
“Sen oyun dışısın. Kamp alanına dön. Benim oyunum daha bitmedi.”
“Ciddi misin?”
Başımı olumlu anlamda salladım.
“Ya ben de geleyim. Seni korurum.”
Sırıttım Aren’e.
“Ben kendimi koruyabilirim. Şimdi herkes kendi köşesine.”
Kınar gibi baktı Aren bana.
“Vay be! Yazıklar olsun!”
Gülerek kolunu tuttum.
“Üzülme. Kazanıp geleceğim.”
Kaşı sorgularcasına kalktı.
“Kazanacağına eminsin yani?”
Böbürlenircesine savurdum saçımı. “Şüphen mi var?”
“Asla.”
Gülümsedim.
“O zaman herkes kendi yerine.”
“Çabuk gel.”
Sırıttım. “Buna emin olabilirsin.”
Benimle birlikte sırıttı Aren. Ardından ikimizde kendi yolumuza doğru ilerledik. Gülümseyerek yürüyordum ormanda.
Arkama döndüm kimse var mı diye? Önüme döndüğümde çarpıştığım kişiyle ikimiz birden yere düştük. O kişiye baktığımda onun Pelin olduğunu gördüm.
İkimizin de kaşları çatıldı aynı anda. Hızla ayağa kalktığımda Pelin’de benimle beraber kalktı. Gözüm onun bayrağına kaydı. O da benim bayrağıma baktı.
“Bence uğraşma.”
Söylediğiyle gülümsedim. “Uğraşmayacağım. Kolaylıkla alacağım çünkü.”
Sesli bir şekilde güldü Pelin. “Komiksin tatlım.”
“Gerçekler tatlım.”
“Kazanacağım! Neden biliyor musun?”
Gözlerimi kıstım umursamazlıkla. “Neden?”
“Çünkü ben istediğim her şeyi alırım.”
Bana doğru gelmesiyle suratına okkalı bir şamar indirdim.
“Bu sefer değil!”
İkimizin de kaşları çatılırken birbirimizin üzerine atıldık.
YAZAR ANLATIMIYLA
“Oğlum oyunun bitiş zili bile çaldı! Yağmur’da yok, Pelin’de.”
Berk’in dediğinin ardından Güneş onların yanına geldi. “Odada da değil. Başına bir şey gelmiş olmasın.”
İçi sıkıldı Aren’in.
“Bir şey diyeceğim ama demekte istemiyorum.” Herkesin başı Berke’ye döndü.
“Pelin’de yok, Yağmur’da ve ikisi karşı takımdalar. Birbiriyle karşılaşmış olmasınlar.”
Aren’in kaşları çatıldı o an. Güldü Emin.
“Yok oğlum saçmalama. Birbirlerini öldürecek değiller.”
“Öldürebilirler aslında.” diye söze girdi Meryem. Emin’in gülüşü soldu.
“Bence bir arayalım.” diye öneri sundu Berk.
“Ben aramaya gidiyorum.” diye ayaklandığında Aren ormanın içinden çıkan Yağmur ile Pelin’i gördü. İkisinin de saçı başı dağılmıştı. Yan yanaydılar ama aynı zamanda aralarında mesafe de vardı.
İkisi de kamp alanının ortasına geldiğinde rehber önlerinde durdu. Aren’lerle birlikte herkes yanlarına gitmişti.
“Kızlar? Neredesiniz siz? İki saattir sizi bekliyoruz.”
Yağmur’la Pelin ses çıkarmadan birbirlerine baktılar. O sırada gözleri kısılmıştı Aren’in. Aralarında bir şey geçtiğinin farkındaydı.
İkisinin de belinde bayrak yoktu.
“İkiniz birbirinizin bayrağını almadınız herhalde. Birinizin ilk çekmiş olması lazım. Hanginiz?”
Rehberin sorusundan sonra ikisi de sessiz kaldı. Ardından Yağmur elini cebine atarak yavaşça siyah bayrağı çıkardı. Bayrağı çıkarıp havaya kaldırdığında gülümsedi.
Aren’in de dudağının kenarı kıvrılmıştı.
Beyaz takım coşkuyla Yağmur’un üzerine atıldığında ona ilk sarılan Güneş oldu. Yağmur da Güneş’e sarıldıktan sonra gözleri onu izleyen Aren’e kaydı.
Kazanacağım, demişti.
Kazanmıştı.
Bayrağı o almıştı.
❤️🩹
İyi okumalarrrrr