İçeriğe geç

Yaralı Rüzgâr

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Yaralı Rüzgâr

Bölüm 2

2 Bölüm

Helllü millettt naberrrrsinizzz

_________________________________

Kafayı yiyeceğim artık ona o kadar bırak beni demiştim ama sonumuz ise eşim olmadığı halde olduğunu söyleyen o adamın adamları tarafından kafama silah sıkma tehdit ile birlikte zorla arabaya binmek zorunda kalmıştık.

Karşımda oturan ikizlere dik dik bakmaktan artık benden bir tık tırstmışlar dı galiba " eğer siz gelip beni oyalama saydınız şimdi kaçmıştım , eğer size birşey olursa kurtaramam yani haberiniz olsun çünkü ahy neyse" sessiz bir şekilde uyarı amacıyla demiştim.

Bakışlarım kucağımdaki oğluma kaydı gözlerini kocaman açmış bir şekilde karşı da ki oturan ikizlere merakla bakıyordu, gelmiştik yani hapishanem olan yere adamlar inip kapıyı açmıştı ayağa kalkıp tam inecekken koruma elini uzatmıştı tutmam için güya düşmemi engellemek için bakışımı elinden çekip indim.

Arkamdan onlarda inmişti "hanımım sizi salonda bekliyorlar" demişti yanımdaki koruma " başka kimler var evde "diye sordum eve doğru yürürken "kız arkadaşı var yanında hanımım " dedikleri karşısında derin bir nefes çektim içime" şunların telefonlarını ver bir de silahlarını gizli bir şekilde"diyerek onu arkamda bıraktım ve kapıyı çaldım 1 dakika olmadan kapı açılmıştı eve adımı mı atmamla birlikte onların seslerini duymuştum "Dilan Alp'i odasını götürebilir misin " demiştim Alp'i kucağına verirken "tamam hanımım" onlar merdiven tarafına yönelirken ben de salona yöneldim .

İçeri girdiğim de Şilan denen kadın dehanın yüzünde ki yaralara pansuman yapıyordu . Deha ilk fark etti geldiğimi fark etmesiyle birlikte ayağa kalkması bir oldu "ah demek teşrif ettiniz sonunda eve Leyla hanım! " Her kelimesini bastıra bastıra söylemişti " inanır mısın deha gelmemeyi tercih ederdim " diyerek sözlerini noktaladım, ki bununla beraber Şilan hızla ayağa kalkıp "aşkım lütfen sakin ol bu hatsiz bilmiyor ne dediğini " hani kadın kadının yurduydu ya işte bu kadın tam olarak öyle değil yurdu yerine kurdu oluyordu maalesef. " Görüyor musun şu yüzümün halini ha sence bunu kim yaptı Leyla görüyor musun nelerle neden olduğunu baban yaptı oda yetmezmiş gibi " bunları derken bana doğru yaklaşıyordu bakışlarım belinde ki silah dikkatimi çekmişti oradan bakışlarımı çekip ona bakmıştım ve tam karşımda durmuştu.

"Seni benden alıcakmış güya görüyor musun "derken bi anda elini uzatmıştı bende bi adım arkaya atmıştım ki elini uzattı saçlarıma okşuyordu ki kafamın arka tarafına tam gelince eli sert bir şekilde tuttu saçlarımı "ne kadar da inanıyor dediğine asla ama asla seni benden alamazlar duyuyor musun beni hiç bir zaman " derken gözlerime bakarak demişti. Bunu şuan da yapmasam asla bir daha elime bir fırsat geçmeyecekti bir adım ona yaklaşıp silaha çaktırmadan elimi uzattım ve çekerken ona kafayı gömdüm burnuna ki , arkaya doğru sendeleyerek burnunu tuttumuştu.

