İçeriğe geç

Yaz Kelebeği

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Yaz Kelebeği

Bölüm 1

1. Bölüm

Hoş geldiniz, keyifli Okumalar♡

Okumaya başlama tarihiniz?

Hayat insan için neyi ifade ederdi? Bir insanı mı, evi mi, parayı mı? Kafam karışık olduğunda kaçardım. Hayatım boyunca kaçmayı seçtim. İnsanlardan, sokaklardan her şeyden. Belki yanlış belki doğruydu fakat benim yolumda buydu; gitmek. Gidince çözülmüyordu, arkanda bıraktığın bir dağ; sırtında yük olan bir kambur...

Şimdi yine yollardaydım.

Haziran ayının ortalarındaydık, havanın kaç derece olduğunu bilmiyorum fakat kaç derece olursa olsun hissettiğimiz sıcaklık çok farklı bir boyuttaydı. Arkama yaslandım ve hostesin dediklerini dinlemeye başladım, o uyarılarını yaparken ben daha çok onu incelemekle meşguldüm. Bu sıralar insanların dedikleri bir kulağımdan giriyor diğerinden çıkıyordu.

Telefonumu uçuş moduna aldım ve olduğumuz yükseklikten cama baktım. Gözümüz de kocaman gözüken binalar, sokaklar, gökdelenler küçücüktü. Çoğu şey böyle miydi aslında, gözümüze dağ gibi gözüküp karınca kadar?

Sancılı İstanbul'un ağrılı insanlarından birisiydim sadece.

Gözlerim ağırlaşmaya başlarken kapatmamak için direnmedim. Kaç günün uykusuzluğu vardı üzerimde bilmiyorum.

Hafif sarsılmalarla sıçrayarak uykumdan uyandım. O kadar derin uyumuştum ki inişe geçiyorduk bile. Sol bileğimde ki akıllı saate baktığımda dört buçuk civarlarını gösteriyordu, yazlığa gitmem ise neredeyse altı olurdu. Uzun zamandır gitmediğimiz bir yazlıktı, bir zamanlar çocukluğumun adresi olan yere zaman geçtikten uğramamaya başlamıştık. Çünkü babam işlerine gömüldükçe gömülmüş annem ise babamın peşinde pervane olmuştu. Zaman geçtikte ikisi arasında ki ilişkiyi benzetiyordum. Biliyorum hiç benzetmemem gerekiyordu ama ben belki de annem gibi olmuştum.

Her zaman onlar gibi olmayacağım dedikten sonra kendini onların huylarına bürünmüş şekilde buluyordun. Kaçınılmaz son bu mu oluyordu yani? Sanmıyorum.

Yine de bir tarafım bas bas bağırıyordu benzemeyeceğim diye.

Tuttuğum ağır kocaman valizi çekeleye çekeleye taksilerin kalktığı noktaya ilerledim. Eğer şansım varsa hemen taksi bulabilecektim, bence şans biraz benden yana olmalıydı.

Nefesimi verdim ve İzmir'in yakıcı sıcaklığı ile bunalarak etrafıma baktım. İnsanların çoğu gülüyordu, herkeste cıvıl yaz havasının neşesi vardı benim aksime. Kafam dağılsın diye geldiğim yerde bütün yazı havuz başında kitap okuyarak geçirme düşüncelerim vardı. Yeter ki annemin söylenmeleri ve beni Tunç ile barıştırma planlarından uzak olayım yeterdi. Anlamadığı şeyler vardı daha doğrusu anlamak istemediği.

Ona kalırsa insanlar anlık hata yapabilirlerdi ve bundan pişmanlık duyarlarsa da affedici olunabilirdi. Bana kalırsa...insanlar hata yapabilirdi ama yaptıkları hatanın başlıklarına göre affetmek seçiliyordu. Bazı hatalar sonucunda pişmanlık da duyulsa affedilmezdi. Tunç affedilmeyecek 'anlık' bir hata yapmıştı. Bir ay boyunca aldatmıştı ve annem yine de onu affetmemi bekliyordu çünkü beraber büyüdüğüm bir insanı silemezmişim.

Bir yerde saygısızlık yapılıyorsa silinebilirdi.

Bindiğim taksinin camını sonuna kadar açarken bir yandan aile grubuna geldiğime dair bir şeyler yazıyordum. Annem direkt olarak cevap yazarken, babamın arşivinde bir yerlere düştüğüme emindim. İzge'nin ise sayısız okunmamış mesajlarının arasındaydım.

Çekirdek ailemiz bundan ibaretti.

