YAŞAM ERİŞİMİ
Yeni güncellemeye bir ay kalmıştı. Tek bir uygulama ile her şeye erişmek... Aslında zihnin ötesine ulaşmak. Yeni sürümde hislerimiz ile mantığımız da hesaba katılıyormuş. Ve en güzeli herkesin kategorisine göre gelir sistemi! Sistem yapmak istediklerimi algoritma sayesinde sıraya koyarak yapmam gereken zamanda, olması gereken şekilde tasarlayacaktı. Bense sadece süreci takip edecektim. Duygu durumunu ölçen, tüm sağlık verilerini kayıtlı tutan bir havuz.
Çağın getirdiği en büyük iyilik bu olsa gerek. 2030 yılında akıllı telefonların içindeyiz adeta. Aslında yeni sistem bazen beni ürkütüyor. Tüm bilgilerimiz bu cihazların içinde. Başlarda işimizi kolaylaştırıyor gibi görünse de bazen hayatımızı özgürce yaşayamadığımızı düşünüyorum. Geçtiğimiz hafta mobil bildirim sağlık uyarısı verdi. Kendimi iyi hissetmeme rağmen kolesterolüm olduğunu söylüyordu. Ben yalnızca elli kiloyum. Ne kolesterolü? Hastaneye gitmem gereken süre içinde gitmedim ve yağ satın almam, yağlı yiyecekler tüketmem yasaklandı. Sipariş listeme çoğu ürünü ekleyemiyorum. Makarnayı yağsız yemek çok zor! Market diye bir şey de kalmadı artık. Büyük depolardan tek tuşla sipariş veriyoruz. Aslında bir yandan kolay da oldu bu durum. Şimdi işin yoksa git al taşı yorul…
Sesli uyarı ile mutfaktan kapıya doğru koştum. “Can’ın varış süresi için son bir dakika”. Sonunda sevgili vaktimiz gelmişti. Sevdiğin insanla bile görüşeceğin vaktin belirli ve sınırlı olması bazen yorucu oluyor. Gerçi işlemci birbirimize ayırmamız gereken vakti hesaplıyor. Haftada bir gün iki saat. Günümüzde maksimum verimlilik felsefesi ile çalışma saatleri uzamıştı. Sistem daha çok çalışıp üretmemiz için sosyal faaliyetleri kısıtlıyordu. Ancak bu kısıtlı zamanda da en yüksek faydayı almamız için her şeyi düşünüyordu. On beş saat çalışılan bir günün sonunda evinin konforunda psikolog hizmeti almak paha biçilemez…
Can bir hışımla masaj koltuğuna oturdu. Elindeki hologram romanı kapattı. Bu tavrıyla içimi huzursuzluk kapladı.
- Son versiyonu duydun mu hayatım?
- Evet ama henüz tüm detayını bilmiyorum.
- Bilme bence. Artık bu iş çığırından çıktı. Resmen esaret altında olacağız!
- Nasıl yani?
- Artık yeni sürümü kabul etmeyenler hiçbir toplumsal ve bireysel faaliyetlerden yararlanamayacak. Sağlık, banka, alışveriş, çalışmak, yolculuk yapmak ve hatta evine gitmek gibi aklına gelebilecek tüm alanlarda hayatımız kısıtlanacak. Biliyorsun ki artık evimizde bile olmamız gereken saatler belli. Geçen akşam erken gittim diye kilit açılmadı. Kapının önünde yattım. Üstelik en beteri de ne biliyor musun? Kategori seviyesinde eşleşemeyen insanlar ne arkadaş olabilecek ne de evlenebilecek.
Şaşırmıştım. Bu kadarı da fazla! Başlarda sosyal medya, tek bir uygulama ile banka erişimleri, ihtiyacımız olduğunda rota oluşturulup gittiğimiz tatiller hepsi mükemmel hissettirmişti. Hatta beslenme ve fiziksel ihtiyaçlarımıza göre kapımıza kadar gelen yiyecekler. Ruh halimize göre izlememiz gereken film tavsiyeleri, uyku saatlerimiz…
-Yüklemeyiz olur biter. - Kabul etmek zorundayız Gizem. Düşünsene hastaneye gidemiyor, banka işlemi yapamıyor, alışveriş desen o da yok.
- Peki biz? Görüşemeyecek miyiz?
