İçeriğe geç

YAZ YAĞMUR’U

Bölüm 13 · 10 dk okuma

YAZ YAĞMUR’U

Bölüm 13

13. BÖLÜM “GÖZLERİNDE ÖLÜM OLAN ADAM”

13. BÖLÜM “GÖZLERİNDE ÖLÜM OLAN ADAM”

Bir anda hayatınızda hiç yaşamayacağınızı düşündüğünüz şeyleri yaşamaya başladınız mı? Umudunuz hiç olmayacağını düşündüğünüz yerden hiç yeşerdi mi?

‘Belki de korktuğumuz her güzel şeyin farkına varacağız. Korkmaktan vazgeçeceğiz.’

“Hiçbir şey yapamaz.”

Gözlerimin içine bakan Aren’e gülümsedim.

Şu an bu cümlenin benim için bile anlamı o kadar farklı ki.

Belki birkaç gün önce bu cümleleri söyleseydi, sadece emanet olarak gördüğü benikorumaya çalıştığı için derdim. Şu an ise bunu aklımın ucundan bile geçiremiyorum. Çünkü onun da bunun dışında bir şeyler hissettiği hissedebiliyorum.

Gösteriyor.

Şu an düşündürttüğü her şeyin dışında göstermediği duyguları gösteriyor.

Hissetmemi istiyor.

Buna aptallık denebilir, saçmalıyorsun, kendi kafandan uyduruyorsun bile denebilir ama öyle değil. Yıllardır yüzüme bile doğru dürüst bakmayan çocuğun şu an benimle ilgileniyor olması saçmalamak değil. Kafadan uydurmak hiç değil.

Okulda hakkımızda çıkan dedikodular var ve o bana normalde olduğundan daha yakın. Daha çok gözlerimin içine bakıyor, daha yakın.

Sanki yıllardır olmasının hayalini kurduğum şeyin gümüş tepside önüme koyuluyor oluşu gibi.

“Biz buradayız zaten. Pelin’de değil, kimse size bir şey yapamaz.”

Emin dediğiyle birlikte Güneş’e bakıp sırıttı.

“Burada mıydınız?” Duyduğum sesle başımı sesin sahibine –yani Pelin’e- çevirdim. Yüzünde huzursuzluğunu belli eden bir gülümseme vardı. Gülümsemesini bozmadan Aren’in yanına oturdu. Oturduğumuz koltuklar sandalye şeklinde değildi. O yüzden zorlarsan 3 kişi oturabilirsin. Pelin’de iyice Aren’in dibine girerek suratına baktı.

“Müjdem var.”

Aren biraz Emin’e doğru kaydı. “Ne müjdesi?”

Pelin kollarını Aren’in boynuna doladı. “3 günlük kamp varmış. Geçen sene çok eğlenmiştik. Bu sene de gideriz diye adlarımızı yazdırdım.”

Aren Pelin’in kollarını tutarak indirdi. Ardından bana döndü. “Gider miyiz?”

Şaşkınca Aren’e bakarken kaşlarım havaya kalktı.

“Gelsenize. Geçen sene gelmemiştiniz zaten.”

Emin’in dediğiyle Güneş başını olumlu anlamda salladı. “Bu sene biz de gidelim mi? Bir değişiklik olur.”

“Süleyman amcaya söylerim. Ben alırım seni. Beraber gideriz.”

Tekrar Aren’e baktıktan sonra yavaşça başımı olumlu anlamda salladım. “Olur.”

Gülümsedi Aren. “O zaman alırım seni yarın.”

Başımı olumlu anlamda salladım.

“O zaman kendinizi yarına hazırlayın gençler.” diye heyecanla atıldı Emin.

“Heyecanlı olacağına eminim.” Söylediğiyle Pelin’e baktığımda artık gülmüyordu. Kaşlarını çatmış, kollarını birbirine dolamış bana bakıyordu.

“Ben şimdiden sevdim.” Emin ise sırıtarak Güneş’e bakıyordu. Güneş’te gülümseyerek Emin’e baktı.

“Ben de.”

“Cehennem kraliçesi buradaymış.” Berke’nin sesini duymamla yanıma oturmaya çalışması bir oldu. Güneş’in yanına kaydım sığması için. Kolaylıkla sığdı zaten.

