Bölüm 2: Gölge Gibi SuskunlukKarargâhtan çıktığında hava serindi ama Elvin’in içi hâlâ sıcaktı. Yaşadığı şey gerçek miydi bilmiyordu; ama Murat Karahan’ın gözlerinde gördüğü vicdan, onu durduramayan bir düşünce girdabına itmişti.Karargâhın ağır demir kapısından çıkarken boynundaki krem rengi atkıyı biraz daha sardı. Bugün sade giyinmişti. Diz hizasında koyu gri bir kaban, altına siyah kumaş pantolon ve kısa topuklu, tokalı botlar giymişti. İçindeki ince boğazlı kazak koyu vişne tonundaydı. Her detay sanki kendini daha dik göstermesi için seçilmişti, ama Elvin’in içinde başı öne eğik bir his vardı.Telefonunu çıkardı, “Asena” yazan ismi buldu.— "Müsait misin? Beşiktaş sahilde bir çay içelim mi?"Asena’dan hemen yanıt geldi:— "Sen çağır da ben gelmeyeyim mi? 15 dakikaya oradayım."Sahil boyunca yürürken ellerini kabanın ceplerine soktu. Rüzgâr yanaklarını biraz kızartmıştı. Oturduğu kafede, denize en yakın masalardan birini seçti. Çay söyledikten sadece iki dakika sonra Asena belirdi. Açık kahve kabanı, bol paça pantolonu ve boynuna doladığı desenli atkısıyla tıpkı her zamanki gibi gözlerinin içi gülüyordu.— "Ooo Elvin hanım, yüzün gergin ama gözlerin dolu dolu... anlatsana bakalım neler oldu?"Elvin gülümsedi, ama gülümsemesinde bir gölge vardı.— "Asena... bugün öyle biriyle tanıştım ki... sadece bir asker değil, sadece bir dava değil... Bir şey var. Ama ne olduğunu anlayamıyorum."Asena çayından bir yudum aldı.— "Adını söyleme, gözlerini anlat. Gözlerinde ne vardı?"Elvin başını eğdi.— "Sessizlik. Ama bağıran bir sessizlik. Emir almış ama vicdanını susturamamış biri gibi. Sanki… yıllardır doğru olanı yapmış ama sonunda yanlışla suçlanmış biri."Asena hafifçe başını salladı.— "O zaman seni bu kadar etkileyen şey, onun cesareti değil... senin ona inanma ihtiyacın."Elvin gözlerini kaçırdı, çantasından dosyanın kenarını çıkardı, sonra tekrar yerine koydu.— "Bu adama inanmam gerekiyor. Çünkü inanmazsam… gerçekten susmak zorunda kalırım."Asena onun elini tuttu.— "Kendine dürüst ol. Avukatlığın ötesinde, Elvin olarak ne hissediyorsun?"Elvin ilk kez boğazına bir şeyin oturduğunu fark etti.Ne hissettiğini söyleyemedi. Ama içinde bir yer, Murat Karahan’ın öylece geçip gidecek bir dava olmadığını fısıldıyordu.Asena fincanın dibinde kalan son çayı karıştırırken gözlerini Elvin’e dikti.— “Beni en iyi tanıyan kişi sensin. Ama bak Elvin... sen bugün başka birisin. O adama sadece inanmak istemiyorsun… aynı zamanda inanma ihtiyacı hissediyorsun.”Elvin dudaklarını hafifçe ısırdı. Rüzgâr yanaklarını üşütüyordu ama o konuşmadan gelen sıcaklık içini ürpertmişti.— “Ben sadece doğru olanı yapmaya çalışıyorum,” dedi usulca.— “Ama Elvin… bazen doğru olanla duyguların üst üste biner. Kafanı değil, kalbini meşgul eder. Seninki öyle bir durum.”Bir an sessizlik oldu. Sadece martıların sesi ve sahilden geçen insanların ayak sesleri duyuluyordu. Elvin gözlerini denize çevirdi. Dalgalar sakindi ama içindeki çalkantının tam tersiydi.Asena usulca ayağa kalktı, kabanının fermuarını çekti.— “Hadi kalk, seni bırakayım. Bu kadar derin konuşma fazla bile bana.”Elvin gülümsedi. Ayağa kalkarken botlarının tokası hafifçe çınladı.— “Yok, yürüyeceğim. Temiz hava iyi gelir.”Asena elini omzuna koydu.