İçeriğe geç

Yasak Kan

Bölüm 2 · 23 dk okuma

Yasak Kan

Bölüm 2

Üs Saldırısı

Elimde silah ile koşarken yine aynı şeyi düşünüyordum son beş yıldır gördüğüm rüya ama bu sefer farklıydı her zaman gördüğüm rüyada beni kurtaran bir kişi olurken bu sefer iki kişi olmuştu ve bu benim kafamı iyice karıştırmıştı. Ani bir sesle kendime geldim ve hemen siper aldım üssümüz Arcas ırkı tarafından saldırıya uğramıştı ve bizi yok etmeye kararlıydılar.

"Dikkat! Düşman çok kalabalık ve hazırlıklı yakınınıza yaklaşmalarına izin vermeyin. Uzaktan saldırın ve düşmanı yok edin."

Düşmanı yok etmek mi? Son 600 yıldır her iki ırk da birbirine bunu yapmaya çalışıyor, ama kimse başaramıyor.

Savaş tüm şiddetiyle devam ediyordu ve bir anda komutanım Frilk'in, Shou, "Dikkat et, arkanda!" dediğini duydum. Arkamı döndüğümde düşman ile karşı karşıya geldim ve ben ölmek üzereydim. O sırada beni kurtaran kişileri düşündüm. Anlaşılan, onlarla şimdi karşılaşacaktım. Fakat yanılmışım, yardım hiç beklemediğimiz bir yerden, ana lider Hyuki'den gelmişti. Kendisi benim gibi pek çok kişi için efsaneydi. 560 yıldır Arcas ile savaşıyordu ve yakın bir arkadaşımın babasıydı.

Lider hemen komutayı ele aldı ve bize ne yapmamız gerektiğini söyledi, biz de söylediklerini hemen yapmaya başladık. Yanımıza sadece taşıyabileceğimiz silahları ve gerektiği kadar mühimmat almamızı emretti. Savaşarak cephanelik koridorundan çıkmaya başladık. Tabii ki, bu o kadar kolay olmadı. Her ne kadar Lider Hyuki ve ekibi düşmana içeri girerken ağır zayiat vermiş olsa da, düşman yine de bizden üstündü. Biz o ölüm çukurundan savaşarak da olsa çıkmayı başardık ve kalanlarla birlikte üssü terk etmek zorunda kaldık. Ama benim aklım hala gördüğüm rüyada takılı kalmıştı.

"Bu sefer ki rüyamın diğer rüyalarımdan neden farklı olduğunu bir türlü anlayamıyordum, aslında gördüğüm diğer rüyaları da bir türlü anlayamıyordum. Beni kurtaran kişi ya da kişiler kim, beni kurtardıkları bu yerde ne yapıyorum? Hiç anlamış değilim ve neden sadece ikimiz, daha doğrusu içimiz varız bunu da hiç anlamış değilim."

"İyi misin asker, adın ne diye sordu ana lider Hyuki.''

"Efendim..."

"Asker, sana adını sordum, iyi misin diye tekrarladı sorusunu.''

"Evet, efendim, iyiyim. Adım Shou, bu arada efendim ve size hayran olduğum için askere katıldım," dedim.

Hyuki karşımda kasıla kasıla gülerken, ben yine rüyamı düşünüyorum ve sesi ile kendime geldim. "Demek ismin Shou ve bana hayransın. O zaman yanlış meslek seçmişsin. Savaş, hayranlar için değildir," dedi ve bize elindeki silahı gösterdi. Üzerinde öldürdüğü her Arcas'lı için bir iz vardı ve silahı da öldürdüğü ilk Arcas'lıya aitti. Bunun Reinaz İttifakındaki herkes tarafından bilindiği bir gerçekti ve her ne kadar hala savaşın ve rüyanın etkisinde olsam da, lider Hyuki ve komutanımızın konuştuklarını duymuştum. Üslere yapılan saldırı bu yıl beşinci olmuştu ve her seferinde hemen hemen aynı şekilde içeri sızmışlardı, gemilerimizden birini ele geçirerek.

''Bu çok saçma, neden acemi askerlerin bulunduğu üslere saldırsınlar ki diye sordu üs komutanım Frilk.''

"İttifaka küçük de olsa zarar vermek istiyor olabilirler,'' dedi ana lider Hyuki.

"Bize asıl zararı ana liderleri öldürerek verebilirler, bunu biliyorsunuz."

"Biliyorum, tabii ki."

"O zaman neden yardıma geldiniz. Siz Dünya'nın bulunduğu bölgenin liderisiniz, sizin ölmeniz bizi daha çok zarara sokardı."

"Boş versene, sürekli yerimde oturmaktan sıkılıyorum."

"Bu arada efendim, sizi Atry mi gönderdi?"

''Atry mi? oda kim diye sordu ana lider Hyuki.''

"Üsteki savaş pilotlarının yeni lideri oldu, hangarı patlattı ve kalan pilotlarla birlikte ayrılmasını ve yardım getirmesini istemiştim,'' dedi üs komutanımız Frilk.

"Hayır, biz saldırıyı duyduk. Bahsettiğiniz kişi kim bilmiyorum."

"Anlıyorum efendim, anlaşılan pilotlar da kurtulamadılar."

"Komutanım, yaralısınız. Kendinizi yormayın,'' dedi Hoormx.

"Durumum ağır değil. Biraz kan kaybından bir şey olmaz diye karşılık verdi üs komutanımız.''

Dünyaya yaklaşıyoruz, uzay üssüne kenetlenmeye az kaldı.

