17. BÖLÜM “KAMP ATEŞİ”
Kamp ateşinin önünde toplanmış marshmallow ısıtıp yiyorduk. Benim bir yanımda Güneş, diğer yanımda Aren vardı. Güneş’in yanında Emin, Emin’in yanında Berk, Berk’in yanında Berke, Berke’nin yanında ise yine Aren vardı. Aramızdaki mesafe ne az ne de çoktu.
“Güneş daha havalı ya!”
Berke’nin dediğiyle gülümsedim.
Konumuz okul zamanı boyunca bizim onların yanına gitmemizdi.
“Nesi havalı! Pamuk gibi kız.”
Kaşlarını çattı Berke.
“Asıl nesi pamuk! Geçen sene selam vereyim dedim. Borçlu çıktım anasını satayım!”
“Yürüdün mü lan?”
Emin’in dediğiyle yutkundu Berke. Şu anda herkes Emin’le Güneş’in flört olduğunu biliyordu.
“Sadece samimiyet kurmak istedim. Biliyorsun ki kardeşim ben fazla arkadaşa bayılırım ama helal olsun yenge adayıma asla yüz vermedi. Hatta öyle kötü baktı ki üç ay Yağmur’a bile selam veremedim.”
Güldüm.
“Yenge adayı mı?”
Güneş’in takıldığı konuyla sırıttım. Emin göğsünü gerdi.
“Yenge diyeceksin oğlum.”
Berke’yle aynı anda “o” sesi çıkardık. Güneş ise şaşkınca Emin’e bakıyordu.
“Ben kız tarafıyım. O yüzden enişte diyeceğim.”
Dediğimle Emin kaşlarını çattı. “Sen beni daha uzun tanıyorsun.”
Omuz silktim. “Güneş’imin tarafındayım her zaman.”
“Hain.”
Güneş öpücük attı bana.
“Bunlar ittifak. Şimdiki hamleleri ise Emin’i yanımızdan götürmek. Demedi demeyin.”
Suratına baktım Berke’nin. “Asıl Emin arkadaşımı yanımdan koparıyor.”
“Kimsenin, kimseyi yanından ayırdığı yok.” diyerek lafa atladı Emin.
Ateşe tuttuğum marshmallow’umu ateşten çekerek yedim.
“Onu bunu geçin de ben bayağı bir yoruldum.”
Berke sırıttı Berk’in dediğiyle. “Şimdiden mi?”
Gözüm kısıldı bir an.
“Niye? Ne yapacağız ki?”
“Daha oyunumuz var.”
“Ne oyunu?” diye sordum Berke’ye. Sırıtışı genişledi.
“D/C ama bu hepimizin küçükken oynadığı oyunlara benzemiyor. Yani soruyu soran biz değiliz.”
Güneş’in sesini duydum. “Kim?”
“Hayır, kızlarla oynamayacağız.”
Aren’in dediğiyle ona baktım.
“Neden?”
“Saçma şeyler, boş verin siz.”
“Saçma olan şey ne?” diye çok güzel bir soru sordu Güneş.
“Ya bu Berke oyunu çok pis yapıyor. Size göre değil.”
Emin’in açıklamasıyla ona baktım. “Ne kadar pis olabilir ki?”
“Pis düşünenedir.” diye kendini savundu Berke, sorduğum soruya karşılık olarak.
“Siktir lan oradan!” Doruk’un sesini duyduğumuzda Berk’le Emin’in arasına oturdu. “Geçen sene sıçmıştınız ağzıma.”
Gülerek Aren’le Berke’nin arasına girdi Pelin. Güneş’le Emin’in arasına ise Meryem girmişti.
“Ne eğlenceliydi ama. Hayatımda hiç bu kadar eğlenmemiştim.”
Pelin’in eğleneceğini ne yaşanmış olabilir ki bu oyunda?
