Ömrün içerisinden bir parça aramayı bırakalı uzun zaman oldu. Sessizlik ve kimsesizlik “başarı” temeline götürürken ardımda kalanları yıktı. Şüphesiz birileri kazanırken biz kaybetmiştik Fyodor, anlaşılmaz ruhların temel taşının karmaşa olduğunu sanırdım, yanılmıştım. Ait olduğu söylendiği çağa ait değillerdi. Yalnızlık normal değildi artık, yüzlerce insanın arasında bile yalnız hissederdi insan, bilirdi kimselerin onu anlamadığını. Cümleleri birbirine girer, anlamını yitirirdi belki de. Sevmek veya sevilmek içten bile değildi artık, süslü sözler ve sahte mimiklerden ibaretti. Birilerini aramak sormak değildi önemli olan, birilerinin mutluluğunu kıskanmakta değildi, anlaşılmayanı anlamaya çalışmak hiç değildi. Yaşamış olduğum bu ana kadar beklenti içerisine girmediğim kimseler kalmamıştı, ben yanlıştım oysa ki, yalnızdım. Fyodor, biliyorum ki sonumuz aynı, gözün kapanıp açılmayacağı güne kadar bu rezalet hissiyatın devam edeceğini biliyorum, ama elimden bir şey gelmiyor. İş işten geçmişti artık, sessizlik tüm hayatımda hakimdi, kimse bilemez, insan sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de.
Fyodor, belki fazla kafa karıştırıcı belki değil, ama inan kendini ifade etmek değil, anlaşılabilmek çok daha değerliydi. Ömrün sonunun öyle yakın olduğunu bilmek acıdan başka bir şey vermiyor olsa da, mutluluğun kısa sürüp bir rezaletin ömür boyu devam etmesi sağlıklı bir adamın işi değildi. Biliyorum ki kimseler görmeyecek, duymayacak. Lâkin kendi benliğini kaybetmiş bir toplum içerisinde yaşamak, akıl sağlığını doğrudan etkiliyor. Çaresizlik hissiyatı karmaşıklığın içinden geliyordu, bir çözüm var ama çok uzakta. Mutluluğu kaybedeli uzun zaman oldu. Dediklerim Fyodor’un pek umrunda değilmiş gibiydi, kimsesiz olduğunu bildiğim bu adamın evinde ve bu derme çatma odasında dert anlatırken sanki birileri daha vardı bizimle beraber, kimsesiz dediğimde benim tabirime göre tabii, yüzlerce insan içerisinde yalnız hissetmek akıl kârı değil zaten. Konuşmanın sonlarına doğru iyice bunalmıştık artık, yalnızlığından dert yanan bir aptal vardı odada, fazlasıyla rahatsız edici.
Vedalaşıp evden ayrıldım, sokaklar eskisi gibi gri ve huzursuz hissettiriyordu, çaresizlik kaldırımların arasında açmış aptal bir çiçek gibiydi, ait olmadığın yerde bulunmak kimi insanlar için saçma sapan bir güzelleme sebebiydi. Zorluklarla baş etmek ait olmadığın bir yerde doğup orada ölmek olmamalıydı, insanın çaresi ve cabası birilerinin güzellemesi veya onaylaması olmamalıydı. Mutsuzluktan korkan aptal bir nesil yetişti hayatta, kimi zaman kendi aptallığını insanlarla kapattı, kimi zaman yalnızlığını. Lâkin ben böyle yapmazdım, yapamazdım. Düşlerim, ve hayallerim benim çabamla olurdu, olması gereken de bu diye düşünmüştüm. Fakat her şey benim çabamla oluyordu, ilişkilerim, samimiyetim, kaderin oyunu olmuştu sanki, birilerine ait olmanın verdiği hazzı asla kabul etmedim, edemezdim. Biliyordum ki ben o çiçektim, yalnızdım. Güzelleme yapılması için orada değildim belki, ama hâlâ var olamadığım yerlere aitlik hissiyatım vardı. Sokakta yürüdükçe birileri gülüyor birileri somurtuyor birileri ağlıyordu, güneş o fakir fukara evlerinin derme çatma çatısından kesilmişti, yürüdükçe hava daha da kararır gibiydi, Mutluluk buydu belki de, olanı olduğu gibi kabul etmekti. Eve vardım, kapıyı açtığımda suratıma evin havasızlığı ve daraltısı basmıştı, derin bir nefes almıştım, ve orada, dar bir evin içinde ki düşlerin de dar olduğunu anlamıştım. Fakat o çiçek bendim ve evim bir kaldırımdı, birileri üstüme basacak, belki sıcaktan ben solacağım. Ama her ne olursa olsun bir başıma oradaydım, kimseler yokken de. Ev fazla sessizdi, kafamın içinde ki düşler duvarlara çarpıp kulağıma geri geliyordu sanki. Yalnızdım.