''Uzay üssü 2090 yılında tamamlanan ve Dünya Ana Üs Bölgesi: Tamamı cam bir kubbe ile çevrili ve çevresinde yüksek binaların bulunduğu bir yapıdır ve bu yapıdan bakınca Dünya gözükmez ve Dünya'yı görmek için yapının altında ayrıyeten bulunan cam bir bölge bulunur ve Dünya'yı izlemek için bu bölgeye gidilir. Bunun dışında birbirinden ayrı yirmi bir bölge vardır ve bu her bölgenin kendi sorumluları bulunmaktadır ve bu sorumlular doğrudan ana lidere bağlıdır. Her bölgenin yapısal bütünlüğü aynıdır. Binaların yanında parklar ve eğlence merkezleri de yer alır ve gemilerin park ettiği hangarlar ise ana üssün yirmi birinci bölgesinde bulunur. Ana üsse gelen tüm gemiler bu bölgeye uzay gemileri park ederler. Binalar oldukça yüksek ve tamamen cam bir yapıdadır. En önemli kişiler birinci bölgede kalırlar ve onun dışındaki diğer bölgeler eğitim ya da geçici süreyle Dünya ana üssüne gelen askerlerin kaldığı bölgelerdir. Bunun yanında en önemli merkezler birinci bölgede yer alır ve bunun en büyük örneği rüya merkezidir, bunun dışında hastane ise tüm bölgelerde vardır. 4213 yılında yapılan son düzeltmeler ile şu anki görünümünü aldı ve hala aktif faaliyet gösteren bir üs bölgesidir.

AT-X 15367B gezegenine 2132 yılında bu üsten sinyal gönderildi. Sinyalin gezegene yüz yirmi yıl sonra ulaşması gerekiyordu, ama oraya ulaşınca asla bir cevap alamadık. Nedeni ise Arcas'ın orada yaşayan ırkı yok etmesi. Arcas, Dünya'dan 1977 yılında fırlatılan Voyager 1 uzay aracını bulmaları ve üzerinde bulunan güneş sisteminin haritasından yararlanarak 4128 yılında saldırdılar. İnsanlık bu saldırının farkına zor da olsa önceden vardı ve savaşı, yardım ile kazandı. Saldırıdan sonra yapılan gemi araştırmalarında Voyager 1 uzay aracına ulaşıldı ve Arcas'ın bizi nasıl bulup saldırdığı anlaşılmış oldu ve böylece evrende yalnız olmadığımızı anlamış olduk. Uzay üssü sürekli kendini geliştiren ve kendi başına idare edebilen otomatik bir üstür. İttifaka ait gemiler, sorumlu oldukları bölgeyi korumak için bu üste toplanırlar, böylece yakınlardaki saldırılara anında karşılık verilir.''

İner inmez bize üsten bir tane yaralı pilot geldi, adının Atry olması lazım. Görünüşe göre yardımın ulaştığını duyunca buraya gelmiş. Şu an yaralı, kurtulur mu bilemem, ama görmek isterseniz D-H-11 yoğun bakım odasında gözetim altında tutuluyor, dediler.

Kurtulmuş, en azından öldüğünü zannetmiştik ve burada olmamız da büyük yararı var. O olmasa şu an hepimiz ölmüş olurduk. Üs saldırısından yara almadan kurtulan, daha doğrusu hafif yaralarla kurtulan birkaç kişiden biriydim. Bu yüzden hastanedeki işim hemen bitti ve kurtulmamızı sağlayan ama kendisi hakkında hiçbir bilgim olmayan ve ismini savaşa kadar hiç duymadığım Atry'i görmek için kaldığı odaya gittiğimde içeride arkaları dönük şekilde duran uzun beyaz saçlı iki kişi vardı ve fazla kalmadan ayrıldım. Sonuçta en son hastaneye geldiğimde en yakın arkadaşlarımdan birkaçını kaybetmiştim. Bu yüzden hastanelerden her zaman nefret ederim.

Hastaneden çıktıktan sonra kafeterya ya gittim ve bir şeyler yemeye çalıştım ama pek başarılı olamadım. Bu yüzden çıkıp dolaşmaya başladım. Üç yıl sonra ilk defa Dünya'nın bulunduğu ana üs bölgesine gelmiştim ve bazı şeylerin değiştiğini fark ettim. Özellikle görevli bayanların kıyafetleri eskiden olduğu gibi standartlı, ama bazı şeyler değişmişti. En göze çarpanı eteklerdi. Önceden spor tarzı pantolonlar ve ayakkabılar tercih ederlerdi. Şu anda ise etekleri dizlerine geliyordu ve derin olmamakla birlikte yırtmaçlıydı. Üzerlerine beyaz gömlek, siyah veya beyaz topuklu ayakkabıları tercih etmişlerdi.

Etrafı dolaşmak için bahçeye çıktım ve değişen şeylerin sadece görevlilerin elbiseleri olmadığını anladım. Kadın askerlerin elbiseleri de aynı görevlilerin elbiselerindendi. Tek fark eteklerin boyu ve yırtmacıydı, onun dışında tamamen aynılardı. Erkekler ise siyah pantolon ve gri beyaz tişörtler giymişti. Yeni standart elbiseler ama bana garip gelmişti nedense. Etrafta dolaşırken tanıdık birini görmeyi diledim ama bu dileğim boşa çıktı.

''Dikkat! Z15-243 numaralı üssün askeri Shou, D-18-5 numaralı toplantı odasından çağrılıyorsunuz. Bir an önce toplantı odasına gidiniz,'' diye ses duydum hoparlörden.

