Merhaba sevgili okuyucum.Eğlenceli,bol maceralı, sürükleyici bir kurgu okumaya hazır mısın?
Hadi herkes başladığı tarihi ve zamanı yazsın.
26.07.2021
Yukarıdaki tarih bu kurguyu ilk yazmaya başladığım zamana ait.
O zaman tanıtım bölümüyle başlayalım.
Okuduktan sonra oy vermeyi unutmayın lütfen.
Keyifli okumalar💕
_____________________________
Yine kulaklarımı sağır edecek gibi çala alarmla uyandım. Daha doğrusu pek uyanmış sayılmam, yarı uyanığım daha doğru olabilir galiba. Neden mi? Çünkü çok derin uyurum ve haliyle de kolay kolay uyanamam.
Uyku sersemliğiyle alarmı kapattım ve doğruca banyoya gidip rutin işlerimi hallettim. Ardından okul için hazırlanmaya başladım. Okul formam olan beyaz tişörtümü ve lacivert eteğimi giydim. omzumdan aşağı dökülen kahverengi saçlarımı tepemde topladım. Beyaz converselerimi de giydikten sonra aynaya baktım. Hazırdım.
Akşamdan hazrıladığım çantamı ve yanında duran dün okuldayken başladığım kitabımla telefonumu da elime aldım. Elime de biraz nemlendirici krem sürdüm ve mutfağa doğru yürümeye başladım.
Kapıyı açmamla annemin "yeter artık" diyen klasik bağırışını duymamla omuz silkip yürümeye devam ettim. Anneme karşılık babamın "asıl sana yeter" demesine de alışmıştım. İstisnasız her sabah kavga ederlerdi. Başta bana duyrumak istemezlerdi, gizli gizli kavga ederlerdi. Artık bu durum onlar için normal olmaya başlamış ki ki seslerini duymam onları rahatsız etmiyordu. Aslında ben küçükken bu kadar kavga etmezlerdi. Hatta hiç etmezlerdi. Çok sevgi dolu bir ailede büyüyordum ta ki annemin tekrar hamile kalıp da kardeşimi doğumdan hemen sonra kaybedene kadar... O zamandan sonra araları bir daha eskisi gibi olmamıştı. Babam kardeşimin ölümünden hep onu sorumlu tutmuştu. Annem ise ben doğurduktan sonra öldü ben elimden geleni yaptım deyip kendi vicdanını rahatlatmıştı. Tabi bu hikayede yanan ben olmuştum. İkisi de ölen çocuklarının acısından yaşayan bir çocuklarının olduğunu unutmuş gibiydiler. Annem adeta benden tiksinir gibi bakıyordu ilk zamanlar. Benimle hiç ilgilenmezdi. Bakıcıların elinde büyüdüm. Babamsa, çok umrunda olmadığını bildiğim halde paramı hiç cebimden eksik etmeyip babalık görevini yaptığını düşünüyordu. O zamanlar daha 6 yaşında olan ben hikayenin sadece bu kısmını hatırlıyorum tabi ki...
Aceleyle adımlarımı hızlandırıp alt kattaki mutfağa ulaştığımda yardımcımız Gülten Abla'ya günaydın dedikten sonra çoktan kurulu olan masaya oturdum. Annemle babamın gelmesini beklemeden bir tost ve bir bardak meyve suyu eşliğinde kahvaltımı tamamladım. Mutfaktan çıktım. Kapıya geldiğimde telefonumda saate baktım. Daha bir saaten fazla zamanım olduğunu gördüğümde yürümeye karar verdim. Bahçe kapısından çıkıp kaldırımda yürümeye başladım. Çantamda duran kulaklığımı taktım. Ve her bir şarkısını özenle seçtiğim müzik listemden rastgele bir şarkı açtım sesini sonuna kadar açtım ve yürümeye başladım.
Okulum evime neredeyse 1 saat uzaklıktaki Demir Koleji'ydi. Aslında servis vardı. Ama kalabalık ortamlardan hoşlanmadığım için erken hazırlanırsam yürüyerek yetişemeyecek olursam da taksiyle giderdim okula.
40 dk sonra okulun önüne geldiğimde bahçe kapısından içeri girerken okulun girişinde okul müdürüyle konuşan takım elbiseli bir adam gördüm. Tam bu adam kim diye düşünmeye başlamıştım ki yanındaki çocuğu görmemle neredeyse ağzımın suyu akacak sandım. Okul girişi çok uzak olmadığı için yüzünü net olarak göremesem de biraz görüyordum. Neredeyse kulaklarına kaar gelen siyah saçları vardı ve uçları maviydi. beyaz tenliydi ve gözleri, gözlerini göremiyordum. Üzerinde siyah bir deri ceket, içinde beyaz tişört ve altında siyah pantlon vardı. siyah postalları da ayrı bir serseri havası veriyordu. Yaklaşık 1.80 boylarındaydı. Tıpkı Mucizedeki Luka gibiydi Allahım...