kafasını kaldırıp bana bakmıştı elini burnuna çektiğinde kan aktığını görmüştüm Silahı ona doğrulttuğumda salonda olan bütün adamları bana silahların doğrusmuştu "sen nasıl-" demişti ki bana yaklaşan adamın bacağına isabet edecek şekilde sıktım. " bana bak şakam yok beni ve şu benimle birlikte gelen ve her nereye götürdüğün o iki adamla birlikte bu evden gelmemek üzere bırakırsın ya da-" demiştim ki " asla seni bırakmam hele de o adamlarla" yüzümde hafif bir tebessüm oldu "sen öylesan " diyerek elimi yukarı kaldırıp havaya bir tane sıktım " eğer çıkamasam senin cesedin çıkar o zaman buradan " tam sağ ayağına yukarısına sıkmıştım tereddüt etmeden

_______________

İkizlerden olan

Uluhan'nın gözünden

Evden biraz uzaklaşmıştı ki, Oğuzhan’la ikimiz bakışlarımızı ona çevirdik.

Tam o an Oğuzhan yüksek sesle, “Leyla!” diye seslendi.

Kadın irkilip bize baktı.

Yıllardır yüzünü aradığımız kişi… karşımızda, kucağında bebeğiyle.

Bir an yerimde donup kaldım.

Kadın hızlıca arkasını döndü, yürümeye başladı.

Yürümek değil, resmen kaçmaktı bu.

Araba kapısından çıkardığım ses onu daha da hızlandırdı.

Ben de peşinden yürüdüm ama Oğuzhan benden çok daha seri davrandı—kestirme olan taraftan ilerleyip onun önünü kapatmak niyetindeydi.

Leyla’nın nefesi hızlanıyordu, bebeği düşürmemek için kucağına yapışmıştı.

Baba diyebildiği adamın adam demeye bin şahit ister adamlarından sanmıştı bizi.

adamlarından kaçtığını tahmin etmek zor değildi; zaten o arabaya binmemiş olması yeterince açıktı.

Ben arkadan geliyordum, Leyla arada bir dönüp bana bakıyor, sonra daha da hızlı koşuyordu.

O rahat yürüyüşümü görünce gerildiğini görebiliyordum.

Ama bir anda durdu.

Durmadı aslında—bir şeye çarptı.

Bir duvara çarpmış gibi sendeledi.

Oğuzhan’ın yüzü tam karşısındaydı.

Leyla şokla,

“Sen… nasıl…”

diye mırıldandı.

Ben de o sırada yanlarına vardım.

Leyla şaşkınlıkla bir bana, bir Oğuzhan’a bakınca gözleri kocaman açıldı:

Nihayet ikiz olduğumuzu fark etmişti.

Bebeği korurcasına daha sıkı sardı kendine.

“Kimsiniz siz!” diye bağırdı bize.

Tam o anda iki araba hızla yanımızdan geçip biraz ileride durdu.

Bu görüntü hem onu hem bizi geren şeydi.

Bir an bile düşünmeden, Oğuzhan öne atılıp Leyla’yı kucağına aldı—bebeğe dikkat ederek.

Kadın çırpınmaya başladı.

“İndir beni aşağı!”

Oğuzhan duymuyormuş gibi davrandı.

Ben kaşlarımı kaldırdım; klasik Oğuzhan inadı.

Kadın iyice sinirlendi.

“Pişt! Kime diyorum ben ya!”

Oğuzhan bir kere bile durmadı, umursamaz görünüyordu ama ikimizi de tanıyan biri onun gerçekte nasıl titrediğini anlardı.

İşte tam o sırada—

Silah sesi patladı.

Korumalardan biri ateş etmişti.

Korumalardan biri bağırdı:

“Bırak kadını!”

Leyla’nın yüzü o yöne dönünce tamamen dondu.

Demek tanıyordu onları.

Kendine gelir gelmez tekrar bağırdı:

“Bırak beni!”

Oğuzhan’ın kaşları çatıldı.

Asla bırakmayacağını yüzüne bakınca anlamamak imkânsızdı.

“Yok öyle bir dünya,” dedi sertçe.

“Seni bulmuşken bırakmayız. Emin ol, zarar vermeyeceğiz. Sadece ait olduğun yere götüreceğiz.”

Leyla ne dediğimizi anlamıyordu, yüzünden belliydi.

Ben dişlerimi sıktım, arkamızdaki adamlara baktım.