“İyi misin? İyi değilsin diye duydum.” Berke direkt olarak Pelin’e sormuştu bu soruyu.

“Kötü olacağım bir şey mi var Berke? Biraz boş konuşuyorsun sanki.”

“Ne zamandan beri hoşuna gitmeyen sorulara boş diyesin tuttu Pelin?”

Berk’in sesini duyduğumda orta tarafta olan sandalyeyi kendine çekip yanımızda oturdu.

“Kardeşini kanatlarının altına sarmaya mı geldin Berk?”

Berk güldü. “Tam olarak onu yapmaya geldim Pelin ama bakıyorum da seni savunacak kimse kalmamış.”

Berke güldü bu noktada. O sırada ise Güneş kolumu dürttü. Güneş’e baktığımda gözlerini kocaman açtı.

“Birinin savunmasına ihtiyaç duymuyorum, sizin aksinize.”

“Bu ortamlarda arkadaş bulamayan insanların tipik cümleleri.” diye atıldı Emin. Şaşkınca suratına bakarken istemsizce gülümsedim. O sırada Pelin’in sesi doldu kulaklarıma.

‘Bu ortama giremeyen insanların tipik cümleleri.’

Kulübenin önünde söylemişti bana bu cümleyi.

Emin bana bakıp göz kırptı. Ardından Aren’den görebildiği kadarıyla Pelin’e baktı. O sıra şaşkınca bize bakmıştı Aren tabii. Bir şey anlamak ister gibi.

Bir şeyleri çözmek ister gibi.

Pelin siniri bozulmuş gibi gülümsedi. Ardından Aren’in masanın üzerindeki elini tuttu.

“Birbirinize olan desteğiniz gözlerimi yaşarttı.”

Gözlerim onların eline kaydığında dışıma doğru bir nefes verdim. Aren ise elini Pelin’in elinden çekerek ayağa kalktı.

“Ben çıkıyorum.”

Bana döndü. “Beraber gidelim mi? Deniz’in yanına uğrayacağım.”

Gözlerim kısıldı bir an. “Neden?”

“Yolda anlatırım. Hadi.”

Başımla onaylayıp ayağa kalktım. Beraber çıkışa yürüyüp kafeden çıktık. Ardından Aren’in arabasına bindik. Yola çıktığımızda suratına baktım.

“Abimle ne konuşacaksın?”

“Beni çağırdı. Ne konuşacağını bilmiyorum. Gidince öğreneceğim.”

“Sonra ne konuştuğunuzu söylesene bana.”

Bana bakıp sırıttı. “Deniz’e söylesen anlatmayacak değil mi?”

Gülümserken başımı olumlu anlamda salladım. “Geçiştirecek.”

Güldü. “O zaman anlatmayacağım.”

Kaşlarımı çattım. “Ay çok kötüsün.”

Sesli bir şekilde güldü. Ben iç çekerken elimi tuttu. Gözlerim birleştirdiği ellerimize kaydı.

“Üzülme anlatırım sana.”

Başımı yüzüne çevirdiğimde bana bakıp sırıttı. Gülümsedim. Elimi daha sıkı tutarken ben de karşılık verdim. Başını tekrar yola çevirdi.

Ben de yola bakarken gülümsemem genişledi. Aren’de benden farksız değildi.

❤️‍🩹

“Bugün Aren’le karşılaştığımızda söylemişti. Beraber gideceksiniz değil mi?”

Babamın dediğiyle başımı olumlu anlamda salladım. “Evet, sabah beni evden alacak.”

“Orada dikkatli ol. Aren’in yanından ayrılma.”

“Baba çocuk muyum ben?”

Babam suratıma baktı. “Ben kızımı yerde bulmadım. Yine de sen Aren’in yanından ayrılma.”

Güldüm. “Tamam babacığım, sen nasıl istersen.”

Ayağa kalkarak yanına oturdum. Yanağını öptüğümde kıkırdadı babam. “Deli kız.”

Kapının çalmasıyla annem mutfaktan çıkıp kapıya doğru yürüyüp kapıyı açtı. Abimin sesini duyduğumda onun geldiğini anladım. Bir süre sonra salondan içeriye girdiğinde mutluydu.