“İlk o zaman öpüşmüştünüz değil mi siz?” diyerek Pelin’le Aren’i gösterdi Meryem. Bunu derken sırıtıyordu.
Boş bir şekilde onlara baktım. Ardından kamp ateşine çevirdim başımı.
“Oyunu oynamıyoruz. Bitmiştir.”
Aren’in dediğiyle Pelin başını olumlu anlamda salladı. “Bence de oynamayalım. Malum aramızda henüz bu oyunu oynamaya cesareti olmayanlar var.”
Kaşlarımı çatarak Pelin’e baktım. O da sırıtarak bana bakıyordu.
“Kimden bahsediyorsun sen?” diye sordu Doruk.
“Tabii ki aramıza yeni katılan eski çocukluk arkadaşından.”
Suratına bakıp gülümsedim. “Aranıza katıldığımı nereden biliyorsun?”
Gözlerimin içine baktı Pelin.
“Aramızda değil misin?”
“Hiçbir zaman olmadım.”
Sırıttı. Biraz bana doğru eğildi, aramızda Aren olmasına rağmen.
“Neden buradasın o zaman?”
Ben de sırıtarak ona doğru eğildim, aramızda Aren olmasına rağmen.
“Ben sen gelmeden önce de buradaydım. Yani bu durumda yeni gelen ben olmuyorum.”
Güldü gıcık bir şekilde. “Kendini böyle mi motive ediyorsun tatlım?”
Ben de onun gibi güldüm. “Ben kendimi motive etmeye ihtiyaç duymuyorum tatlım, senin aksine. Genelde motive olduğum şeyler benden kaçmıyor.”
“Genel derken dünden mi bahsediyorsun?”
“Niye? Sen iki yıl öncesinden mi bahsediyorsun?”
“Kızlar bu gerilimi biraz azaltalım mı?”
Berk’in cümlesiyle kendimi dikleştirip önüme döndüm.
“Oynuyor muyuz?” Berke’nin sözüyle onayladım onu.
“Oynuyoruz.”
“Oynamıyoruz.” Aren’in sesini duyduğumda suratına baktım.
“Çıkabilirsin o zaman.”
“Yağmur!”
“Sen oynamak istemiyorsun diye oynamayacağımı mı düşünüyorsun?”
“Oynamıyoruz!”
Pişkin pişkin sırıtırken Berke’ye döndüm. “Nasıl oynanıyor şimdi?”
Berke, ilk Aren’e baktı. Ardından gözlerini bana çevirip sırıttı.
“Ben kaseleri getireyim de bir an önce başlayalım.”
❤️🩹
“Şimdi bu kasede doğruluk seçenlerin sorusu, diğer kasede ise cesaret seçenlerin sorusu var. Kırmızı olan kasede ise cezalar var.” diyerek eliyle kaseleri gösterdi.
“Soruyu yalnızca bu kaseler sorar. Çeviren kişi D ya da C kaselerinden kendisi kağıtları alır ve çıkan soruyu bunu yapacak kişiye okur. Çıkan soruyu yapmak ve cevap vermek zorundasınız. Yapamayacağız bir şey olduğunda ise ceza kasesinde daha beter şeyler yaparsınız. Bu arada ceza kasesinde hangi kâğıdı alacağınızı kendiniz seçiyorsunuz. Bir nevi ölümünüzü kendiniz belirliyorsunuz. Kaçamazsınız ve yahut yanıtsız bırakamazsınız, size soru sorulmadığı sürece. Bunu bilerek başlayın. Hiçbirimiz çocuk değiliz burada.”
Onayladık hepimiz Berke’yi. Zaten hepsi önceden oynamıştı. Berke, benle Güneş’e anlatıyordu oyunu.
“O zaman oyun kurucusu olduğum için ben başlatıyorum. Şişeyi çeviriyorum.”
Gülümsedim. Berke şişeyi çevirdiğinde şişe hepimizin arasında bir süre döndü. Ardından kapak kısmı Güneş’in önünde durdu. Güneş gülümsedi.
