3 AY ÖNCE
Arkadaşımın titreyen ellerine baktım, daha sonrada yüzüne. Elinde bir kağıt vardı. Elinde tuttuğu kağıda bakmak istemiyormuş gibi duruyordu. Katlı olan kağıdı açtığı sırada gözleri ilk önce satırlarda gezindi. Daha sonra da son satırda. Kağıt yavaşça elinden süzülürken düşmeden önce son anda havada yakaladım.
Ali'nin gözleri gözlerimle kesiştiğinde acıyla yutkundu.
" Cemre..." başka bir şey söylemedi. Belki de dünyaları söylemişti. Kalbim teklemeye başladı. Ali'nin söylediği tek bir kelime tüm duygularını barındırıyordu.
Bir anda sağımdan hamle geldi. Cenk kağıdı elimden almaya çalışıyordu. O an ona çok sinirlendim. Her ne olursa olsun bu kağıdı okuyacaktım, bana kimse engel olamazdı. Öğrenmiş olduğum dövüş derslerinden sonra karnına sert bir dirsek attım. Acıyla iki büklüm olduğunda kağıtta yazan satırları okumaya başladım. Kağıdın üst tarafında yazılanları okudum ilk önce. Yazanlar tıbbi gerekçelerden başka bir şey değildi. Sonra yavaşça aşağı tarafa kaydı bakışlarım. O sırada dikkatimi bir şey çekti. Ölüm sebebi yazıyordu. Yutkunarak direkt orayı okudum. Görmek istemeyip, duymak istemeyeceğim o kelimeyi şimdi titreyen ellerimle sevgilimin ölüm haberinde okuyordum.
Ölüm sebebi: İNTİHAR
Buna inanmak istemiyordum. Buna inanamazdım. Benim sevgilim kendisini öldürmüş olamazdı. Elimde duran ölüm belgesi yavaşça aşağı kaydı. Yere düştüğünde çıkardığı ses kulaklarımda yankılanmaya başladı. Bakışlarımı Ali'ye çevirdim.
" Gerçekten buna inandın mı?" En yakın arkadaşının intihar ettiğine inanmak ona ihanet sayılmaz mıydı...
Cenk'e döndüm.
" Onun kendisini öldürebileceğini mi düşünüyorsunuz." İkiside konuşmuyordu. Bu sessizlik kabullenmeydi onlara göre. Delireceğimi hissettim.
" Konuşsanıza!" Sesim kısılmaya başlarken nefes alamadım. Göğsüm inip kalkıyordu ama ben nefes alamıyordum. Astım krizim tutmuştu. Hırıltılı sesler çıkarmaya başladığımda Cenk beni kolumdan tutup arabasının gövdesine oturtturdu. Hızla ceplerimi aradı ama ben o halde bile az da olsa konuştum.
" Unuttum. Evde." Nefesim tükendiğinde gözlerimde kararmaya başladı. İlacımı evde unutmuştum. En olmaması gereken şey olmuştu, şimdi de ben ölüyordum. Gözümden bir damla yaş süzüldü. Ali korkuyla gözlerimin içine bakıyordu. Sanki donmuştu. Belki de benimde ölebileceğim gerçeğine kendisini hazırlıyordu, bilmiyorum. Cenk Aliyi görünce küfür savurup yanımdan uzaklaştı. Cenk'in beni tutan kolları gitmiş olsa da dengemi sağladım.
Cenk hızla Ali'nin yanına gitti. Transa girmiş vaziyette olan Ali'nin omuzlarından tutup onu sarsmaya başladı. Ali o an kendisine gelip Cenk'in söylediklerine odaklanmaya başladı.
" Uç ne yap ne et o ilacı buraya getir. Onu da kaybetmeyeceğiz, Hadi!" Ali zorda olsa kafasını sallayıp hareketlendi. Cenk'e döndüm. İçimde yatan yalnız kız çocuğuyla gülümsememi sundum.