Koşarak toplantı odasına gittiğimde kendimi Evrenin en güçlü İttifakı Reinaz'ın tam ortasında buldum. '' Reinaz İttifakı, her galaksi de on ana lider tarafından temsil edilir. Dünya'nın da içinde bulunduğu Samanyolu galaksisi bölgesin de yüz binden fazla üs bulunurdu, bunun yanında bu üslerin bağlı olduğu on tane ana üs bölgesi vardır. Geriye kalanlar ise ana üsler arasında bağlantı sağlayan ve acemi askerlerin eğitimi için kullanılan yerlerdir. İttifak liderleri bir arada bulunmazdı, her lider kendi bölgesinde bulunurdu ve birbirleriyle hologram kullanarak görüşürlerdi. Bunu yapmalarının nedeni ise daha önce Trhyu ana üs bölgesinden, Asıtae ana üs bölgesine giden bir ana liderin saldırıya uğrayıp öldürülmesiydi.'' ve neden ben diye düşünmeye başladım. Bunu düşünürken; ''lider Hyuki benim saldırının tam ortasında şu anda ağır yaralı olmayan birkaç kişiden biri olduğumu ve üssün komutanından sonra kurtulan en kıdemli kişi olduğum için çağrıldığımı söyledi.''

Liderlerin içinde sadece Hyuki insandı diğerleri farklı ırklardandı. Ana lider Hyuki kendisi iki metre boyunda bir gözü ela bir gözü kahverengi (bir gözü robotik ama hangisi bilinmiyor) tonlardan oluşur. Kirli sakallı, saçları askeri tarzdan biraz farklı bir kesime sahiptir. Esmer tenlidir, 700 yaşında olmasına rağmen vücudunda yaşını gösteren her hangi bir işaret yoktur. En yaşlı ana lider Yukar – Rbifas Erkek – Vücutları tamamen kırmızı renklidir. Yüzleri maymunumsu bir yapıya sahiptir, gözleri tamamen kırmızı renkli olup, küçük ve parlaktır, göz yapılarından kaynaklı olarak derin bir düşünce yapısına sahiptir. Saçları yoktur, vücut yapıları güçlüdür. Kolları ve bacakları uzundur bu da onlara hız ve çeviklik sağlar. Ana lider Ula – Rbifas Kadın – Erkeklerden tamamen farklı görünüşleri vardır. Bunlardan en belirgin olanları saçları olmaları ve kafalarında en az iki adet büyük ve kalın boynuz bulunur. Yüzleri de farklı olarak daha insansıdır. Göz renkleri de farklılık gösterir ve kadınlar da kırmızı renk dışında başka renkler de gözler de bulunur. Ana lider Guro – Robot – Mor ve siyah renklerin karışımından oluşan bir dış katmana sahiptir. Bunun yanında kafasının arkasına doğru uzanan iki adet boynuz benzeri yapıya sahiptir. Kendisi her hangi bir ırka üye değildir. Ana lider Nidam – Aurora-5 – İnsan benzeri vücut yapısına sahip zarif ve estetik bir görünüşü vardır. Vücudu parlak ve gümüşi tonlarla kaplı, yüzü simetrik ve çekicidir. Yüzünde hafif bir silikon kaplama vardır. Gözleri sarımsı renkli olup, altın rengi yansımalar içerir. Uzun ve kıvırcık saçları bulunmaktadır. Kolları ve bacakları güçlü ve esnek bir yapıdadır. Vücudu insan anatomisini andırır, göğüs kafesi kalp atışlarını simüle eder ve bulunduğu ortama uyum sağlar. Ana lider Tyuo – Aquel - Vücutları okyanus mavisinden, derin lacivertte kadar değişen tonlarda mavi renkli ve pürüzsüzdür. Gözleri oldukça büyük ve tamamen siyahtır. Kafalarından arkaya doğru sadece ırkın üyelerinin ne işe yaradığını bildiği zarif ve aerodinamik bir yapı vardır. Yüz hatları maymunumsudur. Burunları küçük ve düz olup burun delikleri geniştir, bu saye de su altında da rahatça nefes alabilirler. Vücutları uzun ve esnek bir yapıya sahiptir, bu sayede oldukça hızlı ve çevik hareket ederler. Ana lider Arek – Formocri – Vücutları beyaz renkli olup hem karınca hem de çekirgelerin özelliklerini taşırlar, ince ve uzun bir vücut yapısına sahiptirler. Elleri karıncalarda olduğu gibi oldukça güçlü ve kavrayıcıdır, bacakları ise çekirgelerde olduğu gibi uzun ve zıplamaya uygundur. Karınca benzeri büyük ve siyah bileşik gözleri olup beyaz bir zar ile kaplıdır. Bu gözler onlara geniş görme açısı sağlar. Antenleri karıncaların aksine kafalarının arkasına doğru uzamıştır ve bu antenler sayesinde çevrelerinde ki en ufak bir değişikliği bile anında hissederler. Ana lider MuaMua – Veflame – Vücutları genelde yeşil ve tonlarından oluşur. Vücut yapıları oldukça atletik ve çeviktir, kol ve bacakları oldukça güçlü olmasına rağmen zarif bir görünümleri vardır. Alınları geniş, elmacık kemikleri içe doğru çöküktür, çene hatları keskindir. Göz çevreleri mor renkli olup gözlerin etrafını tamamen çevrelemektedir. Gözleri ateş renginde olup, turuncu, kırmızı ve altın tonlarında parlayan bir ateş rengine sahiptir. Saçları mor ve pembe renklerin karışından oluşur (bazı üyelerinin saçlarında bu iki renk ayrı ayrı bulunabilir.) Ana lider Yown ve UcaUca'nın ırklarını ise ana liderler dahil kimse bilmiyordu.

