"Kızım kalk artık." Gelen sesi duyduğumda gözlerimi yavaşça açtım. Kafamı kapıya doğru çevirdiğimde annemin kızgın yüzüyle karşılaştım. Gözlerim kendi kendine kapanıyordu.
"Allahım delircem!" Diye bağırdı annem. "Kızım kalksana, derse geç kalıcaksın."
Demesiyle, Birden yataktan fırlayıp, telefonu elime aldım. Ve saat'e baktım. Saat 11.00'di derin bir nefes verdim ve telefonu annemin yüzene tutup işaret diliyle konuşmaya başladım.
"Daha saat on bir anne. Dersim on iki buçuk gibi başlayacak." Dedim. Sinirle anneme baktım.
"İyi gel kahvaltı et." Dedi. Umursamaz bir şekilde ve odadan çıktı.
Oflayarak yataktan kalktım. Banyo'ya girdim. Duş alıp, dişlerimi fırçaladım. Saçlarımı yavaşça tarıyor aynı zamanda aynada kendimi izliyordum. Derin bir iç çektim. Güzeldim herkes kadar fakat bu güzelliğin altında yarım bir dünya yatıyordu. Dünyamın içinde bağırıp çağırıyordum. Dışardan görülen ise sakin bir kadındı.
Banyodan çıkıp odama girdim. Giyinmek için kıyafet dolabımı açtım. Bol siyah kapşonlu kazağımı elime aldım, ve mavi bol pantolonumu alıp dolabı kapattım. Kıyafetlerimi giyip, etrafa bakındım. Pek dağınık biri değilimdir toplayacak eşyalarım yoktu. Çantamı her akşam düzenlerdim bu yüzden sadece yatağımı topladım, çantamı alıp, içine telefonumu koydum. Ve mutfağa gittim.
Mutfağa girdiğimde çayın mis kokusu etrafa yayılmıştı. Ve kızartılmış ekmek kokusu geliyordur burnuma,yüzümde büyük bir gülümseme oluştu.
"Banyoda ayağın kaydı düştün, öldün sandım." Dedi annem. "Neden bu kadar geç çıktın?" Hem konuşuyor hemde bana çay koyuyordu. Ellerimi kaldırıp bir şey demek istedim ama vazgeçtim. Keşke onunla daha rahat konuşma şeklim olsaydı. Bu biraz zor ve ağır geliyor.
Annemin yüzü düştü, gözlerini üzerime dikti. Yumuşak bir sesle;
"Bu hâlâ canını yakıyor değil mi?" Dedi annem beni anlamıştı, beni hep anlardı.
Kafamı aşağı yukarı "evet" anlamında salladım. Her ne kadar iyi gözüksemde canım çok yanıyordu. Çocukken sesimi kaybetmiştim. Üstünden on yıl geçse bile buna alışamadım. Kendimi yarım hissediyorum.
"Böyle yapmamalısın" Dedi annem. eğdiğim kafamı kaldırıp ona baktım. Arkama geçip bana sarıldı, saçlarımı öptü. "Biliyorum, canın yanıyor. Ama uzun zaman oldu artık kabul etmen gerekiyor" Dedi gözümden bir damla yaş aktı. O görmesin diye hızlıca sildim.
Karşıma geçip ellerimi tuttu. Ellerimi ondan kurtarıp "Yarım hissediyorum." Dedim.
"Nasıl?" Diye sordu.
"Herkes istedikleri gibi konuşuyor, bağırıyor ve gülüyorlar ben ise onları izliyorum." Dedim.
Annem sıkıca sarıldı. Genelde bunu pek konuşmazdık. Son günlerde fazla konuşur olduk. Çünkü ben çok yalnız hissediyordum. Kimse benimle arkadaş bile olmak istemiyordu. Hayatımda sadece bir kişi vardı. Beste, Bestem o olmasa muhtemelen daha çok mutsuz olurdum.
Annem geri çekilip gözyaşlarımı sildi. Birşey diyecek oldu ki o an da kapı çaldı. Derin bir iç çekti.
"Ben gidip kapıyı açayım." Dedi ve yanımdan ayrıldı.
Kapıyı açtığında onun sesi duyuldu. Beste'nin. Gözyaşlarımı hızlıca silip ayağa kalktım o anda ikiside mutfağa girdi. Gülümseyerek onlara baktım.
"Sanırım gitsek iyi olucak." Dedim. Siyah çantamı sırtıma taktım.
" Birşeyler yeseydiniz bari." Dedi annem.
"Aslında ben evde yedim ama sen kahvaltı etmediysen seni bekleyebilirim" Dedi Beste gülümseyerek kafamı iki yana salladım. Ne demek istediğimi anlayan Beste hemen koluma girdi. "O zaman tüm yakışıklıların bulunduğu okulumuza gidelim" dedi Beste. Annem gülmeye başladı.
"Hadi dikkatli gidin bari." Dedi
💞
Sırada oturmuş dersi dinliyordum. Bugün üç ders vardı, 2 ders bitmişti. Üçüncü bitmek üzereydi.Gözlerim Beste'ye doğru kaydı hâlâ uyuyordu. Bir ders ayakta kaldı ama diğer derslerde uyudu. Hoca dersi bitirip çıktı. Ben ise öylece Beste'ye bakıyordum. Ona bakarken benimde uykum gelmişti.