İzmir'e en son ne zaman geldiğimi hatırlamıyordum. Ortaokul sona geçtiğim yaz uzun süre kalmıştık, sonrasında ise diğer yazlar hiç gelmemiştik. Babamın işleri o zamandan itibaren büyük bir şekilde artmıştı ve hiç beraber tatile bile gitmemiştik. İzge, annem ve bem olarak her yere gider olmuştuk. Bir de Tunç.

Şimdi ise reşit olmuştum, tam tamına iki gün önce. Hayatımda büyük bir değişiklik olmamıştı fark edilir. Alin'dim yine aynı Alin.

"Buradan sola dönüyoruz...evet tamam burası...ücret ne kadardı?" Hasır daire şeklinde ki çantamdan siyah kare cüzdanımı çıkarttım ve iki yüzlüğü orta yaşlı taksiciye verdim. Valizimi bagajdan aldım ve kilitli dış kapının anahtarını deliğe soktum. Kapının siyah demir çubuklarına bir kaç iş reklamı ve afişler sıkıştırılmış çok öncesine ait olduğunu tahmin ettiğim gazeteler vardı. Yüzüme istemsiz bir gülümseme otururken bahçeye giriş yaptım. İki katlı tatlı bir yazlıktı, en çok balkonunu sevdiğim bir evdi. İzmir'in denizine bakan manzarası ile sabahlara kadar kitap okurdum.

Evin olduğu konum hep yazlık evlerin olduğu yerdi. Merakla sağıma ve soluma baktığım da aklıma gelen kişilerle derin bir nefes verdim. Bir zamanlar beraber oyun oynayıp yüzmeye gittiğim arkadaşlarım şimdi neredeydi hiçbir fikrim yoktu. Bahçeler arasında büyük olmayan çitler olduğundan insanlar rahatça görülebiliyordu.

Gördüğüm kadın ile gülümsemem daha da büyürken az önce hiçbir fikrimin olmaması siliniyordu. Sude'nin annesi Zeliş teyze elinde ki limonata tepsisi ile kapının önündeydi.

"Zeliş teyze!" İsmini seslenmemle etrafına bakındı, ardından bizim bahçeye kaydı. En sonunda beni görürken ağzı şaşkınlıkla açıldı. Elinde ki tepsiyi duvarın üzerine bıraktı ve hızlı adımlarla sınır olan çitlerin yanına geldi. Bende yüzümde ki sırıtış ile ilerledim.

"Alin! Ay inanamıyorum." Dedi şaşkınlıkla. Gülerek açtığı kollarına sarıldım, çocukluğumdan parçalar görmek çok iyi hissettirmişti.

Ellerimi tuttu ve boydan boya beni süzdü. "Ne kadar büyümüşsün ya, neredesiniz kızım siz? Bir gittiniz gelmediniz. Hayırsız annenlerin ne telefonuna ulaşılıyor ne başka bir şey." Hayıflanma ile karışık sesine alttan alttan baktım. Bir ara ailecek numaralar konusunda sıkıntı yaşamıştık, hepsi aile şirketine bağlı olduğundan birimizin hattında bir sıkıntı olunca karışık bir şekilde tüm hepimiz etkilenmiştik ve rehberimiz silinmişti.

"O iş biraz karışık Zeliş teyze ya, konuşuruz sonra. Sude nerde?" Dedim hevesle. Bir yandan da içim tedirgin olmuyor değildi, çok uzun zaman olmuştu o da beni yine aynı samimiyetle karşılar mıydı bilmiyorum. Belki de tanımayacaktı bile.

Hafif beyazları çıkmış siyah kısa saçlarını geriye attı. "O Merve'ler ile denize gitti akşam gelirler. Her yaz çocukların dilinde bir kere oluyordun Alin, herkes şok olacak." Dedi Zeliş teyze. Sadece gülümsemekle yetindim. Sandığım gibi unutulmamıştım demek ki.

"Ben de çok özlemişim...Neyse ben bir eve gideyim malum iş çoktur. Temizlik şirketi bulmam gerekiyor acilinden." Bir de bu işler vardı tabi. Ev çok büyük olmasa da yine de benim yapabileceğim bir temizlik değildi. Kafasını salladı ve az önce duvarın üzerine bıraktığı tepside ki limonata bardağını aldı ve bana uzattı. Reddetmeyerek aldım, soğuk bir şeyler içmek istiyordum ve tam anlamıyla isabet olmuştu.

"Sen hiç dert etme güzel kızım. Bir git dinlen biraz, akşam yemeğe bizdesin hallederiz o işleri." Yanağımdan makas aldı.

