"Seni hiçbir zaman sevmedim, ya da seni çok sevdim diyemem. Ben sana karşı hiçbir zaman bir duygu beslemedim. Belki nefretim bazen ağır bastı ama seni hiç çocuğum olarak görmedim, göremedim. Dediğim gibi sana karşı hiçbir zaman hiçbir duygu beslemedim ama insanlar seni sevmesin, senden nefret etsin; hep başkalarının gözlerinde yerle bir ol istedim.
Senin bu dünyadaki tek şansın, soyadın. Sen doğarken eşimi benden aldın. Şimdi ben ölürken senden soyadını alacağım. Bu dünyada her zaman olduğun gibi tek kalacaksın. Ömrünün sonuna kadar istediğin gibi biri olmayacaksın. Senin alkış beklediğin insanlar seni her zaman yuhlayacaklar.
Annenden sonra sadece soyadım için yaşadım ama onun da bir anlamının olmadığını fark ettim. Ben bu dünyadaki tek gerçeğimin, hak etmediğin annenin yanına giderken sen polisler tarafından aranıyor olacaksın. Bir devlet büyüğü olmam ölüme gitmemi engellemeyecek.
Kendi ellerimle hazırladığım ölümümün tek suçlusu sensin.
En azından tüm dünya böyle bilecek."
Hiçbir zaman hak etmediğin baban.
ERDEM ÖZER.
Elimdeki mektubu katladım ve bir kenara fırlattım. Hızlıca cebimden telefonumu çıkardım ve Kerem'i aradım.
Çaldı.
Çaldı.
Ve çaldı.
Tekrar tekrar aradım ama telefona bakmıyordu.
O sırada kapı zili çaldı.
"Kahretsin."
Sinirle oturduğum yerden kalktım ve kapıya gittim. Delikten baktım ve Kerem'i görünce rahatladım.
"Niye açmıyorsun oğlum telefonu!"
"Yanımda değildi haberleri görünce kalktım geldim hemen. Tüm Türkiye seni arıyor Hanzade farkında mısın?"
Ben cevap vermeyince konuşmaya devam etti.
"Olan biteni bana anlatır mısın, Allah aşkına. Babanı öldürdüğüne inanmak istemiyorum ama çok ciddi kanıtlar dolanıyor etrafta. 2 saatte tüm dünya ayağa kalktı."
Yatağın üstündeki mektubu aldım ve Kerem'e verdim.
"Al oku, her şey yazıyor."
Ne yapmam gerektiğini düşünürken televizyonun sesini kıstım. Son dakika haberleri birbirinden farksızdı. Herkes beni aramaya başlamıştı.
"Her şeyi baban mı planladı şimdi? Şaka mı bu ya! İnsan nasıl yapar böyle bir şeyi?"
Sinirle konuştum.
"Gitmem lazım."
"Pardon, nereye gideceksin acaba? Adımını atsan yakalanırsın."
"Yapabilecek başka bir şeyim var mı sence Kerem?" diye sordum çaresizce.
"Ya mektubu falan gösterelim polislere bir şey yapalım abi böyle duramayız."
"Olmaz Kerem, olmaz. Kimse inanmaz bana. İmza yok bir şey yok kim inanacak mektubu benim yazmadığıma. Zaten böyle bir şey olsa da tıksak içeri diye bakıyor herkes."
Kerem yanıma yaklaştı ve omuzuma dokundu.
"Halledeceğiz kardeşim. Bu zamana kadar hep ikimiz hallettik her şeyi. Yine bir yolunu buluruz, bulmak zorundayız."
"Bak Kerem dediklerimi harfiyen uygulamak zorundasın. Şimdi beni iyi dinle.
Sen buradan çıkıp gidiyorsun ve benden asla haberin yokmuş gibi davranıyorsun. Bende buralardan bir şekilde gitmenin bir yolunu buluyorum anlaştık mı?"
Kerem kısık gözlerle beni izliyordu.
"İyi misin sen Hanzade? Ben ne diyorum sen ne diyorsun ya Allah aşkına. Sen şu durumda hiçbir yere gidemezsin. Herkes şuan bir açığını bekliyor senin farkında mısın?"
"Her şeyin farkındayım Kerem."
Dostça omzunu sıktım.
"Bak sana söz veriyorum bu işin içinden çok iyi bir şekilde çıkacağım ama senin bu seferlik yanımda olmaman lazım çünkü ikimizin beraber hareket edeceği herkesin aklına gelir. Birbirimizden bağımsız olmalıyız."
Anlamayarak bakıyordu bana.
"Bak güzel kardeşim. Farklı yerlerde birbirimizden haberdar olacağız ama ayrı ayrı takılacağız ki dikkatler aynı yerde toplanmasın. Güven bana halledeyim şu işi."
"Aklım almıyor Hanzade." Dedi kafa karışıklığıyla.
"Bak sen şuan şu kapıdan çık ve gidip dikkatleri az da olsa farklı bir yere çek. Beraber olmadığımızı anlasınlar."
"Öyle şey olur mu nasıl haberleşeceğiz nasıl olur." Kafası gerçekten de dağılmıştı.
Algılamıyordu resmen söylediklerimi.
"Evden çık ve hızlıca tüy bu çevreden. Gerisini bana bırak, ben sana ulaşacağım."
Çaresizce kafasını salladı.
"Dikkatli ol. Ne yapacaksın bilmiyorum ama dikkatli ol, lütfen."
Olumlu anlamda başımı salladım ve gidişini izledim.
Kapıdan çıktı ve gitti.
Artık benimde gitme vaktim gelmişti.
Derin bir nefes aldım ve salondaki boy aynasının karşısına geçtim.
Sehpada ki küllüğü elime aldım ve aynaya fırlattım. Cam parçaları teker teker havada uçuştu ve etrafa dağıldılar.
Yerden elime geçen ilk cam parçasını aldım. Üzerimdeki gömleği bir çırpıda çıkardım ve cam parçasının sivri ucunu göğsümün tam altındaki ize hafifçe bastırdım. İzin altından küçük bir damla kan aktı.
Ve işte oradaydım.
Var olduğumu gerçekten hissettiğim yerde.
Kendi cennetimde.
İzbe de.
Tüm dünyanın bilmesi gereken bir şey vardı.
Ben hükümdarın oğlu değil, hükümdarın ta kendisiydim.