İçeriğe geç

Yaz Okulu Aşkı

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Yaz Okulu Aşkı

Bölüm 1

Bolum 1

Marmara Üniversitesi’nin Kadıköy kampüsü, temmuz sıcağında bile bir dinginlik vaat ederdi, eğer siz de benim gibi mecburi bir yaz okulu öğrencisi değil, tatil için gelen bir turist olsaydınız. Üçüncü kattaki dersliğe doğru ağır adımlarla yürürken, her adımım alnımdaki ter damlaları gibi ağırdı. İşletme son sınıf öğrencisi olmak, mezuniyetine tek ders kalmışken kendini bu sıcakta klimalı bir odaya kapatmak zorunda kalmak… Ah, hayatın ironisi. Diplomanın ucundan tutmuşken, bu dersi almadan asla kavuşamayacağımı bilmek, içimde hem bir isyan hem de bir teslimiyet hissi yaratıyordu.

Koridorun sonunda, 303 numaralı dersliğin kapısına ulaştığımda derin bir nefes aldım. Eski ahşap kapının buzlu camından içerideki bulanık siluetleri seçmeye çalıştım. Daha gelmemişlerdi. Ya da sadece birkaç kişi vardı. İçeri girdiğimde, beklediğim gibi, ön sıralarda birkaç soluk yüzlü öğrenci ve bir de dersin öğretim görevlisi olmalı diye düşündüğüm yaşlıca bir adam vardı. Ama o adam değildi.

O, değildi.

Gözlerim, dersliğin önünde, projeksiyon cihazının başında ayarlamalar yapan gence takıldı. Omzu geniş, uzun boylu bir siluet. Beyaz tişörtünün altından kasları belirginleşiyordu. Saçları kısaydı, ancak ensesinde hafif bir kıvrım vardı. Tanıdık bir his içimi kapladı, sanki uzun zaman önce okuduğum bir kitabın sayfasından fırlamış bir karakterdi. Belki de bu sıcak ve mezuniyet stresi beni paranoyak yapıyordu. Oturacak bir yer ararken gözlerimle bir an omuzlarına takıldı, sonra hızla önündeki masaya kaydı. Orada, elindeki ders notlarını düzenliyordu. Masanın üzerinde yığılmış birkaç kitap ve bir de lacivert defter. Defalarca bakışlarımı çevirmeme rağmen, içimde yükselen bir ses inatla aynı yöne bakmamı emrediyordu.

Boş bir sıra bulup cam kenarına oturdum. Dışarıdaki gökyüzü, Kadıköy’ün bitmeyen telaşına inat, masmavi ve umursamazdı. Pencereden gelen sıcak rüzgar bile içimdeki sıkıntıyı dağıtmaya yetmiyordu. Kalabalık yavaş yavaş artarken, genç adam nihayet projeksiyonla işini bitirdi ve sınıfın önüne döndü.

Yutkundum. Boğazım kurumuştu. Ellerim istemsizce titremeye başladı.

Bu oydu. Bu *o* idi.

Yılların ve belki de olgunluğun getirdiği küçük değişimlere rağmen, karşımda duran kişi, lise koridorlarında bana bir gölge gibi eşlik eden, ismini bile mırıldanmaktan çekindiğim Tan Yılmaz’dı. Gözleri, evet, işte o gözler. Hafif çekik, kahverenginin en derin tonunu barındıran, her zaman bir şeyleri sorgulayan, bazen alaycı bazen de hüzünlü o bakışlar. Yüz hatları daha keskinleşmiş, çene hattı daha belirginleşmişti. Ama yine de o… oydu.

“Merhaba arkadaşlar,” dedi sesi. O ses. Daha tok, daha derin, ama tonlaması aynıydı. Yıllar önce kulaklarımda çınlayan, kalbimi hızlandıran aynı ses. “Ben Tan Yılmaz. Bu yaz okulu boyunca ‘İşletme İstatistiği’ dersinin asistanı olacağım. Profesör Denizci ilk dersi bana emanet etti, kendisi haftaya aramızda olacak.”

Profesyonel, kendinden emin bir tını. Sanki beni hiç tanımamış, sanki aynı sınıfta iki yıl boyunca yan yana oturmamışız gibi. Sanki bana o mektupları hiç yazmamış gibi… Bir an için midem kasıldı. O mektuplar. Küflü kutuda, lise hatıralarımın arasına sıkışmış, hala sakladığım o mektuplar. Gözümden mi kaçmıştı? Bana mı yazmamıştı? Ya da ben mi yanlış anlamıştım her şeyi?

Başımı çevirip pencereden dışarı baktım, içeri sızan ışıkta gözlerimin parladığını kimsenin görmesini istemiyordum. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Bir yandan Tan'ın beni fark etmemesi için dua ederken, diğer yandan gözlerinin bir anlığına bile olsa bana takılmasını, beni tanımasını deli gibi istiyordum. Bu saçma bir çelişkiydi. Benim için lise yıllarının en büyük gizemi, en büyük platonik aşkı olan o çocuk, şimdi önümde, bir yetişkin, bir ders asistanı olarak duruyordu. Ve benim mezun olmam için ona muhtaçtım.

Tüm sınıfın üzerine hafifçe göz gezdirdi. Sıra sıra. Her yüzü dikkatlice inceliyordu. Bakışları, duraksamadan beni geçti mi? Yoksa o anlık duraksamada beni fark etti mi? Benim yıllardır zihnimde dönüp duran o ‘acaba’ sorusu, şimdi karşımda, somut bir gerçekliğe bürünmüştü. O anlarda hissettiğim o tanıdık utanç ve heyecan karışımı duygu, göğsüme bir yumruk gibi oturmuştu.