“Evet yengem, ilk olduğun için ilk tebrik ediyoruz. Ardından soruma geçiyorum. Doğruluk mu cesaret mi?”
Güneş ilk Emin’e baktı. Sonra sırıtarak Berke’ye döndü.
“Yavaştan başlayalım o zaman. Doğruluk.”
“Bunu diyeceğini biliyordum” diye atıldı Berke. Ardından doğruluk kasesine elini sokarak kaseyi eliyle karıştırdı. Ardından da bir tane kâğıt çıkarıp açtı.
“Güzel soru çıkmış karşına. Şimdiye kadar kaç tane sevgilin oldu?”
Güneş dudağını yaladı. “2.”
“Benimle birlikte mi?” diye sordu Emin. Güneş, Emin’e baktı.
“Henüz sevgili değiliz.”
Emin’in kaşı havaya kalktı bir an. Berke ise o sırada elindeki şişeyi Güneş’e uzattı.
“Çevir yenge adayım.”
Güneş Berke’nin elinden şişeyi alıp çevirdi. Şişe Berk’in önünde durunca sordu Güneş.
“Doğruluk mu cesaret mi?”
“Doğruluk.”
Doğruluk kasesinden bir kâğıt çekti Güneş.
“Bu soru iğrenç!”
“Oku hadi!” diye çığlık attı Meryem. İç çekerek tekrar kâğıda baktı Güneş.
“Seks yaptığın en garip yer neresiydi?”
Sırıttı Berk. Gözlerim kısıldı.
“Annemin odası.”
“Ne?”
“Şaka yapıyor olmalısın.”
“İğrenç.”
Hep bir ağızdan kurduğumuz cümlelerin aksine Berke Berk’in kafasına vurmuştu.
“Bula bula orayı mı buldun lan şerefsiz!”
Berk sırıtmaya devam ederken Güneş şişeyi Berk’e uzattı.
Berk şişeyi çevirdiğinde Meryem’in önünde durdu. Meryem de doğruluk dedi.
“Ailenin asla bilmemesini umduğun şey?”
“Hesap dökümlerim.”
Gülümsedim. Ardından Meryem çevirdi şişeyi. Benim önümde durdu.
“Doğruluk mu cesaret mi?”
“Doğruluk.”
Bir tane kâğıt aldı kaseden.
“Çevirenin seçtiği kişinin beş yıl içinde ne yapacağını düşündüğünü açıkla. Tamam, seçiyorum o zaman. Pelin.”
Pelin’e baktım. O da bana dönmüştü. “Pelin beş yıl içinde moda tasarımı okumayı bitirmiş ve başarılı bir yerde çalışan bir kadın olur. Sosyal medyayla bile ilgilenebilir belki. Başarılı olur mu? Evet.”
“Yanımda kim olur peki?”
Gözlerimin içine baktı. Ben de kaçırmadım gözlerimi ondan.
“Olmaz.”
Kaşları çatıldı bu noktada. Ben de devam ettim sözlerime.
“Yanında kimse olmaz. Kafanda belirlediğin kriterler yüzünden yanında olanları kendin uzaklaştırırsın kendinden. Çünkü sana göre senin kimseye ihtiyacın yok ve bence senin birine ihtiyacın olacağı zamana kadar yanındaki herkesi kendin göndereceksin.”
Suratıma boş boş baktı Pelin. Ardından kendini toparlayarak önüne döndü.
“Hayal gücün fazla geniş.”
Meryem şişeyi bana uzatınca çevirdim. Doruk geldi.
“Doğruluk mu cesaret mi?”
“İlk cesareti alıyorum o zaman. Cesaret.”
Elimi kaseye götürüp bir kâğıt aldım. Ardından kâğıdı açtım. İlk başta içimden okuduğum şeyle güldüm.