- Bilmiyorum…
Duyduklarım karşısında içimi korku kaplamıştı. Canla kategori seviyemiz eşleşemezdi. O lise mezunu ve mobilya atölyesinde çalışıyordu. Bense mühendisim. Yüksek lisans yapmanın kaymağını bugüne kadar yesem de şu an aradaki uçurumu fark ediyordum. Yalnızca mesleklerimiz değil neredeyse tüm sosyal zevklerimiz de farklıydı. O maç izler, doğa yürüyüşleri yapar bense dans edip resim çizerdim. Bu sistem konumlarımızı, neler ile beslendiğimizi, kimle arkadaş olduğumuzu bile biliyordu. Dünyada düzene ayak uydurmayan kişilerin yaşam erişimine engel oluyorlardı. Birleşmiş erişim ekipleri yani “yazılım askerleri” sistematik şekilde çalışıyorlardı.
Eşitlik, adalet, kontrollü yaşamak ve verimli toplum adı altında bu sistemi süsleyerek bizleri ikna ettiler. Başlarda “Sürdürülebilir hayat” sloganı ile eğlenceli şekilde hayatımıza girdiler. Artık çocukların yeteneğine, aile yapısına ve fiziksel özelliklerine göre hangi mesleği seçeceği dahi önceden belliydi. Zamanla tüm bilgilerimizi topladılar ve akıllı telefonsuz yemek bile yiyemez hale geldik. Yemek ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanamazsa sevdiğin kişi ile evlensen kaç yazar. - Can, acilen telefon kullanmayı bırakmalıyız.
- Sen ne söylediğinin farkında mısın Gizem. Nasıl hayatta kalacağız, durumun ciddiyetinin farkında değilsin sanırım.
- Bizi öldürecek halleri yok ya. Küçük bir kasabada eker biçer yaşarız.
Bunu derken kendim dahi inanamıyordum. Şehirde doğup, büyüyüp bir birikim olmadan köye göç etmek. Üstelik ömür boyu yağ bile alamadan… Yağı da üretecek halimiz yok ya! Güncellemeyi onaylamamak, kendi sonunu ellerinle hazırlamaktı. Gelen bildirimle telefona baktım. “Köyde yaşamamak için on sebep” yazıyordu.
YAŞAM ERİŞİMİ
Yeni güncellemeye bir ay kalmıştı. Tek bir uygulama ile her şeye erişmek... Aslında zihnin ötesine ulaşmak. Yeni sürümde hislerimiz ile mantığımız da hesaba katılıyormuş. Ve en güzeli herkesin kategorisine göre gelir sistemi! Sistem yapmak istediklerimi algoritma sayesinde sıraya koyarak yapmam gereken zamanda, olması gereken şekilde tasarlayacaktı. Bense sadece süreci takip edecektim. Duygu durumunu ölçen, tüm sağlık verilerini kayıtlı tutan bir havuz.
Çağın getirdiği en büyük iyilik bu olsa gerek. 2030 yılında akıllı telefonların içindeyiz adeta. Aslında yeni sistem bazen beni ürkütüyor. Tüm bilgilerimiz bu cihazların içinde. Başlarda işimizi kolaylaştırıyor gibi görünse de bazen hayatımızı özgürce yaşayamadığımızı düşünüyorum. Geçtiğimiz hafta mobil bildirim sağlık uyarısı verdi. Kendimi iyi hissetmeme rağmen kolesterolüm olduğunu söylüyordu. Ben yalnızca elli kiloyum. Ne kolesterolü? Hastaneye gitmem gereken süre içinde gitmedim ve yağ satın almam, yağlı yiyecekler tüketmem yasaklandı. Sipariş listeme çoğu ürünü ekleyemiyorum. Makarnayı yağsız yemek çok zor! Market diye bir şey de kalmadı artık. Büyük depolardan tek tuşla sipariş veriyoruz. Aslında bir yandan kolay da oldu bu durum. Şimdi işin yoksa git al taşı yorul…
Sesli uyarı ile mutfaktan kapıya doğru koştum. “Can’ın varış süresi için son bir dakika”. Sonunda sevgili vaktimiz gelmişti. Sevdiğin insanla bile görüşeceğin vaktin belirli ve sınırlı olması bazen yorucu oluyor. Gerçi işlemci birbirimize ayırmamız gereken vakti hesaplıyor. Haftada bir gün iki saat. Günümüzde maksimum verimlilik felsefesi ile çalışma saatleri uzamıştı. Sistem daha çok çalışıp üretmemiz için sosyal faaliyetleri kısıtlıyordu. Ancak bu kısıtlı zamanda da en yüksek faydayı almamız için her şeyi düşünüyordu. On beş saat çalışılan bir günün sonunda evinin konforunda psikolog hizmeti almak paha biçilemez…
Can bir hışımla masaj koltuğuna oturdu. Elindeki hologram romanı kapattı. Bu tavrıyla içimi huzursuzluk kapladı.