"Bizim kim olduğumuzu biliyorsun o yüzden buraları geçelim. Şimdi sorduğumuz tüm sorulara cevap vereceksin, eksiksiz ve doğru bir şekilde. Anlaşıldı mı? diye sordu liderlerden Arek.''

"Evet, efendim" dedim ve liderler birbirlerine baktılar.

"Liderlerden Tyuo, saldırı tam olarak nasıl oldu, hiçbir şeyi atlama."

"Saat sabah üç civarı alarm sesiyle uyandık ve saldırıya uğradığımız söylendi. Düşman gemilerimizden birini ele geçirmiş ve koruduğumuz üsse sızmayı başarmış. Lider Hyuki ve ekibi gelene kadar hangar da, hava da, ve cephanelik koridorunda olan ana çatışmalardan diğer bölümlerde olan küçük çaplı çatışmalara kadar her şeyi olduğu gibi anlattım."

"Düşman gemiyi nasıl ele geçirdi, üste bununla ilgili bir bilgi aldınız mı? diye sordu ana lider Yown"

''Hayır, efendim, herhangi bir bilgi almadık. Zaten alarm çaldıktan birkaç dakika sonra tüm üste savaş başladı ve kontrol odaları yardım istemeyelim diye yok edildi. Ama lider Hyuki ve ekibi yardıma geldiğinde ''yardımın Atry tarafından getirilmemesi'' geç kaldıklarını anladık.''

"Peki, hangi gemiyi ele geçirdiler, bunu biliyor musun? diye sormaya devam etti."

''Hayır, efendim, ama tahminimce üsse gelen gemilerden birini ele geçirdiklerini düşünüyorum. Sonuçta üsten ayrılan gemiler direkt olarak ana üslere dönüyor ve düşman için bile ana üslere saldırmak zor diye tahmin ediyorum.''

"İşte burada yanıl..."

"Tyuo sıradan bir askere fazla bilgi vermek tehlikelidir," dedi ana lider UcaUca.

"Evet, öyle,'' dedi ana lider Ula.

"İçinizde bir hain olma ihtimali var mı? diye sordu ana lider Yukar.''

"Hayır, efendim, kimsenin olmadığından eminim,'' dedim.

"Nasıl emin olabilirsin diye sordu ana lider Nidam."

''Sadece tahmin ediyorum, efendim ve eğer içimizde bir hain varsa, bu diğer üslerde de var demektir.''

"Evet, olabilir. Ayrıca hain olma ihtimalini de düşünmek zorundayız. Herkes kendilerine bağlı üs bölgelerini uyarsın ve dikkatli olsunlar,'' dedi ana lider Arek.

"Evet, ama bu ittifak için tehlikeli bir durum. Peki ya hain yoksa o zaman hiç kimse birbirine güvenemez ve bu savaşlarda da kendisini gösterir, dedi ana lider Tyuo."

"O da var. Peki, ne yapmamızı öneriyorsun UcaUca, diye sordu, ana lider Yown.''

Ben ayakta ittifakın kendi arasında konuşmasının bitmesini beklerken lider Hyuki çıkmamı işaret etti ve ben odadan çıktıktan sonra kaçacak bir yerler aradım ve kendimi kütüphanenin önünde buldum. İçeri girince sakin bir yer aradım ve sonrasında üste olan savaşı düşünmeye başladım; alarm sesiyle birlikte hoparlörden ''düşman üsse sızdı ve hangarı ele geçirdi. Bir an önce hangara ulaşın ve düşmanın üsse yayılmasını engelleyin.''

Kaldığımız odadan hızla çıktıktan sonra direkt hangara doğru koşmaya başladık. Her tarafta küçük çaplı çatışmalar başlamıştı ve biz de savaşarak hangara doğru ilerlemeye çalıştık, ama düşman çoktan üsse sızmıştı. Hangara doğru ilerlerken arkadaşlarımın nasıl savaştıklarını, nasıl öldüklerini hepsini gördüm. Savaş ilk hangarda başlamıştı, ama birkaç dakika içinde tüm üsse yayılmıştı. Hangara ulaşana kadar ne kadar düşman öldürdük, hiç bilmiyordum. Savaş gittikçe daha da şiddetlenmişti. Ortalık kan ve barut kokuyordu ve bu bizim için sorun demekti.

"Ben Z-A1 pilotu Trya, şu an üssün dışında savaş durumundayız, o yüzden bir süre içeride dayanmanız gerekli. Şu an on tane düşman ana gemisi ve bunun dışında bine yakın küçük gemi var. Hangara dört gemi indi, bunlardan bir tanesi bizim gemimiz. Diğ... aaaaaaahh!''

''Kahretsin, beni duyuyor musun Trya?"

"Evet, ama savaş yüzünden konuşamıyorum. Burası çok kalabalık, dikkatli olun,'' dedi Trya.

"Herkes içerideki savaşa odaklansın. Üssün dışındaki savaş pilotların sorunu. Biz içerideki düşmanla savaşıyoruz,'' dedi komutanımız.

"Komutanım, hangara ulaşamıyoruz düşman çok kalabalık. Ne yapmamız gerekiyor,'' dedi Orm.

"Bombalarla düşmanın dikkatini dağıtıp hangara ilerleyeceğiz. Emrimle bombaları atın."

"Emredersiniz, efendim,'' dedik hepimiz.