“İlk olarak, biraz kendimizden bahsedelim mi?” diye sordu. Sınıfın genelinden hoşnutsuz mırıltılar yükseldi. Yaz okulu, yaz okulu olmaktan çıkıp bir tanışma etkinliğine dönüşüyordu. “Amacımız sadece ders işlemek değil, aynı zamanda birbirimizi tanımak ve bu süreci keyifli hale getirmek.”

Keyifli mi? Benim için bu, kalbimin her an patlamaya hazır olduğu bir gerilim filmi gibiydi. Sıra bana doğru ilerledikçe, avuçlarım terlemeye başladı. Ne söyleyecektim? "Merhaba, ben Defne Akın. Lise yıllarında senden gizlice hoşlanıyordum ve bana yazdığını sandığım mektupları hala saklıyorum." Hayır, asla. Profesyonel olmalıydım. Sıradan, anonim bir yaz okulu öğrencisi.

Sıra yanımdaki kıza geldi. "Ben Elif," dedi neşeyle. "Maliye bölümündeyim."

Sıra bana geldi. Yutkundum. Gözlerimi Tan’ın kahverengi gözlerine kilitledim. O da bana bakıyordu. Bakışları, bir anlığına tanıdık bir parıltıyla kesişti, sonra hemen profesyonel bir mesafeye çekildi. Bir anlık duraksama. Sanki bir anlığına bir anıyı tarar gibiydi.

“Merhaba,” dedim sesimin titrememesine özen göstererek. Çok zordu. “Ben Defne Akın. İşletme son sınıf öğrencisiyim. Mezuniyet için bu dersi alıyorum.”

Sesimin ne kadar soğuk ve resmi çıktığına şaşırdım. Ama bu iyiydi. Ne kadar umursamaz görünürsem o kadar iyiydi. Yüzünde küçük bir tebessüm belirdi, neredeyse fark edilmeyecek kadar. Ama ben onu gördüm. O tebessüm, o eski, alaycı ve bir o kadar da içten tebessüm.

“Memnun oldum Defne,” dedi. İsmimi telaffuz edişi, eski bir şarkının tanıdık melodisi gibi zihnime kazındı. Başka bir şey demedi. Ne lise, ne eski günler, hiçbir şey. Sanki her şey bir rüyaydı, ya da sadece benim hayal ürünümdü. Ya da o gerçekten beni tanımamıştı. Bu ihtimal daha da korkutucuydu. Yıllarca içimde taşıdığım bu anının, onun için hiçbir anlam ifade etmemesi…

Ders ilerlemeye başladı. Tan, konuyu sakin ve anlaşılır bir dille anlatıyordu. Zekiydi, her zaman öyleydi. Lisedeyken de derslerde hep öndeydi. O zamanlar bile onun parlak zihnini takdir ederdim, belki de bu yüzden ona olan hayranlığım filizlenmişti. Şimdi ise, karşımda durmuş, yıllar boyu biriktirdiği bilgiyi ustalıkla aktarıyordu.

Not almaya çalışıyordum ama elimdeki kalem, zihnimdeki gürültüden ötürü kâğıdın üzerinde anlamsız çizgiler çiziyordu. Her kelimesi, her hareketi, her göz teması… Hepsi geçmişten bir yankı getiriyordu. Ona bakarken, o eski mektupları yeniden okuduğumu hissettim. İçindeki umutsuz aşkın her cümlesini, her satırını yeniden yaşıyordum. O mektuplarda beni sevdiğini ima eden o cümleleri, şimdi onun gözlerinde arıyordum. Ama bulamıyordum. Yalnızca profesyonel bir nezaket, hafif bir tebessüm ve uzak bir bakış vardı.

Dersin sonuna doğru, Tan, gelecek haftaki dersle ilgili notları tahtaya yazdı. “Arkadaşlar, haftaya bu konulara devam edeceğiz. Bu arada, derse aktif katılım ve ödevler notunuzun önemli bir kısmını oluşturacak. Sorularınız olursa çekinmeyin, gerekirse ders sonrasında da konuşabiliriz.”

Son cümle, havada asılı kaldı. "Gerekirse ders sonrasında da konuşabiliriz." Sanki bana özel bir davetti, sanki sadece benim için söylenmişti. Ya da ben öyle algılamak istiyordum. Kalkmak için hareketlendim. Derslik boşalmaya başlarken, Tan masasının başında durmuş, birkaç öğrencinin sorusunu yanıtlıyordu. Onu izledim. Boynunun yan tarafındaki küçük beni, hala orada mı diye kontrol ettim. Oradaydı. Her şey oradaydı. Ve ben, bu duruma ne kadar hazır olduğumu sorguluyordum.

Çıkışa doğru ilerlerken, sırtımda onun bakışlarını hissettim. İçimde dönüp duran o belirsizlik, beni bir mıknatıs gibi çekiyordu. Kapının eşiğinde, tam çıkacakken, Tan’ın sesi duyuldu, “Defne.”

Adımı söylemişti. Sadece adımdı ama kalbim yerinden fırlayacak gibi attı. Yavaşça döndüm. Diğer öğrenciler gitmişti. Sadece ben ve o kalmıştık. Gözleri, tüm profesyonel maskelerin ardındaki o tanıdık derinlikle bana bakıyordu. “Bir dakika konuşabilir miyiz?” diye sordu. Ses tonunda gizemli bir davet vardı, kaçışa yer bırakmayan, yumuşak ama kararlı bir davet.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Selam! ✨ ​Yazdıklarımın daha fazla kişiye ulaşmasını çok istiyorum ve bu yolda ufak da olsa her destek benim için çok kıymetli. 📖 ​Bir fikrini paylaşman ya da sadece uğramış olman bile beni çok mutlu eder. Şimdiden çok teşekkürler! 🌸