İçeriğe geç

Yasak Miras

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Yasak Miras

Bölüm 1

Bölüm 1

Silahın soğuk ve ağır namlusu şakağıma amansızca dayandığında, ölümün o paslı, metalik kokusunu ensemde hissettim. Gözlerimi yavaşça kapattım; kirpiklerim titriyordu ama içimde garip bir kabulleniş vardı. Babamın kanla yıkanmış koltuğuna oturmak bu kadar mı kolay, bu kadar mı ucuz olacaktı? Bir ihanet, namludan çıkacak tek bir kurşun ve ardından gelecek sonsuz karanlık... İstediğim de, geceler boyu dualarımda dilediğim de tam olarak bu değil miydi zaten? Bu kirli mirastan kurtulmanın tek yolu, onunla birlikte yok olmaktı.

"Demek bu kadar kolay pes edeceksin, küçük avukat?" diye fısıldadı o karanlık ses.

Ölüm meleğinin sesi, beklediğimden çok daha pürüzsüz, çok daha tehlikeliydi. Kelimelerine sızan o keskin alay, tenimi delip iliklerime kadar işledi. Titreyen kirpiklerimi araladım.

Kuzey Tekin.

Karşımdaki adam, karanlığın insan bedeni bulmuş, en çekici ve en yıkıcı suretiydi. Kusursuz hatlara sahip yüzü, loş ışıkta taştan yontulmuş gibi duruyordu. Duygudan tamamen arınmış gözleri, beni tepeden tırnağa, adeta ruhumu okumak istercesine süzdü. Ardından, o tehlikeli dudakları alaycı bir kıvrımla yukarı doğru büküldü.

"Baban kadar dayanıklı değilsin anlaşılan," dedi, sesi odanın sessizliğini bir bıçak gibi keserken.

İçimdeki o suskun kız çocuğu birden çığlık attı: Ona babam deme! O adam bana hiçbir zaman babalık yapmadı, o sadece omuzlarımdaki en ağır yüktü! Ama dışarıya, zayıflığımı göstermeyecektim.

"Yanılıyorsun," diye tısladım. Boğazımdaki kuruluğa rağmen sesimdeki titremeyi bastırmayı başarmıştım. Çenemi dikleştirip, doğrudan o dipsiz kuyuyu andıran gözlerinin içine baktım. "Ben, babamdan çok daha tehlikeliyim."

Kuzey, beklenmedik bir şekilde kahkaha attı. Bu tok ve güçlü kahkaha, kasvetli odanın duvarlarında yankılanıp tenimde ürpertiler bıraktı.

"Tehlikeli mi? Sen mi? Gerçekten komiksin." Parmağı tetiğin üzerinde hafifçe hareket etti, o metalik 'klik' sesini duymayı bekledim. "Son sözlerin?"

"Pişman olacaksın," dedim, sesim odayı dolduracak kadar kendinden emindi. İçimde, derinlerde bir yerlerde bunun sadece hastalıklı bir güç oyunu olduğunu biliyordum. Kuzey Tekin beni bugün öldürmeyecekti.

Henüz değil.

Oyunun kurallarını artık sen koyacaksın Azra. Dik dur. Unutma, şu an karşısındaki zavallı bir kız çocuğu değil; sen Eren Holding'in ve babanın o kanlı, karanlık mirasının tek sahibisin.

Benim bu meydan okuyan tavrım karşısında Kuzey'in gözlerinde anlık, yırtıcı bir parıltı belirdi. Silahı milim bile oynatmadan, "Göreceğiz küçük avukat," diye fısıldadı yüzüme doğru eğilerek. Nefesi yüzümü yalayıp geçerken, kalbimin ritmi tehlikeli bir şekilde değişti. "Göreceğiz..."

Ofisimin tavandan tabana uzanan camından Ankara'nın geceyi delen sarı ışıklarını seyrederken, o anı zihnimde tekrar tekrar yaşıyordum. Kuzey Tekin. Adını duyduğum andan itibaren içimde, midemin en diplerinde bir şeyler uyanmış, kıpırdamaya başlamıştı.

Korku muydu bu? Dayanılmaz bir merak mı? Yoksa bambaşka, yasak bir çekim miydi? Henüz çözememiştim. Ama tüm hücrelerimle bildiğim tek bir gerçek vardı: Bu adam, hayatımı temelinden sarsacak ve sonsuza dek değiştirecekti.

Masamın üzerindeki telefonun titremesiyle irkildim. Ekranda 'Kerem' yazıyordu. Kerem... Çocukluk arkadaşım, sırdaşım, sağ kolum. Ve ironik bir şekilde, babamın da en güvendiği adamlarından biri. Telefonu elime alıp derin bir nefes verdim.

"Azra, nasılsın?" diye sordu Kerem, sesindeki endişe Ankara'nın soğuğunu delip geçiyordu.

"İyiyim Kerem," dedim, ses tellerimi zorlayarak sakinliğimi korudum. "Sadece... biraz yorgunum. Uzun bir gündü."

Hattın diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. "Kuzey Tekin'le görüştüğünü duydum."

"Evet," diye yanıtladım. Kısa, net ve duygusuz.

"Ne istedi?"

"Babamın ona olan borcunu," dedim. Gözlerimi kapatıp yalan söylemenin midemde yarattığı o bulantıyı bastırmaya çalıştım. Kerem'e gerçeği, Kuzey'in namlusunun soğukluğunu anlatamazdım. Henüz değil.

"Ödeyecek misin?"

Cama yansıyan kendi yorgun siluetime baktım. Gözlerimdeki kararlılık, babamınkine ne kadar da benziyordu. "Ödeyeceğim," dedim fısıltıyla. "Ama asla onun şartlarında değil."

Kerem rahatlamış gibi bir iç geçirdi. "Bana ihtiyacın olursa, biliyorsun... Ben buradayım."

"Biliyorum Kerem," dedim, sesimdeki samimiyete tutunarak. "Her zaman."

Telefonu masaya bırakıp deri sandalyeme ağır ağır çöktüm. Babamın mirası... Duvarları kanla, temelleri yalanla atılmış karanlık ve tehlikeli bir miras. Bu mirası devralmak, onu içten çürütmek için her şeyi göze almıştım. Hatta kendi içimde, babamın ölümünü bile dileyecek kadar kararmıştı ruhum. Ve dileğim gerçekleşmişti.

Şimdi ne olacak Azra? Babanın o kanlı tahtına oturdun. Peki ya sonra? Onu yok etmeye çalışırken, bu zifiri karanlık seni de yutacak mı?

Gözlerimi hırsla açtım. Hayır. Buna asla izin vermeyecektim. Eren Holding'i ve babamın yarattığı o karanlık imparatorluğu kendi ellerimle yönetecek, ama asla onun dönüştüğü o canavara dönüşmeyecektim. Kendi kurallarımla, kendi satranç tahtamda oynayacaktım.

Ve Kuzey Tekin... O, benim için sadece bu tehlikeli oyunun ilk hamlesiydi.

Bölüm sonu

1 yorum