" Uğraşma. Bırak yanına gideyim." Göz yaşlarım bana inat hızla akıyordu. Mert'i özlemiştim. Cenk yüzümü avuçlarının arasına aldı. Yüzüne sinirli bir hal yerleşti.
" Mert'i kaybettik Cemre kabullen bunu artık. O kendisini öldürdü. Sende mi ölmek istiyorsun?" Ağlamaya başladım. Ağlamam astım krizimi daha çok arttıracaktı biliyordum ama umurumda dahi değildi. Cenk halimi görünce iyice gerildi.
" Sakin ol." Başımı iki yana salladım. Sinir krizi geçiriyordum.
" Ne olur geri gelsin. Ölmesin, ölmüş olmasın." Evim buraya belki iki dakika mesafedeydi. Ali koşarak buraya gelmeye çalışırken bir anda elindeki ilacı yere düşürdü. Kendimi ilacın düştüğünü gördükten sonra yere bıraktım. Cenk Ali'nin yanına gitti.
" Gerizekalı bir işi de becer."Ali'nin yüzüne sinirle bakıyordu. İlaç şişesini yerden alırken hızla yanıma geldi. Kendimi zemine bırakacağım sırada kafamı tuttu.
" Cemre hadi güzelim dayan." Astım ilacını ağzıma yerleştirdiğinde onu çekecek gücüm bile yoktu.
" Cemre hadi çek şunu." Aliye döndü. " Ali yardım et!" Ali yanımıza gelirken bedenimi kendisine çekti. Destek almadan duramayacak gibi hissediyordum.
" Cemre hadi lütfen." Başımı iki yana salladım.
" Bırak. Gücüm yok" Cenk gülümsedi. Buruk bir gülümsemeydi. Gitme diyordu bana.
Sende gitme...
" Sen içimizde hep en güçlü olandın. Şimdi de gücünü göster ve çek şunu içine lütfen kardeşim." Gücüm yoktu ama onları üzmeye daha fazla gönlüm el vermedi. Zor da olsa bedenimi Ali'den ayırdım. Nefes alamıyordum. Titreyen elimle ilacı alıp ağzıma götürdüm. Çekebildiğim kadar çektim.
Ciğerlerim havayla dolarken kendime geliyordum. Nefesim düzene girdiğinde ağlamaya başladım. Hıçkırarak, tüm dünyanın duyabileceği şekilde ağladım. Biraz olsun kendime gelmeye çalıştım. Yerden destek alıp ayağa kalktım. İkisinden de soracak hesabım vardı.
" Siz nasıl arkadaşsınız." Cenk'in göğsüne sert bir şekilde vurdum.
" Onu en iyi tanıyan sendin. Nasıl olurda intihar ettiğini düşünürsün." Aliye baktım. " Kardeşinizdi o sizin, can dostunuzdu." Ali derin bir nefes aldı.
" Yeter artık. Cemre gerçekleri görmüyor musun? Ölmeyi seçti ve öldü. Bu kadar! Bunun ilerisi veya gerisi yok." Bunu söylemiş olamazdı. Hayal kırıklığı ile baktım. Kendimi tekrar yere bıraktım. Tökezlemiştim.
" Sen ne saçmalıyorsun?" Gücümü toplayıp ayağa kalkmaya çalıştım ama gene olmadı. Hayat beni tekrardan yere çaktı. Yürüyemeyecek kadar halsizdim. Ali cebinden bir zarf çıkartı bana doğru uzattı.
" Al oku. Kabullenmek istemediğin gerçeklerinle yüzleş." Ağır konuşuyordu ama bunu da kaldırabilirdim. Cenk Aliye bakıp söylendi.
Hayvan herif
Zarfı açıp içerisinden kağıdı çıkardım. Titreyen ellerimle birlikte katlanmış kağıdı açıp okumaya başladım.