Bir ara "neden okula geliyorsun?" Diye sormuştum.
"Üniversite'ye okul diyeni ilk kez görüyorum" demişti. Somurtup ona bakmıştım.
"Eğitim veren, her yer okuldur." Demiştim. Daha fazla gülmüştü onunla birlikte bende gülmüştüm "cevabım?"
"Yok yazılmamak için geliyorum." Demişti. Anlamayarak ona bakmıştım.
"Sınavlarım iyi olsun yeter. Bir kaç ders uyanık kalıyorum ya yeter aaa..." Demişti.
Onu hafifçe dürttüm kafasını kaldırıp bana baktı. Sonra saat'e baktı. "Ders bitmiş." Dedi gülümseyerek. Kafamı salladım
"Hadi eve gidelim." Dedi yüzündeki gülümseme mutluluğunu gösteriyordu. Bende ona gülümsemiştim.
İkimizde bahçeye çıkmıştık ki Beste telefonu unuttuğunu fark etti. Onu beklememi söyledi ve okulun kapısına doğru koştu.
Etrafta göz gezdirdim. Oturacak bir yer aradım fakat her yerde öğrenciler vardı. Oflayarak okula doğru baktım umarım geç gelmez.
Cebimden kulaklığımı çıkardım. Diğerleriyle yüz göz olmak istemiyordum. Bazıları konuşamadığım için dalga geçiyor, bazıları daha konuşamadığımı bilmeyip de benimle sohbet etmeye çalışıyordu. Bundan sıkılmıştım. İnsanları duymamak için kulaklık takmayı tercih ediyordum. Kulaklığın tekini takmıştım ki biri koşarken bana çarptı. Sinirle ona doğru baktım, ve kulaklığım yere düştü.
"Özür dilerim!" Diye bağırdı ve koşarak uzaklaştı. Yere doğru baktım düşen kulaklığımı bulmak için.
"Bunu mu arıyorsun?" Sesin geldiği yöne doğru baktım. Gözleri, gözlerime denk geldi. Kaşlarım havaya kalktı. Çocuk gülümseyerek bana bakıyordu ben ise donmuş bir şekilde ona bakıyordum.
Çok yakışıklı.
Kendime gelip bana uzattığı eline baktım kulaklığım ondaydı. Kafamı aşağı yukarı salladım. Gülümseyerek kulaklığımı elime verdi.
"Sen sanırım kız kardeşimin arkadaşısın." Dedi kimden bahsediyordu beste'den mi? Anlamadığımı fark etti ki "Beste'den bahsediyorum kendisi kardeşim." Dedi.
Zaten daha kimden bahsedebilirdi ki? Bir tane arkadaşım vardı.
Birşey dememi bekliyordu biliyordum. Ama diyemedim. Konuşamıyordum, işaret dilini anlar mı?
"Sanırım fazla konuşkan değilsin." Dedi. "Adın nedir?" Şaşkınlıkla ona baktım şimdi ne dicektim. Bu şaşkınlığımı fark etti. Yüzündeki gülümseme soldu, kaşlarını çatıp bana baktı. Birşeyler demek için ellerimi kaldırdım. Bir umut anlar diye.
"Ben konuşamıyorum" Dedim. Canımı en fazla yakan cümleydi fakat bunu kimse bilmiyordu.
Yüzündeki ifade'den anlaşılıyordu beni anlamadığı. Gözlerini büyük bir hüzün kapladı. Başımı aşağı eğdim ağlamak istiyordum. Ama ağlayamazdım. Hiç sırası değildi.
"Deniz!" Diye bağırdı Beste. Koşarak gelip , ağabesine sarıldı. Ayrılıp, ikimize doğru baktı."noluyor ya niye üzgün görünüyorsunuz?" Diye sordu.
"Sanırım kardeşin benim konuşamadığımı bilmiyor" Dedim. Beste kardeşine doğru baktı.
"Üzgünüm Nil." Dedi " senin hakkında birşey bilmiyor."
"Sorun değil" Dedim. Beste gülümseyerek elimden tuttu.
"Neyse o kadar gelmiş sizi tanıştırayım" Dedi Beste. Kardeşini gösterdi "Bu ağabe'yim Deniz"
Deniz, ismini tekrar ettim. Aynı şekilde beni gösterdi.
"Buda benim herşeyim. Nil'im." Dedi.
Gülümseyerek elimi uzattım. Oda aynı şekilde karşılık verdi.
"Kusura bakma." Dedi "Bunu bilmiyordum. Yani konuşamadığını"
Konuşmak istedim ama yine yapamadım. Kafamı sallamakla yetindim. Beste'ye doğru baktım.
"Akşam olmadan eve gitsem iyi olur." Dedim.
"Tamam, iyi tatiller." Dedi. Yanlarından ayrıldım.
Kulaklığımı tekrardan taktım. Otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Mükemmel, bir hafta daha bitti. Bu haftada pek anlamlı geçmedi, son on yılda old
uğu gibi berbattı. Derin bir nefes aldım, ve gökyüzüne doğru baktım.
Merhaba, ben Nil ve buda benim hikayem...