Komutanımızın şimdi diye bağırdığını duyduk ve bir kısmımız bombalarımızı attık. Düşmana yaklaşınca kalan bombaları da attık ve hangara biraz daha yaklaştık. Düşmanla aramızda birkaç metre vardı ve bir sürede olsa üstünlük bize geçmişti. Bundan yararlanarak düşmanın içine kadar girdik. Düşmanla göğüs göğüse savaşmaya başladık ve bunun yanında korkup saklananlar da mevcuttu. Sonuçta bulunduğumuz üs, acemi askerlerin eğitildiği bir yerdi ve bu nedenle avantaj düşmandan yanaydı. Düşmanın sayısı da silahları da teknolojisi de bizden üstündü.

Bunun dışında düşmanla sadece üssün içinde değil, dışında da hava savaşı vardı. Hangi savaşın daha zor olduğunu bilmiyorum, ama tek bildiğim ölecek olmamızdı. Hangara doğru ilerlerken düşmanla olan savaşımız daha da şiddetlendi ve savaş tüm koridoru kana buladı. Düşmandan ne kadar öldürürsek öldürelim, arkası kesilmiyordu ve bizi en çok zorlayan da buydu. Bir şekilde düşmanın daha fazla içeri girmesini engellemeliydik. Fakat geç kaldığımızın farkındaydık ve düşman ağır silahlarla saldırıyı daha da arttırdı ve bizi zor duruma soktu. Bir şekilde ağır silahlardan kurtulmamız gerekiyordu, ama elimizdeki silahlar bunun için güçsüzdü.

"Beni duyan var mı? Ben Z-A2 pilotu Atry. Pilotların komutası bende, Z-A1 öldü."

"Evet, var. Ben üs komutanı Frilk. Şu an hangarın önündeyiz ve ağır silahların hedefiyiz. Yardımınız lazım."

"Biraz dayanmanız lazım, burası da aynı. Yapacağım saldırı, hangarı da yok edecek, yani kaçma şansınız olmayacak."

"Düşmanın sayısına bakılırsa, hiçbirimiz kaçamayacağız,'' dedi üs komutanımız.

"Evet, öyle gözüküyor diye karşılık verdi ve iki dakika içerisinde saldırıya geçeceğim, yani hazırlıklı olun. Hangarın içerisinde olabildiğince düşmanı tutmaya çalışın,'' dedi Atry.

"Peki ama bu baya zor olacak. Bombası kalan var mı? diye sordu üs komutanımız Frilk."

"Evet efendim, bende var,'' dedi Urka.

"Emrimle birlikte kapıya atacaksın, bu tek şansımız. Bu yüzden dikkatli ol."

"Emredersiniz, efendim."

"Şimdi! diye bağırdı komutanımız ve Urka'da kalan bombaları hangarın kapısına attı ve hangar kapısı ve çevresi patlama ile yerle bir oldu.

"Atry, beni duyuyorsan, hangar kapısını kapattık. Şu an saldırırsan iyi olur."

"Kendinizi koruyun, saldırı sizi etkileyebilir,'' dedi Atry.

"Merak etme, şu an hangardan uzaklaşıyoruz."

.........

"Ben Atry. Beni duyan varsa, hangar tamamen işlev dışı kaldı. Artık düşman daha fazla içeri giremeyecek."

"Seni duyduk, Atry. Yardımın için teşekkürler,'' dedi üs komutanımız.

"Şu an hayatta olan, ben dahil dört kişiyiz. Siz kaç kişisiniz?"

"Çoğu ağır yaralı, elli kişi civarındayız. Üsten ayrılın ve yardım getirmeye çalışın."

"En yakın üs bölgesine yardım için ayrılıyoruz. Biz gelene kadar dayanırsanız iyi olur,'' dedi Atry.

"Tamam mer..."

"Dikkat! Düşm...."

"Bu üs tamamen kontrolümüze geçti. Silahlarınızı atın ve teslim olun, yoksa hepiniz ne olursa olsun ölürsünüz" diye ses duyduk hoparlörden ve komutanımız hemen geri çekilmemizi emretti.

"Nereye çekileceğiz? Tüm üs düşman kontrolüne geçti,'' dedim.

"Aşağı cephaneliğe doğru orası üsten ayrı, tek şansımız orası,'' dedi komutanımız.

Emredersiniz dedik ve yaralıları almaya başladığımız sırada komutanımız bize ''ağır yaralıları bırakın,'' dedi.

"Ama efendim,'' dedi Mark.

"Shou ve Mark ne diyorsam onu yapın. Bizi oyalayan her şeyden kurtulun hemen."

Koridor boyunca sadece hafif yaralı arkadaşlarımızı da alarak aşağı katlara inmeye başladık ve ana cephaneliğin olduğu koridora ulaşmaya çalıştık. Tabi bu o kadar kolay olmadı. Düşman tüm üssü ele geçirdiği için cephaneliğe giden yollarda da savaşmaya devam ettik. Cephaneliğe ulaştığımızda sayımız, yaralılar da dahil otuz kişiydi. Komutanımız cephanelikteki tüm silahları koridora çıkarmamızı emretti ve biz de hemen çalışmalara başladık. Düşmanın bize ulaşmasının tek yolu elli metre uzunluğundaki koridordu ve bunu iyi değerlendirmeye çalışacaktık. Şansınız çok azdı, bunu kalanlarımızın hepsi de biliyordu. Cephanelikteki tüm silahları çıkardık ve düşmanın saldırısını beklemeye başladık.

''Acemi askerlerden biri teslim olmamız gerektiğini, sonuçta düşman da bunu yapmamızı istedi,'' dedi.