Canım sevgilim,
Sana canım diyorum, çünkü benim canımın bir kıymeti kalmadı artık. Dayanamıyorum ben Cemre. Her gece aynı kabusları görmekten, bir gün o adam gelirde aynı şeyi yaşarım diye korkmaktan bıktım. Biliyorum, bu yaptığım senim için çözüm değil ama benim için bir çözüm. Kaçacak yolum, devam edecek gücüm kalmadı. Yaşamaya devam edersem eğer benim için her şey daha kötü bir hal alacak. Hayatına devam et. Benim hayatımın son bulduğu bu noktada sen yaşa. Yaşa ki seni gördükçe içim huzur bulsun, belki yangınıma su olursun. Cenk ve Ali her zaman yanında olacaklar. Onları " Mert intihar etmez" diyerek sıkboğaz etme, çünkü ettim. İnanmayacağını bildiğim için, seni tanıdığım için bu mektubu yazıyorum. Hoşça kal. Seni seviyorum.
Canım kelimesinden artık nefret ediyordum.
Zarfla birlikte kağıdı elimden bırakıp Cenk'e uzattım. İçimde vuku bulan kabulleniş duygusu beynimi ele geçirdi. Etmişti. Asla intihar etmez dediğim adam beni bırakmış, canına kıymıştı. Bakışlarım Cenk ve Ali'yi buldu.
Bencildim, hem de çok...
" Etmiş. Bir gün önce seni seviyorum diyen adam intihar etmiş. Beni bırakıp gitmiş." Elimi yumruk yaptım.
'' Yazdığı mektupta bile seni seviyorum diyebilecek kadar bencil.'' İşin aslı beni bıraktığına inanmak istemeyecek kadar çaresiz oluşumdu.
GÜNÜMÜZ
Sırt çantamı sinirle elime aldım. Cenk'e son derece öfke doluydum. Hayır yani gerçekten anlamıyorum, şu arabanın anahtarını hep bulamayacağım yerlere koyuyordu. Telefonumu cebimden çıkartıp Cenk'i aradım. Dün bize gelmişti, geldiğinde de yedek anahtarı bırakmıştı bir yere. Sabah arabayla gidecektim okula.
" Cenk!" Ses tonumdan anlamıştı büyük ihtimalle.
" Vitrinin üzerine koydum Cemre. Oraya bak." Tam bir şey diyecekken telefonu yüzüme kapattı. Anlaşılan işi vardı.
Vitrinin üzerinden anahtarı bulup cebime koydum. Yaşıtlarıma göre iki yaş büyüktüm. On birinci sınıfa gidiyorken araba sürmem de bu yüzdendi. Annemler beni geç yazdırmışlardı. İşin garip tarafı benim salak arkadaşlarımda benimle aynı yaştalardı. Evden çıkmadan önce evi süzdüm. Her zamanki gibi yalnızdım. Sanırım öyle olmaya da devam edecektim.
Annemlerin iş seyahatlar'i bitmek bilmiyordu. Gene bir yere gitmişler ve ne hikmetse bana haber verme gereğinde bile bulunmamışlardı. Aramalarıma da dönmüyorlardı. Annem aramalarıma dönmeyip kısa bir mesajla işimiz var yazıyordu. Ha bir de unutuyorum, ileride laf söylememem için klasik 'iyi misin bir şey mi' oldu da eksik olmuyordu tabi. Umursamamaya çalıştım. Çoğu zaman yaptığım şeyi yapıp sineye çektim. Evden çıktıktan sonra derin bir iç geçirdim. Mezarlığa gidecek, Mert'e öfke kusacak sonra da okula gidecektim.