Onun yanından ayrıldım ve giriş kapısına ilerledim. Gözlerim istemsizce dolmuştu, bir zamanlar kalabalık bir arkadaş grubum vardı. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez, sürekli beraber olurduk. Şimdi ise kimse yoktu ama toplanmayacağımız anlamına da gelmiyordu. Zeliş teyzenin öyle konuşması bir yerlerde umudumu yeşertmişti.

Belki de onlar hiç dağılmamıştı aralarında olmayan bendim.

Valizimi merdivenin başına bıraktım ve elimde bitmiş limonata bardağı ile mutfağa ilerledim. Annemle beraber maviye boyadığımız mutfak dolapları beni karşılarken tozlu tezgaha bardağı bıraktım. Dört yıldır gelmeyince böyle olması çok normaldi tabi...

Mutfak ile bahçeyi birleştiren boydan boya cam olan kapıya ilerledim ve bahçeye baktım. Bu yazı burada geçireceğimden burası ile ilgili güzel planlarım vardı.

Mutfağın bir köşesinde yerleşmis L koltuğun üzerinde ki okuma kitabımı aldım. Bir ara fazlası ile popüler olan bir kitaptı, bu kitabı burada bıraktığım için çok üzülmüştüm o yaz dönüşünde. Daha fazla burada oyalanmayıp odama gitmek için çıktım, her yer beyaz çarşaflarla örtülüydü. Koltuklar, televizyon, sehpahalar...

Valizimi merdivenlerden çıkartmak zor olsa da yoğun uğraş sonucunda başarı ile sonuçlanmıştı. Hemen merdiven bitiminde sağ tarafta kalan İzge'nin odasına es geçtim ve koridorun sonunda bulunan odama girdim. Her şey tam bıraktığım gibiydi, yatağım beyaz çarşafla örtülmüştü. Çalışma masasından babamla beraber ufak bir tadilat yaparak makyaj masasına çevirdiğimiz makyaj masasının üzerinde baktığım turuncu ojem, dolabın kapağını asılı koleyelerim...

Ve o buruna gelen tanımlayamadığım yaz kokusu.

***

Üzerime giydiğim askılı crobun ters dönmüş askısını düzelttim ve aynada kendimi süzdüm. Akşamları da bunaltıcı bir sıcaklık olduğundan kısa giyinmek daha iyi ve cazipti. Kot bir şort giymiştim ve yaz boyu ayak bileğimden çıkarmayacağım gümüş zincir halhalımı da takmıştım.

Bileklerime bir sürü ip bileklik takmıştım, hepsinin ayrı bir anısı vardı. Burada bırakmıştım ve şimdi tekrar bileğimdelerdi, tuhaf bir biçimde renkleri şekilleri birbirlerinden farklı da olsa uyumsuz gözükmüyor bir şekilde uyuyorlardı.

Zeliş teyzeler yemeğe beklediklerinden daha fazla oyalanmadan odamdan çıktım ve enerjik bir şekilde merdivenleri indim. Anahtarı delikten çıkartıp parmağıma geçirdim ve avucuma hapsettim.

Diğer solda ki yazlıktan gülüşme sesleri gelirken kafamı oraya doğru çevirdim. En son orada yaşlı bir çift vardı, emekli olduktan sonra yerleşmişlerdi ama şimdi onlardan eser yoktu.

Dikkat çekmemek için daha fazla bakmadım ve bahçeden çıkıp bir kaç adım uzaklıkta ki bahçe kapısından içeri girdim. Benim bahçeye adım atmamla eş zamanlı olarak da Sude evden çıkmıştı. Siyah düz saçlarını eliyle tarayarak şarkı mırıldanıyordu. Yere baktığından beni fark etmemişti, kendimi fark ettirmek adına gideceği tarafa ilerleyip yolunu kestim.

Kaşları çatılırken kafasını kaldırdı. Hemen ardından gözler fal taşı gibi açıldı. Gülerek kafamı yana eğdim.

"İnanamıyorum annem şaka yapmıyormuş! Alin!" Birbirimize sımsıkı sarılırken birbirimizi özlediğimize dair şeyler söylerken anlamsız çığlık atıyorduk.

"Çok özlemişim çok." Dedim içimde tekrar tekrar söylediğim şeyleri dışarı vururken.

"Sadece sen mi? Neredesin sen ya nerede?" Koluma girdi ve bir yandan bizi arka bahçeye doğru sürükledi.

"Buradayım, anlatacak çok şeyim var size." Dedim sabırsızlıkla. Ne kadar zaman geçerse geçsin onlar benim çocukluğumun büyük bir parçasıydı. Aramızda ki değişmeyen samimiyetin kaynağı buydu.