“Söyleyeceğin bir şarkı eşliğinde 30 saniye boyunca twerk yap ya da poponu oynat.”
Herkes gülmeye başladı. Ardından Berke’nin sesini duydum. “Aslanım tam sana göre bir şey çıkmış.”
Doruk kaşlarını çattı. “Komik misin sen!”
Ardından bana döndü. “Ceza çekeceğim.”
Meryem Doruk’a ceza kasesini verdiğinde içinden bir kâğıt çekti. Kâğıdı çekip açtığında suratının kırmızı olmasıyla Berk, Doruk’un elinden kâğıdı aldı.
“Sağındaki kişinin 30 saniye boyunca koltuk altını kokla.”
Berk gülerek Emin’e baktı.
“Aç bakalım koltuk altını.”
Emin gülerek koltuk altını açtı.
“Kokla lan it.”
Doruk’un kaşları çatıldı. Bir süre kendine gelmek adına bekleyip ardından mecbur kalarak Emin’in koltuk altına doğru eğildi. Başımı Güneş’e çevirip tiksinircesine surat ifadesi yaptım.
“Kusacağım şimdi!”
O da benden farksız sayılmazdı.
“Ben de!”
Doruk 20 saniye kokladıktan sonra geri çekilip bir daha yapmadı. Suratı bembeyaz olmuştu. Ben ise gülmemek için kendimi sıkıyordum.
Doruk şişeyi alıp çevirdikten sonra şişe Emin’i önünde durdu.
“Sırf merakımdan cesaret diyorum. Çek lan.”
Doruk eline bir kâğıt aldı.
“Solundaki kişiye müstehcen bir şey söyle.”
Fark ettiği şeyle kâğıdı fırlattı Doruk.
“Ben duymak istemiyorum amına koyayım!”
Emin keyifle yaklaştı Doruk’un kulağına. “Gel aslan buraya, gel!”
Emin’in Doruk’un kulağına bir şey söylemesiyle Doruk’un kaşları çatıldı.
“Küfrediyor lan bu!”
Emin geri çekilirken kaşlarını çattı. “Aşkımı mı itiraf edeyim gerzek!”
Doruk sinirle burnundan soludu. Emin keyifle şişeyi çevirdiğinde Pelin çıktı.
“Cesaret.”
Emin bir kâğıt çekti.
“Çevirenin seçtiği bir kişinin boynunu öpmesine izin ver.”
Sırıttı Emin. “Doruk.”
“Yeter ama!”
Pelin’in kaşları çatılmıştı.
“Ceza istiyorum.”
Ceza kasesini alıp bir tane kâğıt çekti Pelin.
“Çevirenin seçtiği bir kişinin giysisini ağzınla çıkar.”
Emin sırıttı.
“Doruk.”
Pelin kaşlarını çatık bir şekilde ayağa kalkıp Doruk’un önüne geldi. Doruk’un tişörtünü ısırarak çıkarmaya çalıştı. Doruk ise hızlı bitsin diye koluyla yardım edip tişörtünü çıkardılar. Pelin tekrar Aren’in yanına otururken Doruk tişörtünü geri giydi.
Pelin şişeyi çevirdiğinde Berke çıktı. Doğruluk dedi Berke. Pelin bir tane kâğıt aldı eline.
“Birini ekmek için hangi yalanı söylersin?”
“Basit. Hastaneye gideceğim deyip konuyu kapatırım.”
Berke şişeyi çevirdiğinde Aren’in önünde durdu.
“Doğruluk.” dedi Aren.
Berk eline kâğıdı aldı.
“İlk aşkın kim?”
Aren bir süre sessiz kaldı. “Ceza.”
Şaşkınca Aren’e baktım. “İlk aşkın mı var?”
Bana baktıktan sonra sırıtarak önüne dönüp ceza kasesinden bir kâğıt aldı.
Bir dakika! Kim o kız!
İlkokuldan da kimseyi hatırlamıyorum!
