İçeriğe geç

YASAK MASALLAR

Bölüm 1 · 2 dk okuma

YASAK MASALLAR

Bölüm 1

BÖLÜM 1: Elini Bırakmadığım Tek Kavga

Eldivenlerimin içindeki ellerim sızlıyordu ama bu sızı, içimdeki o tanımlayamadığım boşluğun yanında hiçbir şeydi. Karşımdaki her kum torbası, her rakip aslında hayatın bana attığı o büyük çelmeydi. Ama Bora... Bora başkaydı.

"Yoruldun mu?" dedi Bora. O her zamanki sakin, sinir bozucu ama bir o kadar da güven veren sesiyle.

Gardımı indirmedim. Siyah kıvırcık saçlarım gözlerimin önüne düşmüştü, terden alnıma yapışıyorlardı. 1.50 boyumla ona aşağıdan yukarıya bakıyordum ama ringde boyun değil, yüreğin konuştuğunu babamın eski hikâyelerinden biliyordum. Babam... Fotoğraflardaki o kahraman adam.

"Asla," diye mırıldandım. Dişlerimi sıktım ve bir kroşe savurdum. Bora, sanki zihnimi okuyormuş gibi hafifçe yana kaydı. Beni en iyi o tanıyordu. Annem bile bazen gözlerimdeki o siyah bulutları çözemezken, Bora o ela gözleriyle ruhumun en ücra köşelerini görüyordu.

"Yeter bu kadar Sinem," dedi eldivenli elini omzuma koyarak. "Bugün fazla dolusun. Çıkalım mı?"

İtiraz etmedim. Bandajlarımı çözerken ellerimin titrediğini görmesin diye sırtımı döndüm. Antrenman salonunun o ağır ter ve deri kokusu ciğerlerime dolarken, dışarıdaki Ankara ayazına kendimizi attık.

Basamaklara çöktüğümüzde rüzgâr ıslak saçlarımı yalayıp geçti. "Yine o fotoğraf mı?" diye sordu Bora. Sesi bir fısıltı gibiydi.

Başımı salladım. "Annem masada bırakmış babamın son göreve gitmeden önceki hali. Sanki... Sanki geri dönecekmiş gibi gülümsüyor Bora. Ama dönmedi."

Bora yanıma biraz daha sokuldu. Boyu benden sadece beş santim uzundu ama o an devasa bir kale gibi hissettiriyordu. "Benim annem de beni doğururken gitmiş Sinem. Bizim hikâyemiz eksik sayfalarla başladı. Ama bak," dedi gitar çalmaktan nasır tutmuş parmaklarını göstererek, "biz o eksik sayfaları beraber yazıyoruz. Sen benim vurduğum en sert yumruk, ama aynı zamanda kaçtığım en sakin limansın."

O sırada sokağın başında siyah, sivil bir araç durdu annem, Baş komiser Zeynep her zamanki gibi yorgun, her zamanki gibi dimdik. Aracın arkasından gelen beyaz arabayı gördüğümde Bora ayağa kalktı. Babası Eray amca gelmişti.

Annem araçtan inip bize doğru yürürken, Eray amca ile göz göze geldiklerini fark ettim. Tuhaf bir sessizlik oldu. Annemin o sert bakışları, Eray amcaya değdiğinde sanki biraz yumuşuyor gibiydi. Ya da ben öyle sanmıştım.

"Hadi bakalım küçük dev, eve gidiyoruz," dedi annem saçlarımı karıştırarak.

Bora çantasını omzuna atarken bana döndü. O an içimde, adını koyamadığım bir korku filizlendi. Sanki dünya bizi ayırmak için bir plan yapıyormuş gibi hissettim.

"Söz ver Bora," dedim birden. "Ne olursa olsun, hayat bizi nereye savurursa savursun... Benim elimi hiç bırakmayacaksın. Kim gelirse gelsin, biz hep omuz omuza kalacağız."

Bora gülümsedi. O ela gözlerinde hiç sönmeyen bir ışık vardı. "Söz Sinem. Sen neredeysen, ben orada nöbetteyim."

Farklı arabalara bindik. Ben arka koltuktan onun gidişini izlerken, kaderin bize ne kadar büyük bir oyun hazırladığından habersizdim. Bizim "asla kopmayız" dediğimiz o dostluk bağı, yakında bir evin tavanı altında çok daha karmaşık, çok daha can yakıcı bir şeye dönüşecekti. Ama o gün, sadece 11 yaşındaki iki çocuktuk ve en büyük derdimiz bir sonraki antrenmandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.