Oğuzhan homurdandı:

“Şu siktiğimin adamları nerede kaldı?”

Ve Leyla ne kadar çırpınsa da, artık kollarımızdaydı.

Yıllar sonra.

/////////////////////

Araba'dan

Karşımızda oturan Leyla öyle dik dik bakıyordu ki, istemeden irkildim. Sanırım benle kardeşimin yüzüne böyle bakılmasından biraz tırs-mıştık.

Sessiz ama tehdit gibi duran bir sesle,

“Eğer siz beni oyalamaya saydınız, şimdi çoktan kaçmıştım. Size bir şey olursa da kurtaramam, haberiniz olsun… çünkü ah… neyse,” dedi.

Kucağındaki küçük çocuk da bize bakıyordu; gözleri kocamandı, merakla inceliyordu bizi. Leylanının bakışları çocuğa kayınca biz biraz nefes aldık.

Araç durdu. Adamlar kapıyı açtı. Leyla inecekken korumalardan biri elini uzattı, sanki düşmesin diye… ama Leyla onun elini umursamadı, hatta bakışını bile kaçırıp kendi indi.

Biz de arkasından indik.

Yanındaki koruma, “Hanımım, sizi salonda bekliyorlar,” dedi.

Leyla yürürken bir anda,

“Evde başka kim var?” diye sordu.

“Kız arkadaşı var yanında, hanımım.”

Leylanının yüzündeki nefes alma şekli bile değişti, derin nefes çekti içine. Ardından kısa ve net bir sesle, "şunların telefonlarını ver bir de silahlarını gizli bir şekilde” dedi fısıltı halinde ve bizi geride bırakıp yürüdü.

Zorlu bir şekilde evin arkasında ki deposuna kitlemişlerdi bizi resmen

Oğuzhan sinirle depodaki duvara bir tekme patlattı.

“Ula Uluhan… şimdi ne bok yiyeceğüüz? Adamlar bizi resmen kafese soktular haa!”

Ben omuz silktim, ama içim içimi yiyordu.

“Ula ne diyeyim… Leyla bizi görünce zaten kaçıyordu. Şimdi de getirdiler burda çürüyek diye.”

Oğuzhan homurdandı:

“Allah belanı versin Oğuz… keşke şunun önünü kesmeseydik. Ula Leyla deli çıktı! Hem bizi tanımadu, hem de bizi dövecek gibiydi!”

Tam o anda depo kapısının dışında ayak sesleri duyuldu.

İkimizde diken diken olduk.

Ben fısıldadım:

“Ula geliyor biri.”

Oğuzhan gerildi:

“Ha iyi… inşallah Deha’nın iti değildir de, biraz daha az dayak döverük.”

Kapı hafif aralandı.

Koruma kafasını içeri uzattı, nefes nefese:

“Beyler… hanımım dedi ki… bunu size gizli vereyim.”

Elini uzattı.

İki telefon.

İki silah.

Biz ikiz gibi aynı anda atılıp aldık.

Oğuzhan sinirle güldü:

“Ula helal olsun kadına… önce kafamızı esti diye kaçtı sanmıştık, meğer yardım ediyor haa!”

Koruma, korkuyla geri çekildi.

“Olanları bilmiyorum beyim ama… yukarıda Deha beyin yanında şu an. Biraz… gergin.”

Ben kaşlarımı kaldırdım:

“Gergin mi? Kadın Deha’nın suratını görünce sakin durmaz ki.”

Koruma yutkundu:

“Ben gidiyim… görünürsem sıkıntı olur.”

Adam daha cümlesini bitirmeden—

YUKARIDAN GÜRÜLTÜ PATLADI.

Bir kadın çığlığı.

Ardından bir erkek sesi.

Sonra—

PAT!!!

Silah sesi evin içini inletmişti.

Biz yerimizde zıpladık.

“Ula neydi o?!”

“Ula Leyla sıktı! Vallahi sıktı!”

Üst katta bağırış çağırış yükseldi.

Leyla'nın sesi tüm eve yayıldı:

“ÇEK ELİNİ! ELİNİ DOKUNMA DEDİM! BIRAK BENİ!”