- Son versiyonu duydun mu hayatım?
- Evet ama henüz tüm detayını bilmiyorum.
- Bilme bence. Artık bu iş çığırından çıktı. Resmen esaret altında olacağız!
- Nasıl yani?
- Artık yeni sürümü kabul etmeyenler hiçbir toplumsal ve bireysel faaliyetlerden yararlanamayacak. Sağlık, banka, alışveriş, çalışmak, yolculuk yapmak ve hatta evine gitmek gibi aklına gelebilecek tüm alanlarda hayatımız kısıtlanacak. Biliyorsun ki artık evimizde bile olmamız gereken saatler belli. Geçen akşam erken gittim diye kilit açılmadı. Kapının önünde yattım. Üstelik en beteri de ne biliyor musun? Kategori seviyesinde eşleşemeyen insanlar ne arkadaş olabilecek ne de evlenebilecek.
Şaşırmıştım. Bu kadarı da fazla! Başlarda sosyal medya, tek bir uygulama ile banka erişimleri, ihtiyacımız olduğunda rota oluşturulup gittiğimiz tatiller hepsi mükemmel hissettirmişti. Hatta beslenme ve fiziksel ihtiyaçlarımıza göre kapımıza kadar gelen yiyecekler. Ruh halimize göre izlememiz gereken film tavsiyeleri, uyku saatlerimiz…
-Yüklemeyiz olur biter. - Kabul etmek zorundayız Gizem. Düşünsene hastaneye gidemiyor, banka işlemi yapamıyor, alışveriş desen o da yok.
- Peki biz? Görüşemeyecek miyiz?
- Bilmiyorum…
Duyduklarım karşısında içimi korku kaplamıştı. Canla kategori seviyemiz eşleşemezdi. O lise mezunu ve mobilya atölyesinde çalışıyordu. Bense mühendisim. Yüksek lisans yapmanın kaymağını bugüne kadar yesem de şu an aradaki uçurumu fark ediyordum. Yalnızca mesleklerimiz değil neredeyse tüm sosyal zevklerimiz de farklıydı. O maç izler, doğa yürüyüşleri yapar bense dans edip resim çizerdim. Bu sistem konumlarımızı, neler ile beslendiğimizi, kimle arkadaş olduğumuzu bile biliyordu. Dünyada düzene ayak uydurmayan kişilerin yaşam erişimine engel oluyorlardı. Birleşmiş erişim ekipleri yani “yazılım askerleri” sistematik şekilde çalışıyorlardı.
Eşitlik, adalet, kontrollü yaşamak ve verimli toplum adı altında bu sistemi süsleyerek bizleri ikna ettiler. Başlarda “Sürdürülebilir hayat” sloganı ile eğlenceli şekilde hayatımıza girdiler. Artık çocukların yeteneğine, aile yapısına ve fiziksel özelliklerine göre hangi mesleği seçeceği dahi önceden belliydi. Zamanla tüm bilgilerimizi topladılar ve akıllı telefonsuz yemek bile yiyemez hale geldik. Yemek ve barınma gibi temel ihtiyaçların karşılanamazsa sevdiğin kişi ile evlensen kaç yazar. - Can, acilen telefon kullanmayı bırakmalıyız.
- Sen ne söylediğinin farkında mısın Gizem. Nasıl hayatta kalacağız, durumun ciddiyetinin farkında değilsin sanırım.
- Bizi öldürecek halleri yok ya. Küçük bir kasabada eker biçer yaşarız.
Bunu derken kendim dahi inanamıyordum. Şehirde doğup, büyüyüp bir birikim olmadan köye göç etmek. Üstelik ömür boyu yağ bile alamadan… Yağı da üretecek halimiz yok ya! Güncellemeyi onaylamamak, kendi sonunu ellerinle hazırlamaktı. Gelen bildirimle telefona baktım. “Köyde yaşamamak için on sebep” yazıyordu.