— “Peki. Ama bak… kendine dürüst ol. Yarın kendine yalan söyleme.”Sarıldılar. Elvin bir süre bırakmak istemedi o sarılmayı. Asena’nın sırtı tanıdık, güvenli ve sakin gelmişti.Sonra birbirlerine göz kırptılar ve zıt yönlere yürümeye başladılar.Elvin kaldırım taşlarının çizgilerine basa basa ilerliyordu. Nefesi buhar gibi çıkıyordu ağzından, ama o buharın içinde bir ağırlık vardı. Elini kabanının cebine attı. Anahtarları yokladı. Dosya kağıdının ucu cebinden hafif çıkmıştı. Geri itti.Yürürken etrafındaki her şey donuktu. İnsanlar konuşuyor, kahkahalar atıyor, telefonlarına bakıyorlardı ama onun kulakları tıkanmış gibiydi.Sadece bir çift göz vardı zihninde:Murat Karahan’ın gözleri.Evinin bulunduğu sokağa vardığında yavaşladı. Her şey aynıydı: marketin neon tabelası, karşı binadaki loş balkon lambası, apartmanın gri duvarı. Ama o aynı değildi. O gün, bir şeyler değişmişti.Apartman kapısını açarken derin bir nefes aldı."Hadi bakalım Elvin," dedi içinden,"Bu, sadece bir dava değil. Artık senden bir parça."Yavaşça kapıyı kapattı. Arkasında bıraktığı dünya sustu Harika. Şimdi Elvin’in evine döndüğü o akşamın devamını; yalnızlığı, Murat Karahan’ı düşünürken yaşadığı iç hesaplaşmaları, geçmişinden taşıdığı duyguları ve küçük ama derin detaylarla örülü bir geceye dönüştürelim. Aynı sen yazmışsın gibi, incelikli, duygulu ve güçlü olacak.Evin sessizliğine girdiğinde saate tekrar baktı: 21.03. Üzerinden sadece birkaç saat geçmişti ama yaşadıkları bir ömre denk gelmişti sanki. Salonun ışığını açmadı. Işıksızlık daha doğru geliyordu o an. Perdeler açıktı hâlâ. Sokak lambasının solgun ışığı, duvardaki tabloya hafifçe yansıyordu. Siyah çerçeveli, sade ama bir o kadar da güçlü duran tablo… Tıpkı Elvin gibi.Mutfaktaki küçük kettle’a su koydu. Nane-limon gibi basit ama sakinleştirici bir şey arıyordu. Sanki içtiği her yudumda zihnindeki dalgaları susturabilecekmiş gibi. Fincanı tezgâha koyduktan sonra yatak odasına geçti.Kendini aynanın karşısında buldu. Üzerindeki kabanı çoktan çıkarmıştı ama atkısı hâlâ boynundaydı. Yavaşça çözdü, yere bıraktı. Saçlarını açtı, parmaklarıyla birkaç kez dağıttı. Sonra gözlerine baktı aynada.— “Ne yapıyorsun Elvin?” dedi fısıltıyla.— “Bu sadece bir dosya… değil mi?”Gözleri hafif kızarmıştı. Ama ağlamıyordu. O, artık kolay ağlamayan kadınlardan olmuştu.Hani her şeyi içine atan, dışarıya hiçbir şey belli etmeyen… ama gece olduğunda suskunluğu kâğıt gibi yırtılan kadınlardan.Salonun köşesindeki kitaplıktan bir dosya çekti. Murat Karahan’ın dosyası. Kenarında hâlâ babasının el yazısıyla yazılmış küçük not duruyordu:"İnandığın insanı yalnız bırakma."Bu not, onu olduğundan daha ağır hissettirdi.Çünkü bu dava artık sadece bir görev değil, vicdanına yazılmış bir sorumluluk gibiydi.Fincanındaki sıcak suyu alıp balkon kapısını açtı.Hava serin ama temizdi. Sokakta tek tük yürüyen insanlar vardı. Yüzlerini seçemese de onların hayatlarının o anda ne kadar önemsiz geldiğini fark etti.Kendi içinde öyle büyük bir fırtına vardı ki, dünya sessizce dönüyor gibiydi sadece.Balkondaki rüzgâr saçlarını hafifçe savurdu.Fincanı dudaklarına götürdü.Gözlerini uzak bir noktaya sabitledi.Ve birden, kendi çocukluğundaki asker sesleri geldi kulaklarına.Babası üniformasıyla eve geldiğinde, küçücük parmaklarıyla selam durduğu o an…İşte o an, şunu düşündü:"Ben askerlerin arasında büyüdüm… Ama birine ilk kez bu kadar yaklaştım."O adam, Murat Karahan, dosyada anlatılandan çok daha fazlasıydı.Bir adam hem suskun hem güçlü olabilir miydi?İçinde bağıran bir yürek varken gözleri nasıl bu kadar sessiz kalırdı?Elvin o gece uzun süre uyuyamadı.Uyumayı denedi, olmadı.Telefonuna birkaç kez uzandı, mesaj atmadı.Ama ismini yazdı, sildi. Yazdı, sildi.Sonunda battaniyeye sarılıp gözlerini kapattı.Bir cümle kaldı kulağında çınlayan:"Beni emirle yargılayabilirler Elvin… Ama sen, kalbinle karar ver."Ve sabaha karşı, gözleri kapalı ama zihni hâlâ ayaktayken, içinden bir ses fısıldadı:“Bu sadece bir dava olmayacak…
Bölüm 2
Bölüm 2
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.