Gelip oturduğunda annem içeriye geldi. “Oğlum açsan bir şey hazırlayayım mı? Sevdiğin yemeği yaptım.”

“Yok anneciğim, aç değilim.”

“Biraz yeseydin oğlum.”

“Yok anne be.”

“Nereden geliyorsun sen bu saatte?”

Babamın dediğiyle abim babama döndü. “İşlerim vardı ya.”

Telefonuma gelen mesaj sesiyle cebimden telefonumu çıkarıp ekrana baktım. Aren mesaj atmıştı.

Aren; Konuştuk.

Yağmur; Ne konuştunuz?

Aren; Müsait misin? Arayayım mı?

Yağmur; Bekle iki dakika.

Ayağa kalktım. Odama doğru yürüyüp kapımı kapattım. Aren’in araması düşünce telefona baktım. Görüntülü aramasını gördüğümde gözlerim kocaman açılmıştı. Aynadan kendime baktım hızlıca. Saçımı kulağımın arkasına koyduktan sonra boğazımı temizlerken yatağa oturup aramayı yanıtladım.

Aren’in kafasını yatak başlığına dayamış bir şekilde görünce istemsizce gülümsedim. O da bana bakınca sırıttı.

“Ne yapıyorsun?”

“Babamların yanındaydım. Yeni odama geldim. Sen?”

Omuz silkti. “Öyle uzanıyordum.”

Başımı olumlu anlamda salladım. “Güzel.”

“Süleyman amcaya söyledim bugün kampı.”

“Konuştuk ve bana dediği tek şey, Aren’in yanından ayrılma oldu.”

Güldü Aren. “Bu hayatta beni en çok baban anlıyor.”

Kıkırdadım. “Birbiriniz için yaratılmışsınız.”

“Başka bir evrende.”

Güldüm. “Hayal bile edemiyorum.”

“Bende.”

“Abimle ne konuştunuz?”

“Anlattı bana olayı. Birazcık borca girmiş sadece.”

Gözüm kısıldı. “Ne kadar birazcık?”

“Onu söyleyemiyoruz maalesef.”

“Hadi ama ya. Söyle!”

Başını olumsuz anlamda iki yana salladı. Şaşkınca suratına baktım.

“Söylemeyecek misin cidden?”

Sırıtırken kaşlarını hayır anlamında kaldırdı. “O zaman neden anlatacağım dedin?”

“Sadece seninle konuşmak istedim.”

Saçımı yavaşça geriye doğru atarken kıkırdadım. “Deniz bahaneydi diyorsun yani?”

Sırıtışı genişlediğinde kaşlarım havaya kalktı.

“Bavul hazırladın mı kendine?”

Başımı iki yana salladım. “Henüz değil. Güneş’i bekliyorum.”

“Güneş yanına mı gelecek?”

“Yok. Görüntülü konuşacağız.”

“Ne konuşacaksınız?”

Gülümsedim. “Kızsal mevzular.”

“Kızsal mevzular?”

Onaylar mırıltılar çıkardım.

“Yarın sabah 7 de alırım seni.”

Başımı olumlu anlamda salladım. “Başka birini de alacak mısın?”

“Başka kimi alacağım?”

Dudağımı bilmediğimi belirtir şekilde büzdüm. “Bilemeyeceğim. Her an birini alman gerekebilir.”

“Mesela?”

“Yani Pelin olabilir. Başka biri olabilir.”

“Pelin olamaz Yağmur.” Aren’in kesin bakan suratına baktım. O ise sözlerine devam etti. “Artık olamaz.”

İç çektim. “Her bunu söylediğinde ya o senin yanında oluyor ya da sen onun.”

“Bana güvenmiyorsun değil mi?”

“Sana güvenmiyorum demedim Aren.”

“Söylemene gerek yok. Ben seni, sen konuşmadan da anlayabiliyorum Yağmur.”

Gülümserken başımı iki yana salladım. “Anlayamazsın Aren. Ben bile bazen kendimi anlamakta zorlanırken sen beni anlayamazsın.”

“Gözlerinin içine baktığımda görüyorum Yağmur ben seni, hissediyorum.”

Hissetseydin-

Hissetseydin eğer o gece benim yanımdan ayrılıp onu öpmezdin Aren.

“İnanmıyorsun bana.”

