1. BÖLÜM “KALBİNDE DALGALARI TAŞIYAN CANAVAR”
'Beni mahveden her şey onda bulunuyordu. O hayatımdaki en büyük savaşımdı. Benim kendimle çelişmeme neden olan bir savaş. Beni görmeyen ve görmediği her an ölümümü görmeyişiyle gerçekleştiren bir canavardı. Aslında görüyordu ama her görüşü sadece boş bir bakıştan ibaretti. Bakmak için bakıyordu her an. Ben kendimi bileli ona olan aşkımdan yanıp tutuşurken kalbinde dalgaları taşıyan canavar farkında bile değildi bu durumun.'
Elimi klavyeden kaldırırken yazdıklarımı okudum. Çok tanıdık geliyordu bu hikaye nedense bana. Her ne kadar kendimi anlatmak istemesem de kendimi anlatıyordum yazdığım bu romana.
Yağmur’um ben.
Yağmur Biltekin.
20 yaşında üniversite 2. sınıf Edebiyat bölümü okuyan normal bir kız. Kendini, yayımlamak için aylarını verdiği romana adayan tipik bir üniversiteli.
Ve tanıştığı günden beri ilk aşkım dediği o çocuğu, çocuğun ilgisi olmamasına rağmen seven bir aptal!
Kalbinde dalgaları taşıyan canavar.
Aren Soykan.
Üniversitenin sahibinin oğlu, herkesin bildiği, gördüğü, uzaktan uzağa aşık olduğu popüler çocuk. Ben de diğerlerinden pek farklı sayılmam aslında ama-
Hayır Yağmur! Düşünme onu. En azından bugün, onu bir kez olsun aklına getirme!
Oflayarak başımı yukarıya kaldırdım. Tam bir aptalım. Bana bakmayan adamı anlatarak roman yazan bir aptal! Onu düşünmemek için söz vermemiş miydim kendime?!
Ondan nefret ediyorum aslında. Ona karşı yıllardır içimde bitmeyen salakça duygular yüzünden ondan nefret ediyorum.
Nefret etmem lazım!
Sırf ona olan nefretim solmasın diye tam 3 aydır onu görmüyorum. Sesini duymuyorum. Ondan kaçmak için her yolu deniyorum. Gittiği yerlerden özellikle kaçınıyorum. Hatta sırf bugün onu biraz olsun unutmak için randevuya çıkmayı kabul ettim.
Bu da en büyük ikinci aptallığım.
Hayatımdaki en büyük aptallıklarım:
1. Aren’e beslediğim duyguların içimde solması yerine daha çok yeşermesine izin vermem.
2. Aylardır bana sulanan çocuğa şans vermem.
Lanet olsun! Büyük aptalım!
Telefonumun çalmasıyla elime aldım.
Güneş görüntülü arıyor…
Telefonu yanıtlayarak suratımı gösterecek şekilde tuttuğum gibi Güneş’in yüzünü görmem ile aynı anda sesini duydum.
“Aren Soykan yeni arayışlarda!” Yüzümü ekşittim. Aren Soykan! Soykan Üniversitesinin gelecekteki sahibi, bana en yakın ama bir o kadar da uzak olan canavar.
“Şu an hiç müsait değilim.” Güneş’in iç çekişini duydum.
“Şu an beni gözden çıkarmana izin vermiyorum Yağmur! Kızım ne olur söyle! Kim bu şanslı kız?”
Önümdeki bilgisayara boş bir bakış attım. “Bilmiyorum.”
”Aile dostu değil misiniz kızım siz?! Sana söylemiştir!”
Göz devirdim istemsizce. “Aile dostu olmamız, ikimizin yakın olduğu anlamına gelmiyor.”
Şaşkınca bana baktı. “Sizin bu aranızda olan şeyi bir türlü anlamıyorum. İlkokulda, ortaokulda, lisede aynı okulda hatta aynı sınıflardaydınız. Şimdi ikiniz de aynı üniversiteye gidiyorsunuz ama yakın değilsiniz. Manyak mısın kızım sen?”
“Neden her ay bu konuyu bir kez olsun konuşuyoruz?”
“Çünkü anlamıyorum ve sen her zamanki gibi bu konu açıldığında kaçıyorsun!”
Kaşlarımı çatarak ona baktım. “Kaçmıyorum!” Bu sefer bana göz deviren o oldu. “Ah, kızım! Bu kaçmamış halin mi?”
“Ben kapatıyorum.”
“Tamam tamam. Buluşacak mısın Doruk’la?” Başımı olumlu anlamda salladım. “Birazdan çıkacağım.”
Suratıma bakıp sırıttı. “Randevun için heyecanlı mısın?” Dudağımı büzdüm istemsizce. “Sadece konuşacağız. Bir şey olmayacak.”
“Çocuğa sonunda şans verdin be kızım. Bir an kuru kız olup evde kalacaksın sandım. Gelecekteki kedilerin için seçim yapmaya bile başlamıştım.”
Dışıma doğru nefes verdim. “Yine komik günündesin anlaşılan. Bu komikliğini başka zamana saklayalım Güneş’im. Çünkü benim çıkmam lazım. Malum, randevum var. Kapatıyorum, öptüm.”