''Komutanımız ve biz tecrübeliler biliyorduk ki Arcas asla teslim almazdı. Ne olursa olsun herkesi öldüreceklerdi. 'Teslim olmayacağız, teslim olmayı unutun. Bu sizlere öğrettiğimiz ilk ders. Unuttunuz mu?' diye bağırdı. ''Ve savaşacağız, savaşarak öleceğiz. Şimdi yerine geç ve saldırmaya hazır ol. Anlaşıldı mı, asker?"

"Evet, efendim."

"Sizce Atry ve diğerleri yardım getirmeyi başarabilecek mi, komutanım,'' dedim.

"Umarım, yoksa hepimiz ölürüz. Ayrıca hepiniz beni dinleyin. Yardım gelir mi bilemem, ama avantaj bizden yana. Cephanelik ayrı bir bölge, yani düşmanın bizi öldürmesi için tek şansı önümüzdeki koridor. Bunun iyi değerlendirin ve teslim olmayı da kafanızdan çıkarın."

"Emredersiniz, efendim," dedik hepimiz.

"Bana üç tane gönüllü lazım.''

"Ne için, komutanım,'' dedim.

"Koridora tuzaklar kurmak için. Düşman bize yaklaşırken olabildiğince zayiat vermeliyiz,'' dedi komutanımız.

Benimle birlikte iki acemi asker gönüllü oldu ve koridora inen merdivenler, cephanelik ile merdiven arasına tuzak kurarak çekilmeye başladık. Koridorun otuz metresini de tuzakladık, böylece düşmanın hiç beklemediği anda tuzaklarla saldırabilecektik. Ayrıca merdivenleri görecek şekilde bir de kamera yerleştirdik, böylece düşmanın geldiğini önceden fark edebilecektik.

"Sizce liderleri gelmiş midir? diye sordum."

"Saldırıyı komuta eden liderleri değildir, ama komutanlarını indirirsek üstünlük kurabiliriz. Bu daha önce olmuştu,'' dedi üs komutanımız.

"Komutanlarını mı?"

"Komutanları dediysem, benim gibi biri, yani. Ayrıca hepiniz hazır olun, saldırı her an başlayabilir. Şimdiye kadar bizi bulmaları gerekirdi."

"Belki öldüğümüzü düşünmüşlerdir, olamaz mı?" dedi Hoormx.

"Biraz zo..."

"Komutanım!"

"Evet."

"Geldiler, iki kişi şu an merdivenlerden aşağı doğru geliyor,'' dedi Qsk.

"Bırakın yaklaşsınlar ve emrimle ateş etmeye hazır olun,'' dedi komutanımız.

Düşman bize yirmi metre kadar yaklaştı, ama bizi fark edemediler ve anında öldüler. Sonra başka gelen var mı diye beklemeye başladık ve birkaç dakika içerisinde düşman saldırıya başladı. Elli metrelik koridorda üssün gördüğü en kanlı çatışma başladı ve tüm koridor yine kan ve barut kokusuyla doldu. Savaşın şiddetiyle bu koku artmaya devam ediyordu. Ayrıca savaş ne kadar sürdü, kimse hatırlamıyor. Tek hatırladığımız ve bildiğimiz, koridordan bize doğru gelen düşmanı öldürmek ve gerekirse burada ölmek. Bunun dışında başka seçeneğimiz yoktu. Hepimiz bunu biliyorduk.

Düşman ne kadar uğraşırsa uğraşsın bize yaklaşamıyordu ve Atry sayesinde ağır silahlarını içeri sokamıyorlardı. Sadece içeri ilk sızdıkları sıra da yanlarında bulunan birkaç ağır silahları vardı. Bu yüzden tüm koridor düşman cesetleriyle dolmuştu. Bu avantajımızı iyi değerlendiriyorduk. Ayrıca kurduğumuz tuzakları henüz kullanmaya başlamadık ve düşmanın içeri daha fazla girmesini bekliyorduk.

"Emrimle tüm tuzakları aktif hale getir, anlaşıldı mı Hoormx, ayrıca söylediğim anda yavaş yavaş ateş etmeyi de bırakacağız anlaşıldı mı?" dedi komutanımız.

"Emredersiniz, efendim," dedik hepimiz ve komutanımızın emrini beklemeye başladık. Komutanımız ateşi kesmemizi emretti ve hepimiz yavaş yavaş ateş etmeyi bıraktık ve düşmanın cephanelik koridoruna daha fazla girmesi için cephanemiz bitmiş gibi davranmaya başladık. Düşman bu yaptığımıza karşılık koridora üsse sızdıkları sıra da yanlarında bulunan ağır silahlarını getirdi ve ateşe başladı.

''Şimdi tüm tuzakları aktif et, özellikle ağır silahları hedef al, böylece karşılık verebiliriz diye bağırdı komutanımız."

"Emredersiniz, efendim," dedim ve tuzakları aktif hale getirdim. Tüm koridor bir anda patlamalarla doldu ve birkaç saniye hiçbir şey göremedik ve sonra...

"Tüm ağır silahlar yok oldu,'' dedi Hoormx.

Bunun sonucunda düşman giderek daha saldırgan olmaya başladı. Sonuçta ağır silahları devre dışı kalmış oldu, böylece avantaj tekrar bize dönmüştü. Düşman bize gelmek zorundaydı, üstelik arkamızda cephanelik vardı ve cephanelik üsten ayrı bir şekilde inşa edilmişti. Bu yüzden bize ulaşmaları için koridoru geçmeleri gerekiyordu, ama düşmanın da gizli silahları vardı. Hızlı hareket etme kabiliyetine sahip yeni askerler bizim dikkatimizi dağıtmaya çalışıyorlardı, böylece diğerleri bize yaklaşmaya başlıyor...

