"Evet çocuklar bu anlattıklarım kesinlikle sınavda çıkar bunlara çok iyi çalışın sonra bana puan dilemeyin". Rüyamda kafamı soğuk duvara yaslamış okulda ders dinliyodum . "Eğer hala puan dilenen olursa kendini müdürün odasında bulur". Hoca bu sefer ciddiydi . "Evladım sen niye uyuyorsun uyan hemen". Ses çok yakınımdan geliyordu bu rüya rüya değilde çok gerçekçiymiş gibi hissettiriyordu."Heey uyansana evladım". Rüyamda bile azar işitiyorum. Benim bu huyum ne olucaktı. Rüyamda bile azar işitiyordum vay halime. Çok ani bir sarsıntı hissettim. Sanki gondoldan aşağıya içiyormuş gibi bir histi. O anda korkudan uyanınca sırada uyuduğumu fark ettim. Gözümü açtığımda bunun rüya olmadığını fark ettim. En arka sırada olmama rağmen fark edilmiştim! Bu kötü oldu. Ve herkes bana bakıyordu. Bu en nefret ettiğim şeydi.Anksiyetem tavan yapmaya başlıyordu. Rüyamda duyduğum sesler aslında gerçekmiydi? " Sonunda uyandın Sedef. Derhal müdürün odasına!" Müdür mü? Dur bi uyanmadım be hocam. Bu eğitimciler hiçbir şekilde bizim burada işittiğimiz azardan sonrasını düşünmüyolardı. O kısımda biz öğrenciler çekiyorduk. annem duyarsa helvam cevizli olsun lütfen. Zil kurtarıcım gibi tam o anda çaldı. Zaten okul zilleri hep öğrencilerin kurtarıcısı olurdu. Başları güzel sonları kötü olan nadir şeylerdir. Zil bunlardan birisidir. Hoca birşey demeden sınıftan çıktı. En azından "peşimden gel" diyeceğini düşünmüştüm.Neyse sonuçta bu ralliyi ben kazandım
Ben:1
Hocacık:0
"Ee hocadan azar yemek nasıl bir duygu " diye sordu Dora. Bu kız beni her seferinde sinir edebilmenin bir yolunu buluyordu. Ama yine de ona kızamıyorum çünkü o bizim grubun ana kaynağıydı. Dora koyu kahverengi saçlı, kahverengi gözlüyü. Yüz hatları çok belirgindi bu özelliğini kıskanıyorum. Dora grubun asi ama bizim yanımızdayken hanım hanımcık bir kızdı. "Mükemmel bir duyguydu hatta o kadar güzeldi ki şimdi mutluluktan ağlayacağım. " dedim bir anda sinirle. "Tamam ya şaka yaptık hemen alınma" dedi. Bu kızı çok seviyorum ama bu halleri yüzünden onu duvardan duvara fırlatmak istiyordum. "Tamam Dora kızın üstüne gitme" dedi Yağız. Yağız grupta hiç bir şey yapmıyordu sadece konuşulanları dinliyor, onu ilgilendiren bir durum yoksa konuşmuyordu. Yağız normal her sokakta en az on tane gördüğümüz öylesine yaşayıp gidiyordu. kahverengi gözlü, kahverengi, dalgalı saçlıydı. Gözleri hafif çekikti."Teşekkürler beni Dora'nın çenesinden kurtardığın için" diye geçirdim içimden."Müdürün odasına gitmeyecekmisin?" Sordu Yağız.
