İçeriğe geç

YAZ YAĞMUR’U

Bölüm 16 · 6 dk okuma

YAZ YAĞMUR’U

Bölüm 16

16. BÖLÜM “DOĞA YÜRÜYÜŞÜ”

16. BÖLÜM “DOĞA YÜRÜYÜŞÜ”

Ormanda yürüyüşe başlarken biz sonlarda yürüyorduk. Çoğu kişi de aynı zamanda önden yürüyordu.

Biz Güneş’le kol kolaydık. Yanımızda Berk, Berke, Emin, Aren, Pelin, hatta Meryem ve Doruk’ta vardı. Pelin, Aren’in yanındaydı. Aren ise Emin’in yanında.

İnanılmaz bir gerginlik var ortamda ve herkes bunu hissediyordu.

Kendimi çok garip hissediyordum.

“Pelin sen ne ara geldin? Hiçte fark etmemişim.”

Berke’nin dediğiyle Güneş sırıtarak kulağıma yaklaştı. “Bu çocuğu sevdim.”

Kıkırdadım. “Ben de seviyorum.”

“Güzel konuşuyor.”

“Farkındayım.”

“O kadar alanım dışındasın ki Berke seninle konuşmam için verdiğin çaba üzülmeme sebep oluyor.”

Güldü Berke. “Ben bu sıralar sana daha çok üzülüyorum.”

“Benim için üzülmene gerek yok.”

Kolunu Aren’in koluna doladı. “Ben gayet mutluyum.”

Kaşlarım çatılırken önüme döndüm. “Seni istemeyen birini bırakmadığın için mi bu mutluluğun?”

Berk’in dediğiyle ona baktım. O sırada herkes şaşkınca ona bakıyordu. Hareket etmeyi bırakmıştık. Hepimiz durmuştuk olduğumuz yerde. Pelin ağzını açtığı sırada Berk susması için elini kaldırdı. “Açıklama istemedim.”

Yanıma gelerek beni kolunun altına aldı. Tekrar yürümeye başlayınca mecbur Güneş’in kolundan çıkıp onunla ilerlemeye başladım.

“Ağır olmadı mı biraz?”

Başını bana çevirdi. “Haksız mıydım?”

“Ona bu yüzü veren de var ama.”

“O şerefsiz adam olsun da ilk kimi seçeceğine karar versin.”

Gülümseyerek baktım Berk’e. O da bana bakıp gülümsedi.

“Hadi biz keyfimize bakalım.”

Başımla onayladım onu. “Bence de.”

“Akşam kamp ateşinde marshmallow yemeliyiz. Berke nereden bakarsan 10 paket aldı.”

Güldüm. “Ciddi misin?”

“Her çeşidinden hem de.”

“Akşam için heyecanlandım şimdiden.”

Duyduğumuz çığlık sesiyle ikimizde olduğumuz yerde durup arkamıza baktık. Pelin bacağını tutup çığlık atıyordu. Ona doğru ilerledik.

“Ne oldu?”

“Bir şey sokmuş.”

Berke’nin dediğiyle Pelin ofladı. “Çok kötüyüm.”

“İstersen Meryem’le odaya dön.”

Pelin, Emin’in dediğiyle başını olumsuz anlamda iki yana salladı. “Hayır, devam etmek istiyorum. Aren yardım eder misin?”

Elini Aren’e uzattı. Aren başını bana çevirdiğinde ben de ona baktım. Ardından iç çekerek Pelin’in elinden tutup onu ayağa kaldırdı. Pelin ise fırsattan istifade tekrar kolunu kavradı.

“Bu şekilde yürüyebilirim.”

Tekrar yürümek için hareketlendiğinde biraz sekiyordu. Aren’le birlikte yürümeye başladıklarında Doruk’la Meryem’de onlara katıldı. Biz ise arkalarından bakıyorduk.

“Ayağını böcek ısırsa bile sekmezsin yani. Yalana bak!”

Güneş’in dediğiyle Berke onayladı onu.

“Aren’le tekrar birlikte olarak üstünlük kurmaya çalışıyor. Ben buna izin verir miyim!”

“Sakin ol şampiyon.”

Emin’in dediğiyle omuz silkti Berke. “Ben söyleyeyim, bir şey planlıyor bu. Geçen sene kampta kapmamış mıydı Aren’i? Aynı taktiği yapmaya çalışıyor.”