"Shou, dikkat et! Arkand..."

"Arkamı döndüğüm anda düşmanla karşı karşıya..."

"Shou, burada ne yapıyorsun?"

"Yerimden sıçradım ve Asuka, beni korkuttun, diye bağırdım."

Üzgünüm, sadece 'Ne yapıyorsun?' diye sordum.

"Üs savaşını düşünüyordum, ne yapabilirim başka?"

"Evet, duydum. Sizin için baya zor olmuş, öyle değil mi,'' dedi Asuka.

"Üsten bir pilot dahil, yirmi bir kişi kurtulduk. Başka kimse yok. Diğerleri yardıma gelenler, şimdilik bildiğim bu. Belki bir şekilde kaçmayı başaranlar olmuştur," dedim.

"Peki, teslim olan..."

"Arcas teslim almaz, unuttun galiba Asuka."

"Hayır, unutmadım. Sadece bilgi için diye karşılık verdi."

"Bilgi almak için bile kimseyi esir almazlar. Teslim olmayalım diye bize öğretilen ilk ders buydu, hatırlarsan,'' dedim.

"Hiçbirimiz unutmadık, merak etme. Sadece ihtimal olarak düşünmek istiyoruz. Olamaz mı?"

"Merve, 1.90 boyunda beyaz tenli yeşil gözlü uzun kıvırcık saçları vardır. Çene hattı belirgin ve keskindir. OkaOku - Tlor – Vücudu açık gri tonlarında, uzun boyunlu, kahverengi gözlü, (kadın ve erkek fark etmeksizin) saçları yoktur. Burnu küçük ve yüz hatlarıyla orantılıdır. Boyu uzun ve atletiktir, bu da ona çeviklik ve hız kazandırır. Ishii, 1.85 boyunda esmer tenli ela gözlü kısa askeri saç kesimli, yüz hatları oval ve elmacık kemikleri çıkıktır, görüşmeyeli uzun zaman oldu," dedim.

"Evet, üç yıl kadar sanırım,'' dedi Merve.

"Asuka, diğerleri nerede, biliyor musun?"

"Neden bana soruyorsun ki? Onlarla konuşmuyorum, biliyorsun Ishii. Ama tahminimce birkaç güne kadar gelirler ve ben gitsem iyi olur. Ne kadar arkadaş olsak da beni görmek istemeyenler var. Daha sonra belki görüşürüz,'' dedi ve çıkıp gitti.

"Bu arada, çocuklar, herkes burada mı toplanıyor?"

"Evet, Shou, haberin yok mu?'' dedi OkaOku.

"Hayır, savaştan dolayı hiçbir şeyden haberim yoktu,'' dedim.

"Selam çocuklar, burada ne yapıyorsunuz?"

"Görüşmeyeli uzun zaman oldu Eimi, 1.80 boyunda beyaz tenli, ela renk gözlüleri var. Uzun siyah saçlı, saçlarında yer yer mor renk vardır. Saçları beline kadar uzanır. Çene hattı belirgin ve keskindir. Dekolte giyinmeyi sever, dedim.

"Merhaba, çocuklar. Herkes henüz gelmemiş anlaşılan," dedi Dave, 1.95 boyunda esmer tenli, ela renk gözleri var, saçları uzun ve arkadan bağlıdır.Yüz hatları keskin ve elmacık kemikleri çıkıktır ve he ne şartta olursa olsun eğlenmeyi sever.

"Her zamanki gibi enteresan bir yerde toplanmışsınız, çocuklar. Ve görünüşe göre birkaç kişi dışında herkes burada," dedi Soax. Rbifas Kadın – Vücudunun tamamı ve gözleri kırmızı renklidir. Kafasında iki adet kırmızıya boyanmış boynuz bulunmaktadır. Bu boynuzlar dışında iki adet daha kırmızıya boyanmış sahte boynuz bulunmaktadır. Saçları kırmızı renkli ve topuz şeklinde bağlıdır. Dekolte giyinmeyi sever.

"Merhaba, çocuklar. Bir kişi dışında herkes bir..."

"Geç kaldığım için üzgünüm, ama niye de bazılarından erken gel...."

"Asuka'yı saymazsak en son gelen sensin, Alice. Hiç değişmeyeceksin,'' dedi Aags. ''Rbifas Kadın – Vücudunun tamamı ve gözleri kırmızı renklidir. Kafasında iki adet kırmızıya boyanmış boynuz bulunmaktadır. Bu boynuzlar dışında iki adet daha siyah renkli boynuz bulunmaktadır. Saçları siyah renkli ve topuz şeklinde bağlıdır.

"Asuka çoktan geldi, biraz önce buradaydı. Ama gitmesi gerekti," dedi Merve.

"Aags, haberin yok galiba. En uzakta...."

"Evet, biliyoruz, merak etme. Seni suçlayan yok. Herkes burada olduğuna göre, neden çağrıldık? Bilen var mı?" dedi Alice 1.90 boyunda beyaz tenli gözleri sarımsı renkli ve çekiktir. Çene hattı belirgin ve keskindir. Saçları uzundur ama topuz şeklinde bağlıdır özellikle göğüs dekolteli giyinmeyi sever.

"Kim bilir her şey olabilir,'' dedi Mert, 1.80 boyunda esmer tenli gözleri sarımsı renkli ve kıvırcık saçları vardır. Çene hattı oval şeklindedir ve elmacık kemikleri çıkıktır.