Bana döndüğünde onu incelediğimi anlamasın diye başımı çevirdim ve okulun arka girişinden girmeye karar verdim. Nedensiz bir şekilde sanki çocuğun yanından geçersem boynuna atlayacağm hissi oluştuğu için arka taraftan girecektim. Biraz yürüyüp etrafıma baktığımda bizim okulun kızlarının hepsinin çocuğa baktığını fark etmemle anlamsız bir kıskançlık dalgası sardı bedenimi. Bemi kendime getiren şey kulağımda çalan müzikten gelen silah sesiydi. Birden kulağımda silah patladığında yerimden sıçramadığıma ve çığlık atmadığıma şükredip arka girişten okula girdim. Kendi sınıfıma çıkmak için merdivenlere doğru yöneldim. Takım elbiseli adamın ve mavi saçlı çocuğun hala orada konuştuklarını görmemle koşarak merdivenlerden çıktım. Kendi sınıfım 3. kattaydı. 3 kat merdiven çıktıktan sonra kendi sınıfımın önüne gelmiş oldum. 11/A
İlk okuldan beri burada okuyordum. Ve seviyordum burayı. En çok da kütüphanesini. Kocaman bir kütüphanesi vardı. Arayıp da bulamadığım bir kitap olursa mutlaka burada buluyordum. Tam bir kitap kurdu olan ben için harika bir şeydi bu. Kütüphanenin içinde duvarlarda faklı şekillerde okuma yerleri vardı. Koltuklar, yere serilmiş minderler ve daha niceleri...
Sınıftan içeri girerken kulaklığımı çıkardım. Telefonumu cebime koydum. sınıftakilere günaydın dedikten sonra yerime yani duvar kenarından 3. sıraya oturdum. Dersin başlamasına henüz 15 dk olduğu için sınıfta pek fazla kimse yoktu. Olanlar da bana cevap olarak gülümseyip günyadın dediler.
Beni sınıfta herkes severdi. Ailemin bana ayırracak vakti olmadığından bende çareyi kitap okumakta ve ders çalışmakta bulmuştum. Bu nedenle derslerim iyi olduğu için tüm sınıfa kopya verirdim ve herkes benimle arasını mecburen hoş tutardı. Hocalar bu duruma kızsalar da ispatlayamadıkları için seslerini çıkaramazlardı. Ayrıca ispatlasalar nolucaktı ki burası özel okuldu. Bu yıl yapılan il geneli seviye belirleme sınavında da 11. sınıfların birincisi olduğum için okulun gözdesiydim.
Ders saati gelene kadar biraz kitap okuyacaktım ki yan sıradan gelen Ezgi ve Nur'un sesiyle onlara döndüm. Loren'ciğim hakkında konuşuyorlardı. Ne saçmalıyordum ben nerden Loren'ciğim oluyordu. Ayrıca Loren çok ünlü olduğu için çoğu erkek onun tarzını örnek alıyor olabilirdi. Kafamı iki yana salladım ve kızların ne konuştuğun odaklandım.Bu arada girişteki mavi saçlı çocuğun fiziğini Loren'e benzetmiştim de ben. Hani şu şarkıcı çocuk olan Loren'e ... Ezgi Nur'a
"girişteki çocuğu gördün mü? nasıl yakışıklıydı yaaa" dedi. Nur da
"aynen o neydi öyle Allah özenmiş de yaratmış resmen" dedi. Bende dayanamayarak
"siz biliyor musunuz kim olduğunu" dedim. İkiside olumsuz anlamda başlarını salladı. Nur
"maalesef aşko keşke bilsem sabah akşam stalklardım" dedi.
"teşekkürler" deyip önüme döndüm ve kitabımı okumaya başladım.
İlk dersimiz matematikti. Matematik dersini severdim. Formüllerle ve sorularla uğraşırken kafam rahatlardı. Dersin hocası Leyla Hoca sınıfa girdi. Klasik selamlaşma faslından sonra hocamız yoklama almaya başladı.
"........"
"burada"
"......."
"burada"
"...."
"burada"
"Masal EKİN"
Elimi kaldırdım. "burada"
Ben Masal EKİN. Ve okuyacağınız da benim hikayem.
Her günki gibi geçen klask bir gündü. Öğle arası gelmiş, elimde İvan Aleksandroviç GONÇAROV'un Oblomov'u bahçedeki banklardan birinde oturuyordum. Bir an için sabahki çocuk geldi aklıma. Yüzü aklımdaydı. ya baybfaceydi yada sakallarını yeni kesmişti o yüzden Loren' e benzetmiştim. Yoksa yüz hatları keskin gibi duruyordu. Uçları mavi siyah saçları gerçekten çok etkileyici ve farklıydı. Sonra silkelendim. Ne diye onu düşündüysem... Yakışıklı biriydi gerçekten,ister istemez yer etmişti akılma. Çakma Loren'i kafamdan atıp kitabıma döndüm. Ders zili çaldığında sınıfa doğru yol aldım.
Dersler bitip de kulağımda kulaklıklarımla evime geldiğimde direkt odama geçip kendimi banyoya attım. Kısa bir duşun ardından dersimin başına geçtim. bugün işlediğimiz konuları tekrar ettim.
Uzun bir süre sonra mis gibi bir boyun ve bel ağrısıyla masadan kalktığımda saatin epey geç olduğunu ve fazlasıyla acıktığımı fark ettim. Üstelik yemek vakti de çoktan geçmişti. Neden kimse beni çağırmadi ki? Bu kadar mı önemsizdim yani?!
Can sıkıntısıyla odamdan çıkıp mutfağa indiğimde yemek olmadığını gördüm. Ama buzdolabında bir not vardı.
Annemden: Masal bizim babanla bir yere uğramamız gerekti.
Harika evde tek başımaydım. Bir anda bütün iştahım kaçıverdi. Buzdolabından birkaç çikolata ve gazoz alıp odama çıktım. Yatağıma geçtim. Bilgisayarımdan rastgele bir film açtım izledim. Daha sonra bir mailim olduğunu fark ettim ama canım açmak istemiyordu. Bilgisayarımı kapattım ve kendimi canım uykunun kollarına bıraktım.
____________________