“Gelsenize! Orada niye duruyorsunuz?”

Aren’in sesini duyduğumuzda onlar ileride durmuş bize bakıyorlardı.

“Hadi yürüyün, ben yapacağım bir şeyler!”

Berke sözünü söyleyerek onlara doğru ilerlemeye başladı. Bizde peşinden ilerledik. Onların yanına geldiğimizde Berke Berk’i dürttükten sonra Pelin’in koluna girdi.

“Aren doğru düzgün tutamıyor seni. Gir sen benim koluma.”

Berke Pelin’in koluna girerken Aren’de bunu bekliyormuş gibi Pelin’in kolundan çıktı. Pelin ağzı açık kalırken bir şey diyemeden Berke’nin koluna girmiş oldu.

Pelin ateşe değmiş gibi kollarını Berke’den hızla çekti.

“Tamam, şimdi daha iyiyim. Tutmana gerek yok. Yürüyebilirim!”

Ben istemsizce gülümserken Berk’in beni itmesiyle ayağımı burkarak acı içinde yere düştüm. O sırada Berk’te ayağı takılmış gibi numara yapıyordu.

Aren hızla yanıma geldi. “İyi misin?”

Dudağım büzülürken ayak bileğimi ovaladım. Doruk’ta başımın üstüne gelmişti. O sırada Berk’in sesini duydum.

“Ayağım dala takıldı ya Yağmur. Yanlışlıkla itmiş oldum seni.”

Yanlışlıkla derken? Bile bile yaptı.

Kaşlarımı çatarak Berk’e baktım. “Bana hiç öyle gelmedi nedense!”

“Aşk olsun. Ben seni kasıtlı iter miyim hiç?”

Tek kaşım havaya kalktı. “Hiç!”

Aren kolumu tutarken beni kaldırmaya çalıştı. “Hadi kalk.”

Doruk’ta kolumu tutmaya çalışınca ikisinin de kolunu itekledim.

“İstemiyorum yardım falan şu anda! Bırak, dokunma.”

Aren iç çekercesine geri çekilirken ayağa kalktım. Doruk’ta bırakmıştı kolumu bu arada.Ayağımda hafif bir sızı vardı. Ayağa kalkıp hafiften üzerine bastığımda acı çektiğimi belirtir bir nida çıktı dudaklarımdan. O sırada Aren tekrar kolumu tutmuştu.

“Bir laf dinlesene sen!”

Dudağımı büzerken Berk’e baktım. “Hiç yakışmadı.”

Berk gülmeye başladı. “Özür dilerim külkedisi.”

“İstersen biz geri gidelim. Ayağın kötüyse eğer?”

Etrafıma baktım. “Yavaş yavaş devam edebilirim.”

Sırıttı Aren. “Peki. Devam edelim.”

“Hadi gençler, ilerleyin.”

Berk’in dediğiyle herkes ilerlemeye başladı. Doruk son kez bize bakıp o da devam etti. Biz de yavaş yavaş Aren’le peşlerinden gitmeye başlamıştık.

“Bile bile itti, değil mi?”

Başımı olumlu anlamda salladım.

“Kasıtlıydı, hissettim.”

Sırıttı Aren. “Hissettin?”

Aren’in benimle alay geçen suratına baktım. Kaşlarım çatılmıştı.

“Alay mı geçiyorsun benimle şu anda?”

“Haşa. Yapar mıyım öyle bir şey?”

Başımı olumlu anlamda sallarken onu kınarcasına önüme döndüm.

“Doğru yapmazsın hiçbir şey. Hatta sen şey yap ya, git Pelin’in yanına, destek ol. İhtiyacı falan vardır. Durma burada, koş.”

Kolumu çekmeye çalışırken bırakmadı. “Saçmalama.”

“Tabii saçmalarım ben. Sen git Pelin’in yanına, o saçmalamaz.”

Gözleri kısıldı Aren’in.

“Kıskanıyor musun sen?”

Aren’in suratına bakarken gülmeye başladım.

“Ben, Pelin’i kıskanacağım. Hayatımda daha saçma bir şey duymadım cidden.”

Başımı küçümser şekilde iki yana sallarken iç çektim. O sırada Aren kıkırdıyordu.

