"Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek
Giryemi füzun eşkımı hun etti felek
Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek."
Bilmem ki gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı ki Gözyaşımı kan içinde bıraktı, aşkımı artırdı Benim pençemin (gücümün) korkusundan aslanlar( bile) titrerken, Felek beni bir ahu gözlüye esir etti.
Yavuz Sultan Selim Han, sade yaşayışı, debdebeye iltifata meyletmeyen tavırlarıyla Osmanlı padişahları arasında farklı bir yere sahipti. Sert mizacıyla “Yavuz” unvanını alan Sultan Selim, sekiz yıl süren saltanatında cihanı dize getirmiş, ancak küçük bir çıban sebebiyle Eylül 1520’de hayata gözlerini yummuştur.
Büyük hükümdar göçmüş, fakat ardında aslanları titreten bir nam ve hazin bir aşk hikâyesi bırakmıştır.
Rivayete göre Yavuz Sultan Selim, Sam yakınlarında otağını kurduğunda çadırına temizlik için gelen bir Türkmen kızı, hünkârı görür görmez gönlünü kaptırmış. Kız, otağın direğine gizlice şu satırı yazmış:
“Seven insan neylesin”
Yavuz, bunu görünce altına bir dize eklemiş:
“Hemen derdin söylesin”
Ertesi gün kız cevap vermiş:
“Ya korkarsa neylesin”
Sultan Selim son noktayı koymuş:
“Hiç korkmasın söylesin”
Böylece otağın direğinde bir aşkın sessiz dizeleri sıralanmış.
Sonunda Türkmen kızı huzura getirilmiş. Güzelliğiyle görenleri hayran bırakan genç kıza Yavuz hiç soru sormadan tek emir vermiş:
“Tiz kurulsun düğün alayı!”
Üç gün üç gece şenlik yapılmış. Fakat düğünün son gecesi acı haber gelmiş: Türkmen kızının yüreği bu büyük aşkın sırrını kaldıramamış, “Selim” diye çarparken ansızın durmuş.
Derler ki o vakit koca cihan padişahı Yavuz Sultan Selim ağlamış. Türkmen kızının mezar taşına da şirler bile şiirini yazdırmış.