"Ooo Alin hanım?" Hasan amcanın şakası sesi bizi karşılarken otuz iki dişim ortaya çıkacak şekilde güldüm. Sude'nin babasıydı Hasan amca. Her zaman ruhunu genç tutabilen birisiydi.

Bol sohbetli ve hasret gidermeli bir yemekten sonra Sude ile yürümek için çıkmıştık. Biraz yürüdükten sonra Merve'lerin olduğu kafeye gidecektik.

"Ee anlat bakalım, annemlerin yanında bazı soruları geçiştirdin. Tek başına seni buraya getiren ne?" Anlamıştı anlayacağını zaten tahmin ediyordum.

"Üç ay önce bir ilişkim bitti. Sınav yılında yaşayabileceğim en berbat şeyi yaşadım, aldattı." Bir küfür savururken o anların aklıma gelmesi yine içimde bir yerleri ayağa kaldırıyordu. Ona karşı sevgim yoktu fakat hazmeyip konduramadığım şeyler vardı. "Tunç. Size bahsetmiştim hatırlıyor musun?" Düşünür mırıltılar çıkarttı ve ardından onayladı. O kadar eskilerden bugüne gelmiştik Tunç ile. Her zaman hayret ederim uzun süreli ilişkilerin bitmesine, bu kadar yıl ne yaşamadılar neyi atlatamadılar da ayrıldılar diye. Evet yaşanmayan yine bir şeyler oluyormuş.

"Kumral bir çocuktu dimi? Fotoğrafını göstermiştin, karşı site de oturuyordu hatta." Gülümsedim ve kafamı salladım. Sude'nin zehir gibi hafızası vardı, bir gördüğünü unutmaz ezberine bir şekilde yerleşirdi.

"Evet o. Biz o yazın sonunda -buraya geldiğimden son yazın- çıkmaya başladık. Lise boyunca da devam etti. Aileler bile şaşırdı yani bu kadar devam etmesine, sınava üç ay kala da ortak arkadaşımız olan bir kızla aldattığını öğrendim." Yutkundum. Bu olayı her seferinde anlatmak zorluyordu. Herkesin yüzüme yüzüme yalan söylemesi unutulmuyordu. Tüm arkadaşlarımla ilişkimi bitiren de buydu zaten. Herkes Tunç'un beni o kızla aldattığını bilirken susmuşlardı.

"Şok içerisindeyim ne diyorsun ya?" Dedi kızgınlıkla.

"Duramadım İstanbul'da, sanki şehir üstüme üstüme geliyormuş gibiydi. Annemlerin işleri yoğun olduğu için onların bir yere gideceği yoktu bende geldim işte." Adımlarımı durdurdum ve kafamı geriye attım. Dolan gözlerimin gitmesi için uğraş versem de pek yardımcı olmuyordu.

"İyi ki gelmişsin bebeğim." Sude'nin kolları bana dolanırken kendimi saldım ve göz yaşlarımı bıraktım. Birini sevmek zor bir işti ama en zoru ise sadık kalabilirdi. Şimdi ise Tunç'a olan sevgimden geriye kalan sadece öfke ve kalp kırıklığıydı. O kadar beklemediğim bir şeydi ki intikam bile almak için ugraşa girmemiştim.

"Ağlama kızım döverim seni. Bak bu yaz öyle eğleneceğiz ki, o gerizekalı kuduracak. Eğlencenin dibine vuracağız." Onun gazagetiren sesi ile kıkırdadım. Bu yaz benim yazım olacaktı.

Hedef bir; Yazın anasını ağlatmak.

Hedef iki; Tunç'u kudurtmak..

Hedef üç; Her iki maddeyi de sağlam bir şekilde gerçekleştirmek.

Yüksek müzik kulaklarımıza nüksederken gözlerim tanıdık simaları arıyordu. Bir yandan da kalbim küt küt atıyordu. Mustafs Sandal'ın şarkıları modumu iyice yükseltirken uzun masaya kurulmuş kişilerle Sude'ye baktım. "Emin ol hepsinin dilindesin rahatla." Küçükken de hepsi ile çok yakındım ama Sude daha farklıydı. Ben demeden beni anlayan oydu, yıllar geçse de yine o anlıyordu.

"MİLLET!" Sude elleri ile beni gösterirken herkes şok olmuş bana bakıyordu.

Merve glossunu sürmeyi bırakmış ağzı şaşkınlıktan açılmıştı. Akın ve Can ise küfür eserek şaşkınlığını belirtmişti. Damla ile Pars ise birbirlerine bakakalmışlardı. Gülerek el salladım.

Gecenin devamı ise eski arkadaş grubumla kaldığım yerde devam edip hasret gidermekle geçmişti.

Bölüm Hakkında ?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.