Deha’nın sesi sinirli ama korkak:

“Leyla sakin ol! Sakin—”

GÜM!

Bir şey devrildi. Masaydı galiba.

Sonra Leyla tekrar bağırdı:

“Sakin OLAMAM! SENİN GİBİ ŞEREFSİZLE!”

Oğuzhan gözlerimi dikti:

“Ula Oğuz… bak dediydim sana… kadın delüdür diye…”

Ben yumruğumu sıktım:

“Delidir ama doğruya doğru… Deha’yı dövmek farzdır!”

Koruma kapının arkasından irkildi:

“Ben gidiyorum! Vallahi karışmam buna!”

Koşarak uzaklaştı.

Biz iki salak gibi depoda kala kaldık.

Yukarıdan bir mermi daha patladı:

PAT!

Ardından bir adamın çığlığı:

“Bacağıma sıktı! Ahh!”

Oğuzhan hemen telefonu açtı: bende elimde ki silahı kontrol ediyordum neyse ki mermi var dı

“Ula çabuk, Alparslan abiyi ara! Bu evde kıyamet kopacak!”

Ben “ara lan” diye bağırırken—

Üst kattaki son ses evi yerinden oynattı:

Leyla’nın çığlığı:

“BİR ADIM DAHA ATANIN GÖĞSÜNÜ DELERİM!”

Sonra bir PAT daha.

Sessizlik.

Ve Oğuzhan’ın kısık, panik dolu sesi:

“Ula bu kadın… Deha’ya sıktı ha…”

Oğuzhan titreyen parmaklarla telefonu tutuyordu.

“Ula abi… alo… aç, aç yaa!” diye bağırdı.

Telefon çaldı. Karşı taraftan o tok ve sert ses geldi:

“Ne oluyor lan? Neredesiniz siz?”

Oğuzhan nefes nefese, sesini yükselterek anlattı:

“Abi… Leyla’yı bulduk ama… evin içi savaş alanı! Deha ve adamları… üst katta çatışma var galiba! Leyla tek başına… biz depodayız, kilitli! Hemen gel, abi… yetiş!”

Ben ekledim, sinirle:

“Ula abi, ev mahvoluyor! Leyla üst katta delirdi, silahı patlatıyor! Deha neredeyse yere serilecek, biz de burada!”

Alparslan kısa bir sessizlik yaptı. Ardından sesi buz gibi ve keskin geldi:

“Tamam… yer atın bana. On dakikaya kapılarını açarım. Leyla’yı ve o çocukla birlikte kimseye dokundurtmam. Siz sadece Leyla ve çocuğu koruyun, tamam mı?”

Oğuzhan’ın yüzü rahatladı ama hâlâ titriyordu:

“Ula abi… vallahi hayatımız burda heba olacak! Kadın deli gibi sıkıyor adamalara ha…”

Ben omuz silktim:

“Ula Oğuz… şuna bak… eğer abi gelmezse, biz ölmüşüz ha!”

Alparslan sessiz kaldı, sonra kısa ve kararlı bir cümleyle bitirdi:

“Hazır olun… on dakika içinde buradayım. Kimseyi öldürmelerine izin vermeyeceğim.”

Telefon kapandı. Oğuzhan ve ben birbirimize baktık.

Depodaki sessizlik, yukarıdan gelen silah sesleri ve bağırışlar arasında iyice boğucu bir hal almıştı.

Oğuzhan dişlerini sıktı:

“Ula… şimdi kurtuluş başlıyor… Leyla’ya da bakmamız lazım. Abi gelince… bu evi yerle bir ederiz ha!”

Ben sinirle yumruğumu sıktım:

“Ula, doğru diyorsun! Hadi bakalım… bekleyip izleyecek halimiz yok!”

Ve ikimiz de, panik ve adrenalin içinde, kapıdan sarkan gölge ve yukarıdan gelen kaos seslerine rağmen harekete geçtik.

Depodan çıktık...

___________________________

Sizce nasıl bir bölümdüüü

Leyla hakkında ne düşünüyorsunuz

Ve bu ikizlerin hakkında da

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.