Yaralı Balerin )
Günlerden Salı...
rüzgarın ılık esintisi yaprakları uçuşturuyordu. Hafif bir yağmur vardı havada. Yağmur durdu, güneş saklandığı bulutun arkasından çıktı ve gökyüzünde tüm renkler buluştu.
Edebiyat öğretmeni, dersinin son dakikalarında ayağa kalktı. Durdu ve öğrencilerine etkileyici bir şekilde bakmaya başladı. Arkasına dönüp elindeki kağıda baktı ve öğrencilerine döndü tekrar
"Bu kağıtta neler yazıyor biliyor musunuz?"
Edebiyat öğretmeni en sevdiği öğrencisine baktı Öğrencisi cevap vermeyince önüne döndü ve konuşmaya başladı,
"Bir balerinin hikayesi. Bu hikayeyi duymak isteyen var mı?"
Sınıf mevcudu 20 idi ve 16 kişi elini kaldırmıştı.
"Tamam, bu hikayeyi duymak istediğinizden eminim. 1678 yılında bir balerin. Hayatını dansa adamış ve ritmi ile şahane bir dans tutkusuyla yaşıyordu. Kimsesizdi. 17 yaşındaydı ve çocuk yetiştirme yurdunda büyümüştü. Sorun şu ki kimse onunla ilgilenmiyordu. Sevgisizdi ve yalnızdı. Kimse onu keşfetmemişti. Ondaki ritmi ve tutkuyu kimse görmemişti. Gözleri yeterince parlaktı. Ama bu onu fark etmelerine yetmemişti. Çatıya çıktı ve herkesin onu görmesini istedi, parlamak istiyordu. Hem de ışıklar saçmak, küçük çocukların o minik gözlerinin hayranlıkla dolmasını istiyordu."
Öğrencilerden biri el kaldırdı.
"Onu fark ettiler mi peki? Onun parlayan gözleri, insanlara umut oldu mu?"
Öğretmen ona hayranlıkla baktı. Karşısındaki öğrencisinin masasına ellerini yaslayıp eğildi ve başını omzuna yatırdı. Öğrencisine bakmaya devam ederek kaşlarını kaldırdı.
"Hikayenin devamı merak mı ediyorsun?"
Öğrenci kafasını salladı.
"Evet, onun parlayan gözlerini herkesin görmesini istiyorum."
Öğretmen eğildiği sıradan kalktı ve doğruldu.
"kimsenin onu fark etmediğini anladığı zaman büyük bir umutla çatıya çıktı, gözleri gökyüzünün tonunda açık bir maviydi, gözleri gökyüzünden parlaktı. İnsanlar o kadar aptaldı ki onun intihar edeceğini düşünüyorlardı, endişeli mırıltılar mahalleyi sardı. Paris'te en uzun binanın tepesinde dikildi. Şahane ritmini insanlara sundu. İnsanların gözleri ilk kez umutla ışıklar saçıyordu. Küçük çocuklar ona aşkla bakıyordu, sevgiyle bakıyordu. Gökyüzüne sıçradı ve mükemmel dansını insanlara sergiledi."
Öğrencilerden biri hemen söze atladı,
"peki ya sonra ne oldu?"
Öğretmen gülümsedi. Bu, mutlu ve neşe dolu bir gülümseme değildi, aksine acı ve buruk bir gülümsemeydi.
"Düştü." dedi.
"Bazıları ona göz devirmişti, bazıları ise ıslık çalıp ellerini heyecanla çırpıyordu. İnsanlar düşerken onu dehşetle izlemişlerdi. O düşmüştü ama herkes mükemmel dansını görmüştü! Küçük çocukların gözleri parlamıştı umutla! Herkes fark etmişti onu! Görmüştü herkes! Ama biliyorsunuz ki, insanların değeri..."
Başka bir öğrenci ayağa kalktı ve konuştu,
"öldükten sonra anlaşılır..." Öğretmen başıyla onayladı. Öğretmenin gözleri açılmış, kaşları çatılmıştı. Öğrencisine bakıp konuşmaya başladı.
‘’Ama bir yanlışın var Bayan Violet. O ölmedi. Düştü ama ölmedi. Ruhu ölmüştü ama kendisi ölmemişti.’’
Açık olan saçlarını topuz şeklinde topladı. Gülümsüyordu. Hep gülümsüyordu. Sadece ve sadece… Gülüyordu! Öğrencilerden biri elini kaldırdı. Ayağa kalktı ve söz hakkı istedi. Öğretmen başıyla onayladı ve öğrenci sorusunu sordu.
‘’Peki Hocam, bu balerinin adı ne?’’ Öğretmen gülümsedi.
‘’Joyce Wizard (Coyz Vizırd)’’ dersle bağlantısı olmayan öğrenciler, kafalarını edebiyat öğretmenine çevirdiler. O kadar şaşkınlardı ki gözlerinden bu net bir şekilde okunuyordu. Birkaç kişi alayla güldü, bunun imkansız olduğunu düşündü. Bazıları da gerçekten büyüleyici ve hayranlıkla bakıyorlardı öğretmene.
‘’Ama Bayan Joyce! Biz 1867 yılındayız.’’ Öğretmen maskesini çıkardı ve öğrencilerine gülümsedi.
‘’Evet, biliyorum, her şeyin farkındayım. Bu hikaye benim hikayem. Benim yaşamım, benim hayatım, benim tutkum ve benim gözlerimi anlatıyor. O kız benim. Sizde bana hayranlıkla bakan küçük çocuklarsınız. Umutla, tutkuyla kalbi dolan benim. Heyecanla, aşkla, sevgiyle dolan da sizin kalbiniz. Dans eden benim, izleyen sizlersiniz.’’
Öğrenciler öğretmeninin sözlerinden etkilenmişti. Hayranlıkla bakıyorlardı ama bazıları ise göz devirmekle yetindi.
‘’Hocam, yaşınız kaç?’’ Öğrencilerden biri alayla gülerek ayağa kalktı ve sorusunu sordu.
‘’Ben 172 yaşındayım.’’ Öğrenciler güldü. Öğretmen de gülüyordu.
‘’Gülmek gençleştirir dediler bana. Bende güldüm hep.’’ Öğrenciler daha çok gülmeye başladı.