"Bir sonraki ders bu hocanın değil. Teneffüste de bir şey söylemedi o yüzden gitmeyeceğim." " Gene azar işitmeyesin." Dedi Dora. Biri şu kızı yanımdan alsın yoksa saçını başını yolacağım. " DORA" diye bağırdı Güneş. Hiçkimse Dora'nın sinir etme özelliğini sevmiyodu. Ama kızı genede çok seviyorduk. " Tamam ya öff sizde şakaya gelmiyosunuz" dedi gene dora. " neyse ya üniversite sınavlarını napıcaz ya?" Dedi Güneş. Kimse daha fazla Dora'yı dinlemek istemiyordu. "Harbi iki ay kaldı ya" dedi Yağız iki ay mı? Sınava. Allahım neden her şeyin haberini üst üste alıyorum ya. Ben daha kitapların kapağını bile açmadım. Umarım bir üniversite kazanırım yoksa annem beni döverken öldürecekti. Annem dünyanın en sinirli annesiydi. Babamla dünyanın en rahat adamıydı. "Zıt kutuplar birbirini çeker" sözünü canlı bir şekilde gösteriyorlardı. "Ben mezuna bırakıcam galiba bu sene dans kursuna gitmekten canım çıktı. Ders çalışacak vaktim hiç olmadı ve olmayacak. Geçen gün kendimi zorladım çarpma yapmak yerine çıkartma işlemi yaptım. Siz düşünün halimi. "Diye isyan etti Güneş. Yankı Deniz ve Güneş aynı dans kursuna gidiyorlardı. Bir ara Dora'da başlamaya yeltendi ama dans konusunda yeteneği olmadığını ilk dersten kovulunca anladı. Yağızda resim kursuna gidiyordu. Yanlış hatırlamıyorsam beş yaşında başlamıştı resim kursuna. Şimdi yarışmalara bile katılıyor. Yankı Deniz ve Güneşte çift dansları yapıyorlardı. Çok yakın arkadaş oldukları için birbirleriyle eştier. Onlarda bir çok kez yarışmaları birincilikle tamamlamıştı. Dora ve ben okuldan eve evden okula gidip geliyorduk. Birkaç kez bana da kursa gitmeyi teklif ettiler ama benim tek yeteneğim yatağıma yatıp boş boş duvara bakamak. Bunu benden daha iyi yapan biri olduğunu sanmıyorum. Olması imkansız çünkü bir keresinde dört saat su içmek haricinde yatağımdan çıkmayıp kitap okudum. E napiyim kitap çok hızlı akıyordu. Yankı Denizi tanıtmayı unuttum. Yankı Denizin ismi annesinin ve babasının çok sevdiği kitap karakterlerinden geliyormuş. Gerçekten ilginç. Yeşil gözleri vardı. Sarıya kaçan saçları ve belirgin çene hatları birbirini tamamlıyordu. Zilin çalmasınlar herkes yerine oturdu bende kafamdaki düşüncelerden sıyrılıp sırama oturdum. Ders Fizikti. Fizik hocası hayatımda gördüğüm en sert ve en garip hocayı. Saçları kızıldı, ve çok kabarıktı. Bu onu daha da çok deli gösteriyordu. Bu yüzden onun dersinin zili çaldığında kimsenin çıtı çıkmıyordu. Yaklaşık on on beş dakika geçti ama hoca gelmedi. Beş dakika daha bekledik yine gelmedi. Sınıfın yarısı ders boş diye havalara uçuştu. Bu sevinçleri boşaydı çünkü bir dakika bile geçmeden Hoca kapıda belirdi. Hoca sanki bir patlamadan gelmiş gibi görünüyordu. Herkes hocaya far görmüş tavşan gibi bakınca Hoca "ne öyle bakıyorsunuz! " diye kükredi Hoca. Bir tane gerizekalı "hocam patlamadanmı çıktınız" dedi. Bir sen eksiktin azar yememek için diye geçirdim içimden. "Evladım kör müsün dışarıda yağmur yağıyo bende saçımı düzleştirdim." Hepimiz hocaya bişey oldu sanıp dersin kaynayacağını düşünmüştük. Hepimiz bu konuşmadan sonra hayal kırıklığına uğramıştır. Derse başladığımız anda birden kapı çaldı. İçeriye Müdür yardımcısı ve bir çocuk girdi. Çocuk demeye Bin şahit yolda görsem yetişkin sanırdım.
"Dersinizi böldüğü için özür dilerim" diye başladı konuşmaya. Neden bütün okul ilk bu cümleyi söylüyordu. Sanki herkes ezberlemiş gibi. "Sınıfınıza yeni biri katıldı umarım iyi anlaşırsınız" dedi ve çekip gitti.