"Ve üç yıl sonra hepimiz tekrar bir aradayız. Neden acaba bizi ayırmak için her birimizi en uzak üslere atamışlardı? Neden hepimiz tekrar bir aradayız. Ayrıca Shou, geçmiş olsun. Saldırıyı duyunca baya endişelendik. Sen iyisin, öyle değil mi?" diye sordu Alice.

"Evet, ufak yaralarla kurtulan birkaç kişiden biriyim. Geriye kalanlar ise ağır yaralı ve ölme ihtimalleri varmış, hastane de söylediler. Komutanımızın durumu ağır olmasa da çok kan kaybetmiş,'' dedim.

"Merak etme, iyi olacaklar."

"Sen bile bunu söylerken inanmıyorsun Alice. Ayrıca sormayı unuttum, üslerden kaç kişi geldiniz?"

"Bizler iki gemi ve iki yüz mürettebat ile geldik. Ama Asuka bir gemi ve duyduğum doğruysa elli kişilik bir mürettebat ile gelmiş ve birkaç güne döneceğiz. Sen daha buradasın, anlaşılan," dedi Bruce, umursamaz ve sorumluluklarında kaçmayı seven 1.85 boyunda esmer tenli, koyu mavi gözleri var, askeri kesim saçlı, yüz hatları keskin ve elmacık kemikleri çıkıktır.

"Asuka neden tek gemi ile geldi ve mürettebatı da oldukça azneden acaba biliyor musunuz? Evet şimdilik buradayım, ama yakında yeni bir üs bölgesine atanırım, merak etmeyin,'' dedim.

"Kim bilir, kimse bilmiyor ama bulunduğu bölge ile alakalı olabilir ve belki sende içimizden birisiyle aynı üs bölgesine atanırsın, öyle değil mi çocuklar?" dedi Jkail Umbra – Koyu tenli, büyük burunlu ve ağızlıdır. Saçları uzun kahverengi tonlarda ve sanki hava da asılı kalmış gibi bir şekli vardır. Kulakları sivri bir şekildedir, gözlerinin etrafında mor renk bir çerçeve bulunur. Gözleri mavi renkli ve ateş ediyormuş hissi verir. Yüzlerinde özellikle geniş ve tamamen açık alınlarında ve gözlerinin etrafındaki mor çerçevenin etrafı sarı renklidir. Alınlarında mavi renkli bir düğme benzeri şekil vardır.

"Hepimiz biliyoruz ki bizi asla bir araya koymazlar," dedim.

"Evet, biliyorum. Zamanında yaptığımız bir hatadan dolayı," dedi Tyuj Chma – Koyu tenli büyük burunlu ve ağızlıdır. Saçları kahverengi tonlarda uzundur. Kulakları oldukça sivridir. Gözleri sarı renkli ve ateş ediyormuş hissi verir. Yüz hatları keskin ve çenesi içeri doğru çöküktür.

"O hata bize pek çok şeye mâl oldu. Unuttun mu? yoksa,'' dedi Merve.

"Unutmadım ve içimizden biri dışında hiçbirimiz de unutmadık, biliyorsun diye karşılık verdi.''

"Elbette ki biliyorum," dedi Merve.

"D-1-11 salonunda iki, üç gün içerisinde toplantı düzenlenecek. Üs bölgesinde bulunan herkesin katılması gerekiyor. Üs saldırıları ile ilgili bilgi verilecektir." diye ses duyduk hoparlörden.

''Bende diliyordum bizi neden bir araya topladılar anlaşılan bunun içinmiş,'' dedim.

''Evet, şimdi ne olacak sizce,'' dedi Eimi.

Bilmiyorum ama buradan çıksak iyi olur gürültü yapıyoruz dedim ve hep birlikte odalarımıza gitmek üzere kütüphaneden ayrıldık. Odaların olduğu bölüme gittiğimizde hepimizin aynı katta ve aynı bölgede kalacağımızı öğrendik ve anahtarlarımızı alıp odalarımıza geçtik. Akşam yemeğine kadar odamdan çıkmadım ve yemek yemek için kafeteryaya gittiğimde Asuka dışında herkes bir aradaydı ve onu hiçbir yerde görmedim ve diğerlerine de sormadım. Oturup yemeğimizi yedikten sonra hep birlikte dışarı çıktık ve biraz dolaşmaya başladık. Bir süre sonra hepimiz ayrı ayrı yerlere dağıldık ve çoğunun içmeye gittiğini biliyordum, ama bilmemezlikten geldim ve odama gitmek üzere asansöre binip odamın olduğu kata çıktım. Tam odama girecekken, Asuka'ya bakmaya karar verdim ve odasına gittim.

Kapıyı açtığında 'Ne istiyorsun?' diye sordu.

"Yemeğe gelmeyince merak ettim ve bakmak istedim."

"Gördüğün gibi iyiyim, sadece diğerleri ile görüşmek istemiyorum," dedi.

"Peki," dedim ve odama geçip uyudum.

Bölüm İçinde Geçen Bazı Kelimeler Hakkında Bilgiler:

Arcas: Avcı; eski Arkadya kralı

Voyager 1: Voyager programı kapsamında NASA tarafından dış Güneş Sistemi'ni ve Güneş'in heliosferinin ötesindeki yıldızlararası uzayı araştırmak için 5 Eylül 1977'de fırlatılan uzay sondasıdır.

Samanyolu: Güneş Sistemi'ni içeren bir galaksidir. Dünya'dan görünümünü açıklayan tanımıyla: gece gökyüzünde görülen ve çıplak gözle tek tek ayırt edilemeyen yıldızlardan oluşan puslu bir ışık şerididir. Yerel Küme'nin bir parçası olan çubuklu sarmal türdedir.

Bölüm sonu

18 yorum