Kendimi silkelerken Aren’e baktım. Anlayışla gülümsedi bana. “Ama inanacaksın. Bir gün bunu başaracağım.”

“Yeni hedefin bu mu?”

“Senin güvenini kazanmak mı? Bu benim için hedef değil. Bu bizim için gerekli.”

Şaşkınca ekrana baktım. Aren’in yüzüne. “Bizim için?”

Gülümsedi. “Bizim için.”

İstemsizce gülümsedim. Kapımın çalınmasıyla abim odaya girdi. “Kiminle konuşuyorsun?”

“Aren’le.”

Abimin kaşı havaya kalksa da yanıma oturup telefonun ekranına baktı. Telefonu ikimizin arasında tuttum.

“Nasılsın Aren?”

“İyi abi, sen.”

“Ben de iyiyim, sayende.”

Gözüm kısıldı bir an. “Sayende?”

Abim bir an düşünür mırıltılar çıkardı. O sırada Aren’in sesini duydum.

“Erkek erkeğe muhabbet ettik ya. İyi geldi bize, değil mi abi?”

Abim başıyla onayladı. “Öyle öyle.”

“Neyse. Yarın görüşürüz. İyi geceler size.”

Gülümsedim. “İyi geceler.”

Aren telefonu kapatınca abime baktım. “Bu aralar iyisiniz.”

Başımı olumlu anlamda salladım. “Evet, iyiyiz.”

“Büyüyorsunuz, ondandır.”

“Galiba.” Yönümü abime çevirdim. “Sen niye geldin?”

“Kızım yüzünü göremiyoruz bu sıralar. Gelmese miydim?”

Kıkırdadım. “Öyle bir şey söylemedim.”

“Yarın Aren’le gidecekmişsiniz.”

Başımı olumlu anlamda salladım. “Kamp var. Siz de bugün buluşmuşsunuz.”

Onayladı beni. “Buluştuk.”

Gözümü kıstım. “O olayı konuşmuşsunuz.”

“Anlattı mı sana?”

Başımı olumsuz anlamda salladım. “Anlatmadı. Peki... sen anlatacak mısın?”

Gözlerinin içine baktım. Bir süre suratıma baktıktan sonra iç çekti.

“Eğer annemlere bildiğini belli etmezsen anlatırım.”

Gülümserken hızla başımla onayladım onu. “Söz.”

Derin bir nefes alırken o da yönünü bana çevirdi.

“Ben bir şey yaptım. Hani sana bahsettiğim bir iş vardı ya-”

“Bir tane adamın mekanını yönetecektin?”

“İşte o olay tam olarak öyle değilmiş. Adam gelen kamyonları başka bir kamyona nakliye etmemi istiyormuş, mekânın içinden.”

Anlamsızca Deniz’in suratına baktım. “Ne kamyonu?”

“İçerisi mavi el çantası dolu olan bir kamyon.”

Aklım karışmış bir şekilde ona bakarken iç çekerek elimi tuttu.

“Babamın aşağılamalarından dolayı iş arıyordum. Sözde erkelik taslayacaktım. Ben de başarılı olduğumu gösterecektim ona. Bir gün yine iş aradığım sırada bir sokak arasında, tekinsiz bir yerde bir adama iki kişinin bıçak çektiğini gördüm. Ben de aralarına daldım, adamı kurtarmak için. Kurtardım da. O gün kartını verdi bana. Eğer bir ihtiyacın olursa ara, borcumu ödemiş olurum dedi. Ben de birkaç gün düşündüm ne yapacağımı. Adamı araştırdım. Bayağı zengin bir adammış. Şirket sahibi bir adam gibi lense edilmiş internette. Sonra bende gaza geldim, adamı aradım, iş istedim. İşte o da bana bir mekânı yöneteceksin dedi. Aslında istediği mekânı yönetmem değilmiş, mekânın içinden gönderdiği kamyonlardaki çantaları ayıklamammış.”

Şaşkınca abime baktığımda dışına doğru bir nefes verdi.

“Adam aslında bir tane örgüt liderinin oğluymuş. Beni içine soktukları mekân ise çantaların paravan yeriymiş.”

“Çantalar?”