Ona olan aşkım sinirimin önüne geçemiyordu. Beni bırakıp gitmeyi tercih etmişti ve bunun geri dönüşü yoktu. Arabayı mezarlığın önüne sürdükten sonra boş bir alana park ettim. Mezarlığa girdiğimde içimde garip bir his oluştu. Burası fazlasıyla ölüm kokuyordu. Onun mezarına doğru yürüdüm. Mert Namlı yazısını gördüğümde sanki içimde biriktirdiğim öfkem yok olup yerini özleme bırakmıştı. Cayır cayır kalbimin yanışına şahit oldum. Her bir zerremle canım yandı. Güzel bir mezarlık yapmışlardı ona. Her yerde çiçekler vardı. Ne garip ki Mert çiçeklerden nefret ederdi. Ona göre çiçekler yaşam ve ölümü simgelerdi. Şimdi de ölümün simgesi olan bu yerde mezarın içinde yatıyordu. Buraya vakit buldukça gelmeye çalışıyordum. Derin bir nefes alıp mermerin kenarına oturdum.
'' Kalbim çok kırık sana karşı.'' Gözümden yaş aktı. '' Nefretim bazen çok ağır basıyor Mert. Canım çok yandı. Bana sen benim canımsın dedin ama bende yaşanılacak bir can bırakmadın.'' Gülümsedim.
'' Keşke bir yolu olabileceğine inansaydın. Bana bir kere bile anlatmadın ne yaşadığını. Sadece 'çok kötü Cemre, çok kötü dedin...'' Hıçkırıklarımı bastırmaya çalıştım. '' Neden kötü olduğunu söyleseydin, yaşadıklarını anlatsaydın belki sana beraber bir çözüm bulabilirdik.'' Buruklaştım. Yarım bir ağızla tebessüm ettim.
'' En azından deneyemez miydin? Bu kadar mı yaşamdan soğudun, bizden vazgeçebilecek kadar mı?.'' Bir an için dikkatim başka bir yöne evrildi. Ayak sesleri duydum. Biri sanki bana doğru geliyordu.
'' Anlatamazdı.'' Sesin geldiği yöne arkamı döndüm. Orta yaşlarda bir adamdı. Daha önce onu hiç görmemiştim. Mert ile ne ilişkisi vardı bilmiyordum. Belki de sadece buradan öylesine geçiyordu.
'' Siz kimsiniz?'' adam gülümsedi.
'' Mert'in üvey babasıyım.'' Ayağa kalkıp üzerimi silkeledim. Mert bana sadece annesi olduğunu, annesiyle beraber yaşadıklarını söylemişti. En azından öyle bildiğimi sanıyordum. Adama elimi uzattım.
'' Kusura bakmayın. Mert bana daha önce sizden hiç bahsetmemişti. Biraz şaşırdım.'' Adam gülümsedi.
'' Önemli değil kızım. Beni pek sevmezdi. O yüzden söylememiş olması normal.'' Gülümsemeye çalıştım ama adamda sezdiğim hoşuma gitmeyen şeyler vardı. Belki konuşması, belki görünüşü bilmiyorum. Gitmek için hareketlendim.
'' Ben gideyim. Siz biraz yalnız kalın.'' Adamın yanından gideceğim sırada bir anda kolumdan tuttu.
'' Mert sana başına geçen talihsiz olayı anlattı mı kızım?'' kızım kelimesini bastırarak söylemişti. Sanki beni sorguluyordu. Bir şey bilsem de bu adama hiçbir şey anlatmayacaktım. Gerçi bilmiyordum. Gene de adamın tavrı hiç hoşuma gitmemişti. Üstelik daha demin bana anlatamazdı diyen kendisi değil miydi?
'' Anlatmadı?'' rahatsız olduğumu belli eden bir bakış attım. Kolumu hala bırakmamıştı. Fark edip kolumu bıraktı. Başını kaşımaya başladı. Yüzündeki ifadeye bakılırsa rahatlamışa benziyordu.
'' Ah pardon yavrum. Heyecanlandım bir an sadece. Annesi söylemişti. Adın sanırım Cemre.'' Başımı salladım. Gitmek istiyordum buradan artık.