Güneş gülümsedi. “Ben de öptüm. Görüşürüz bebek. Çocuğa gülümsemeyi ve flört etmeyi unutma.”
İstemsizce gülerken telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktığımda gözlerimi kapattım. Neden bu bana çok zor geliyor?!
Heyecanlı değilim Doruk’la buluşmaktan. Aren’in ayak üstü muhabbetleri bile daha çok heyecanlandırıyor beni!
“Aren’i unut, çıkar aklından! Doruk’a odaklan.”
Boğazımı temizleyip gözlerimi açtım. Bilgisayarımı kapatıp kendime son kez aynadan bakarak odamdan çıktım. Ardından evden çıktım. Bu saatte evde kimse olmuyordu. Annem de babam da işteydi. Bir de abim vardı, o da ara sıra babamın yanında dolanıyordu. Çoğu zaman ise bomboş geziyordu. Üniversiteye inatla gitmez ise olacağı bu. Annem, babam hatta ben bile defalarca söylemiştik ama bu zamana kadar saçma şeyler dışında ona fayda sağlayacak şeylerle uğraşmadı. Onu çok seviyorum ama kendini bulamaması da kalbimi parçalıyor.
Taksiye binip genel olarak bütün üniversitelilerin olduğu gibi bizim de genellikle gittiğimiz kafeye gidiyordum. San Cárta.
Kafeye vardığımda içeriye girdim. Cam kenarında oturan Doruk’u görmemle ona doğru ilerledim. O da beni gördüğünde ayağa kalktı. Yanına geldiğimde yanağımı öptü. Gülümseyerek karşılık verdim. Ardından masanın üzerindeki kırmızı gülleri bana uzatınca teşekkür edip elinden aldım.
Karşılıklı oturduğumuzda o da bana içten bir şekilde gülümseyerek bakıyordu.
“Çok bekletmedim, di’mi?”
Doruk başını iki yana salladı. “Ben de daha yeni gelmiştim.”
Boğazımı temizledim. Gülümsemeye devam et Yağmur, gergin olma. O sırada garson yanımıza geldiğinde Doruk’un sesini duydum.
“2 kahve alalım lütfen.” Kaşlarım havaya kalkarken kendimi düzeltip yerimde kıpırdandım. Kahve sevmem ki ben!
Garson gittiğinde sessizdim. Doruk yüzüme baktı. “Nasılsın? Bu günlerde çok sessizsin.”
“İyiyim. Sen?”
”Şu anda daha iyiyim. Beni biliyorsun zaten.”
Gerginlikle gülümsedim. “Aslında çok tanımıyorum.”
”Buraya birbirimizi daha iyi anlamaya gelmedik mi zaten.”
Başımı olumlu anlamda salladım. “Haklısın.”
“Roman yazdığını duydum. Güneş söyledi. Nasıl gidiyor?”
Gülümsedim. “Pek gitmiyor aslında.” Gözleri kısıldı. “Neden? Emin falan mı değilsin?”
Başımı iki yana salladım. “Ondan dolayı değil. Nasıl ilerleyeceğimi bilmiyorum. Bir olay yok.”
Gözleri kısıldı bir an. “Olay?” Başımı olumlu anlamda salladığımda omuz silkti. “Madem yapamıyorsun, neden bırakmıyorsun ki? Demek ki bu konu sana göre değil!”
Kaşlarım çatıldı istemsizce. Garsonun gelip önümüze kahveyi bırakmasıyla tipimi düzeltip boğazımı temizledim. Garson yanımızdan ayrıldığında Doruk kahvesinden bir yudum alarak bana baktı. Ardından sırıttı.
“Belki yapmaktan keyif alacağın farklı aktiviteler bulursun kendine.”
“Ne gibi?” Suratımdaki sırıtış genişledi. Ardından elini masanın üzerine koyduğum elime değdirdi. Elimi tuttuğunda bakışlarım elimize kaydı. Hayır, bir elektrik hissetmiyorum.
“Daha eğlenceli şeyler. Daha gerçek şeyler. Gerçekliği ve zevki sonuna kadar hissedebileceğin şeyler.”
Gergin bir gülümseyiş varken suratımda elimi yavaşça elinden çekip suratına baktım. “Ben kendi gerçeğimle mutluyum, Doruk.”
Doruk’un gözleri bir anlığına kısılsa da bir şey demedi. Gözlerini kapattı bir an. “Özür dilerim Yağmur. Beni yanlış anlamanı istemem. Demeye çalıştığım şey…”
”Yanlış anlayacağın ne var Yağmur?”
Aren’in sesini duymamla birinin yanıma oturması bir oldu. Gözlerim büyürken kesilen nefesimle beraber başımı çevirdim.
Aren yanıma oturmuştu?
AREN!
Alayla önümdeki kahveye baktı.
“Kahve mi? 10 yaşından beri kahveden nefret ediyorsun sen.”
İlk randevum bu benim!
İlk randevumda bana bunu yapamazsın Aren!