Sinirlendim bu duruma şu an!

"Gülmesene! Neye gülüyorsun? Komik bir şey mi var?”

Kulağıma yaklaştı.

“Kıskanma. Ortada düşündüğün gibi bir şey olamaz artık.”

“Artık?”

Başıyla onayladı Aren.

“Artık.”

İstemsizce gülümsemeye başlarken omuz silktim.

“Öyle görünmüyor ama.”

“Ailevi sıkıntıları var. İyi değil, bu yüzden burada. Geçici bir durum yani. Başka bir şey yok! Olamaz da!”

“Senin verebileceğin bir karar bu. Bir şey demek bana düşmez.”

Saçımı kulağımın arkasına koydu Aren. “Yine de bil.”

“Bilirim.”

Gözlerinin içine baktım.

“Yine de.”

Gözlerimin içine bakarken Aren’de gülümseyerek dudağını ıslattı. O sırada ayağım takılmasıyla yere düşecekken kolumu tutan Aren beni daha sıkı tutup kendisine doğru çekti. Bedenim onun bedenine çarparken yüzlerimiz birbirine oldukça yakındı. Titrek bir nefes verdim. Aren’le bir süre konuşmadan birbirimize baktık.

“Şimdi ayağını iyice sakatlayacaksın.”

Yutkundum. Ardından kendimi silkeleyip geri çekildim. Aren başını ovaladıktan sonra bana baktı.

“İyi misin?”

Başımı olumlu anlamda salladım. Kolunu centilmen misali kavramam için uzattı.

“Devam edelim o zaman.”

Kolunu kavradığımda tekrar ilerlemeye başladık.

“Edelim.”

Kuruyan dudağımı ıslattıktan sonra Aren’e baktım.

“Biz bayağı bir arkada kaldık yalnız.”

“Şikayetçi misin bundan?”

Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. “Hayır.”

“Böylesi daha güzel.” Aren’in yüzüne baktığımızda konuşmaya devam etti. “İkimiz baş başa olduğumuz zaman daha biziz. Daha kendimiziz, daha iyiyiz.”

Gülümsedim. “Bence de. Böyle çok güzel. Gülüşünü seviyorum. Benim yanımda gülmeni çok seviyorum.”

Sırıttı Aren. “Hiç değişme Yağmur.”

“Ne?”

“Kendin olmak sana çok yakışıyor. Bundan hiç vazgeçme.”

Yüzüm kızarırken önüme döndüm. Gülümsemeye devam ediyordum. Kalbim hızlanmış olabilir.

Bu adamın bir süre bana yasaklanması lazım.

Ya da vazgeçtim, yasaklanmasın.

Yıllardır uzaktık zaten, ben bu yakınlığın elimden alınmasını istemiyorum.

Kalan yolu beraber yavaş yavaş yürüyüp geçtik. Ormanda gün batımını geçirip hava karardığında kamp alanına geri gittiğimizde yemekler kurulmuştu. Çoğu kişi de uzun masada oturuyordu. Biz de bizimkilerin yanında boş kalan sandalyeye geçip oturduk.

“Abi siz neredesiniz ya! Hava karardı, siz hâlâ ortada yoksunuz. Elimizde telefonda yok size ulaşalım. Merak ettik.”

Mangal yapmışlardı. Aren boş tabağıma bir tane et koyduktan sonra kendi tabağına da koydu.

“Yavaş yavaş geldik işte.”

Eti yemeye başladığımızda Güneş’in sesini duydum.

“Kaplumbağa gibi yürümüşsünüz anlaşılan.”

Sırıtırken başımla onayladım Güneş’i.

“Gün batımı çok güzeldi.”

Güneş’in kaşları havaya kalktı. Berke’nin sesini duydum.

“Desene siz oyalanmışsınız bayağı.”

“Keyifliydi.”

Aren’in dediğiyle ona gülümsedim.

“Çok keyifliydi.”

O da sırıttı.

Doğa yürüyüşü hayatımda geçirdiğim en güzel anlardan biriydi.

Uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim.

Uzun zamandır bu kadar gülümsememiştim.

Uzun zamandır Aren’le bu kadar yakın olmamıştım.

Her anlamda...

❤️‍🩹

İyi okumalarrrrrr

Bölüm sonu

1 yorum