'' Sende Mert'e ait eşyalar var mı? Annesi soruyor. Oğlunun hiçbir eşyası dışarıda kalsın istemiyor.'' Yüzüme zoraki bir gülümseme yerleştirdim.
'' Ben başkası değilim efendim. Mehtap teyze beni yabancı olarak görseydi arardı diye düşünüyorum. Sonuçta numaram onda var. Üzgünüm ama benden eşya alamazsınız. İzninizle.'' Yanından geçtim. Sonunda kolumu tutamayacaktı.
'' Mehtap yakında oğlunun kalan eşyaları için seni arayacaktır Cemre, hoşça kal.'' Son bir şey söylemek için yeltendim.
'' Anlatamazdı derken neyi kastettiniz.'' Adam sahte bir gülüş sundu. Uzaktan bile sahteliği okunur vaziyetteydi.
'' Yakında öğreneceksin kızım.'' Kızım kelimesinden tiksinmiştim.
Mezarlığın çıkışına geldiğimde bir an için duraksadım. Karşımda gördüğüm adam duraksamama sebep oldu. Uzun boyluydu. Bana bakıyordu. Tanıdık birine bakar gibiydi, tanıdık eski birine...
Uzaklardan ses geldi. Gene o adamın sesi.
'' Aral oğlum sen mi geldin? Gel de kardeşinin mezarına su dökelim.'' Adının Aral olduğunu öğrendiğim çocuk bana bakarak tükürürcesine konuştu.
'' O herif benim kardeşim falan değil!'' sinirlendim. Her bir zerrem öfke kustu. Ölen sevgilimin arkasından bu şekilde konuşamazdı.
'' Nefret kusmak için mezarlıklar doğru bir yer değil.'' Tepkisiz kalmayı tercih etti. Daha fazla bu adama ve oğluna maruz kalamazdım. Gitmek için hareketlendim. O sırada, kolumdan tuttu. Kafamı yavaşça ona çevirdim. Bana boş gözlerle bakıyordu.
'' Sen ne yapmak için geldin buraya? Seni bırakıp giden birinin arkasından sevgi sözcükleri mi sıralayacaksın?'' gerildiğimi hissettim.
Kolumu hızla çektim. Yüzüne sert bir tokat attım.
'' Sen ne biliyorsun bizim hakkımızda. İlk kez karşılaştığım adam gelmiş bana ahkam kesiyor. Kimsin sen, kim!'' ufak bir tebessüm ettiğini gördüm.
'' O güya kardeşim dedikleri adam sürekli senden bahsediyordu. Tam bir ahmak. Sevmek en sahte olanı.'' Derin bir nefes alıp parmağımı göğsüne bastırdım.
'' Adın Aral ya da her neyse, Mert bugüne kadar senden bir kez bile bahsetmedi. Bahsin geçmedi. Gereksiz insanları sevmezdi. Şimdi anlıyorum ki onun hayatındaki en büyük gereksiz senmişsin. Şimdi nereye gidiyorsan siktir olup git! Burnunu da her yere sokma.'' Mezarlıktan çıktım. Yeteri kadar nefret dolmuştum. Bir anda arkamdan seslendi.
'' O adama güvenme. Ararsa da açma.'' Kimden bahsettiğini anlamıştım. Sorun bahsettiği kişinin babası olmasıydı.
'' Beni neden arasın?'' başını arkasına bana doğru çevirdi. Gene de yüzüme bakmıyordu.
'' Arayacaktır, açma.''
SELAM HERKESE. YENİ BİR HİKAYE, KURGU İLE KARŞINIZDAYIM. LÜTFEN DÜŞÜNCELERİNİZİ YORUMLARDA BELİRTİN. BEĞENİ VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM. SİZİ SEVİYORUM, HOŞÇAKALIN. YENİ BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE. SORULARINIZ OLURSA BANA İNSTAGRAM DAN ULAŞABİLİRSİNİZ.
İNSTAGRAM : SUDECELTİK8
THEBOOKSCUPCAKE