Uzun süreli bir boğuşmanın ardından nihayet ayağa kalktım ve ağrımış olan sırtımı geriye doğru esnettim. Ne boğuşması mı? Tabii ki tatil hazırlığı boğuşması. Tatil de sayılmaz aslında pek gitmek istemiyorum. Bu yaz için başka planlarım vardı ama annemler bir köye gitmeye kararlıydı. Aslında tatil köylerini severdim ama bu gideceğimiz yeri daha önce duymamıştım. Ve işin aslı, bir tatil köyü olduğundan bile emin değildim.
Valizime birkaç elbise, birkaç tişört ve şort koyduktan sonra bir de kitaplarımı ve kameramın ekipmanlarını koydum. Fotoğraf çekmeyi ve kitap okumayı çok seven biriyim. Aslında doğayı da severim ama içimden bir his bu köyü sevmeyeceğimi söylüyor. Valizime sandalet ve terliklerimi de koyduktan sonra zorlukla da olsa kapattım. Sanırım daha büyük bir valiz almalıydım diye geçirdim içimden.
Eşyalarımın bir kısmı valize sığmayınca bir de sırt çantası almaya karar verdim. Onun da içine bakım kremlerim ve makyaj malzemelerimi koydum. Makyaj malzemelerim dediğime bakmayın genellikle doğallıktan yana olan ve makyaj yapmayı asla beceremeyen bir insanım. Benim makyaj malzemelerim allık, ruj ve rimelden oluşuyor. Tabii düzenli olarak güneş kremi kullanıyorum.
Bilgisayar çantamı da topladıktan sonra tamamen hazır olduğumu düşünerek odamdan ayrıldım.
Alt kata indiğimde annemin kedimiz Lucas'ı kedi taşıma kabına koyduğunu gördüm. Lucas neredeyse o 1 haftalıkken bizim ailemize katılmıştı. O zamandan beri ne zaman bir yolculuğa çıksak o da bizimle gelirdi. Diğer hayvanların aksine araba yolculuğu onu hasta etmiyor aksine mutlu ediyordu.
Lucas da dahil 4 kişilik minik bir aileye sahibim.
Ailem biraz gariptir. Babam asla kuralları olmayan, genellikle annemin kararlarına uyan nahif bir adamdır ve kesinlikle en iyi olduğu konu yemektir. Mükemmel yemekler yapar ve her seferinde muhteşem bir motivasyon ile tabaklayıp getirir. Bu da yetmezmiş gibi deneyip yorumlayana kadar bir hevesle başımızda dikilir. Babamın asıl mesleği edebiyat öğretmenliği olmasına rağmen onun hiç öğretmenlik yaptığını görmedim. Hep küçük kafesinde olur. Ve gittiğimde onu her zaman ofisinde değil de aşçının yanında ona yardım ederken buluyorum.
Babamı seviyorum bu zamana kadar onunla hiç kavga ettiğimizi hatırlamıyorum. Bana sesini bile yükseltmez. Sanırım tek çocuk olmanın iyi yanlarından biri de bu.
Anneme gelince, annem de biraz gariptir. Çiçekleri çok sever bu yüzde evimizin banyo dahil her köşesinde küçük de olsa çiçeklerimiz bitkilerimiz bulunur. Yakın çevremizde asıl mesleğini yapan tek kişi de o. Annem bir reiki ustası. Reiki diye merak ediyorsanız bir tür şifa meditasyoncusu diyebilirim.
Ve geldik bana, ben Berrak. 19 yaşındayım ve okumuyorum. Evet, evet doğru duydunuz okumuyorum. Aslında bu yıl üniversitede olmam gerekiyordu. Ama ben puanımı çok beğenmediğim için mezuna bıraktım. Ailem de bu kararıma saygı duyarak bana destek oldular.
İleride ne olmak istiyorsun derseniz de inanın bilmiyorum. Ama şu an bir kitap yazıyorum ve bunu gerçekten seviyorum. Nereden bilebilirim belki de bir yazar olurum.
Babamın salondaki tekli koltuğuna oturmuş bunları düşünürken annem içeriden seslendi;
"Berrak hazır mısın kuzucuk? 15 dakikaya çıkmış oluruz anneciğim." annem mutfakta bizim yolda yiyebilmemiz için yeni tarifler hazırlıyordu. Ve babam da tabii ki onun yanındaydı.
"Hazırım Anne." Diye cevap verdim. Bavul ve çantalarımı almak üzere odama çıktım.
Son anda babamın Sivas'ta bir mağaradan çıkardığı ham ametistten yaptığım kolyeyi de çalışma masamın üzerinden aldım.
Bu kolyeyi çok seviyordum. Neredeyse hiçbir anda yanımdan ayırmıyordum. Neden bilmiyorum ama o kolyenin benim için bambaşka bir değeri vardı.
Eşyalarımı arabanın bagajına yerleştirdikten sonra yola koyulduk. Arabamızın arka tarafı geniş olduğu için bacaklarımı bükünce çok rahat bir şekilde yatabiliyordum arka koltukta. Ayakkabılarımı çıkardım ve uzandım sırt üstü bir şekilde. Arabanın cam tavanından gökyüzünü izlerken aynı zamanda da tatilimizin hayalini kurarak uykuya daldım.
-
Hoş geldiniz. Ve umarım beğenmişsinizdir. 🫶🏻