Gözlerimin içine baktı. “İlk zamanlarda çantalara bakmıyordum. Direkt işi yüklüyordum.Daha sonralar merak ettim. Bir keresinde işi yüklerken bir çantayı açıp baktım. İçinde bir sürü uyuşturucu ve fazlası vardı.”

Kaşlarım çatıldı. “Ne?”

“O an ne yapacağımı bilemedim. Salak gibi bir çantayı aldım. Sakladım. Sonra o çantayı kaybettim. Biri fark etmiş, alıp kaçmış çantayı.”

Nefesimin kesildiğini hissettim bir an. “Onlar da fark etti eksik olduğunu?”

Başını olumlu anlamda salladı Deniz. “Çantanın içindeki mal 1 milyon ediyormuş. 1 milyonluk zarara uğrattım onları.”

“Sadece bir çanta 1 milyon lira mı ediyormuş?”

“Dolar.”

Şaşkınca abime baktım. “Ne?”

“1 milyon dolar. Lira değil.”

Elimle ağzımı kapattım. “Ne işlere bulaştın sen?”

“Her yurt dışı nakliyat kamyonuna 10 çanta konuyor. Farklı bölmelerde gizli yerlere. Ben bir tane çantayı koymadım ve salak gibi kameraya yakalanmışım. Çantada kaybolunca tehdit etmeye başladılar beni. Süre verdiler bana. 3 hafta içerisinde, yani mekâna yeni bir kamyon gelmeden önce zarara uğradıkları parayı geri götürmek zorundayım. Ülkeden kaçmayayım diye de sizinle tehdit ediyorlar. O yüzden karşına çıktı. Gözümüzü korkutmak için.”

“İnanamıyorum şu anda.” Deniz’in suratına baktım. “Polise şikâyet edelim. Savcıya, bilmiyorum. O kadar parayı üç hafta içerisinde nasıl bulabiliriz?”

“Hiçbir yere şikâyet edemeyiz.”

“Neden?”

“Çünkü önlerine çıkan herkesi satın alıyorlar. Bir tane çanta için 1 milyon dolar alıyorlar bunlar. Biz baş edemeyiz. Şikâyet etsek olay bizim üzerimize patlar. Tek o da değil, size zarar verirler!”

“Ne yapabiliriz o zaman?”

“Halledeceğim ben.”

Kaşlarımı çattım. “Nasıl?” Aklıma gelen şeyle başımı dikleştirdim. “Sakın Aren’den istedim deme. Sakın abi! Bunu yapmamış ol!”

“Denedim!”

“Ne?”

“Yapamadım Yağmur, korkma! Beceremedim, isteyemedim.”

Elimle yüzümü kapatırken başımı yukarıya kaldırdım. “Aklım almıyor!”

Abimin yüzüne baktım. “Nasıl böyle bir şey yaparsın! Sen nasıl böyle bir işe girersin! Nasıl tehlikeli bir adamın parasını çalarsın! İnanamıyorum sana!”

“Aptallık ettim, kabul ama sessiz ol. Yoksa birazdan babamlar içeriye damlayacak!”

“Adam kim?”

“Ne?”

Gözlerinin içine baktım Deniz’in. “Adam kimmiş? O mafya bozuntusu?”

“Veysel Yükseloğlu. Feyyaz Yükseloğlu’nun en küçük oğlu. Belalı, babasının izinden giden bir adammış.”

“Gözlerinde ölüm olan adam.”

Başını yavaşça yukarı aşağı salladı Deniz.

“Gözleriyle insana mezarını bile gösteren adam. Kızım ben adamın gözünde kendi mezarımı gördüm lan!”

Ofladım. “Parayı nasıl bulacaksın?”

“Bulacağım bir şekilde.”

Abimin gözlerinin içine baktım. “Eğer parayı Aren’den almak gibi bir hata yaparsan yemin ediyorum ben öldürürüm seni. Sakın Deniz, sakın!”

Deniz yutkundu. Gözlerinin içine bakmaya devam ettim. “Eğer alırsan ve bunu benden saklarsanız sizinle bir daha asla konuşmam!”

“Yok öyle bir şey! Sadece konuştuk, para istemedim. İstemeyeceğim de.”

“Umarım!”

❤️‍🩹

Oy ve yorumlarınızı bekliyorummmmm

İyi okumalar

Bölüm sonu

1 yorum