“Çevirenin seçtiği kişinin boynunu öp.”
Berke ilk Aren’e ardından da bana bakıp sırıttı.
“Yağmur.”
“Ne? Ciddi misiniz?”
Pelin’in itirazına rağmen Aren yönünü bana çevirip sırıtarak kolumu tuttu. Kalp atışlarım hızlanırken kolumu nazikçe kendine doğru çekerek ona yaklaşmamı istedi.
Yönümü Aren’e çevirdiğimizde boynumun sağ tarafına doğru eğildi. Dudaklarını boynumun üstüne hissettiğimde titrek bir nefes verdim. Boynumu nazikçe öptükten sonra geri çekildi. Gözlerimin içine baktığında ben de baktım. Dudağını yaladı Aren.
“Al bakalım, çevir.” diyerek şişeyi Aren’e uzattı Berke.
Aren son kez bana bakıp şişeyi Berke’nin elinden aldı.
Ardından çevirdi. Şişe tekrar Pelin’in önünde durdu.
“Cesaret.” dedi yeniden Pelin.
Aren kasenin içinden kâğıdı aldı.
“Sağındaki oyuncuyla bir giysiyi değiştir.”
Berke’yle birbirlerine baktı Pelin. Ardından ikisi de tişörtlerini çıkartıp birbirlerine verdiler. O sırada Berke ofluyordu.
Tişört Berke’nin yarısında dururken Pelin’e bol olmuştu.
Pelin sırıtarak şişeyi çevirdiğinde şişe benim önümde durdu.
“Doğruluk mu cesaret mi diyeceğim ama sen doğruluk seçersin tabii. O yüzden-”
“Cesaret.”
Dediğimle tek kaşı havaya kalktı Pelin. Cesaretten bir kâğıt çekti. Ardından bana baktı.
“Çevirenin istediği bir kişinin 10 dakika boyunca kölesi ol.”
“Saçmalık.” diye öne atıldı Aren.
Düşünür mırıltılar çıkardı Pelin.
“Kimi seçsem? Buldum.” Bana bakarak sırıttı. “Doruk.”
“Oyun bitti! Kimse kimsenin kölesi değil.”
“Ben koltuk altı kokladım Aren! Herkes görevini yapacak!”
Doruk’un dediğiyle Aren kaşlarını çatıp ayağa kalktı. Benim kolumu tutup beni de kaldırdı.
“Ben bitti diyorsam bitti!”
“Aren sakin ol.”
Bana baktı.
“Yürü, gidiyoruz.”
Kolumdan tutmayı bırakmadan beni ormanın içine doğru sürüklerken Doruk çığlık atıyordu. Aren ise hiçbir şeyi aldırmadan ilerlemeye devam ediyordu.
“Siktiğimin piçine köle yapacaklar seni bir de!”
Daha hızlı ilerlerken ben resmen peşinde koşuyordum.
“Oynamayalım dedim ben sana, değil mi! Dinleyen var mı yok!”
“Aren!”
“Sen neye güvenerek cesaret diyorsun. Daha ben ne bok olduğunu bildiğimden cesaret dememişim. Sen nasıl dersin!”
Kolumu ondan çekmeye çalışırken bayağı bir ormanın içine ilerlemiştik.
“Aren!”
Ben zar zor kendimi durdurunca o da durup hırsla bana döndü.
“Ne Aren? Ne yapmayı planlıyordun? O piçin kölesi olmayı mı?”
İç çektiğimde kolumu kendine doğru çekince bedenim bedenine çarptı. Bir eli kolumdayken diğer kolunu belime sarmıştı. Yüzü ise iyice yüzüme yaklaştı.
“Daha ben seni öpmeye kıyamıyorum! Bir de o piçin kölesi mi yapacağım!”
Kaşım havaya kalktı duyduklarımla.
Ne? Dedi? Bu?
❤️🩹
İyi okumalar canlarrrrr