Okulun bahçesinde herkes yeni gelen çocuğu konuşuyordu: Aras. Yakışıklı, soğuk, konuşmuyordu bile. Herkes ona hayrandı ama o hiç kimseye bakmıyordu.
Defne, ağacın altında resim defteriyle oturuyordu — her zamanki gibi kalabalığın dışında. Elindeki kalemle gökyüzünü çiziyordu. Bir anda gölge düştü resmin üstüne. Başını kaldırdı: Aras, tam karşısında duruyordu.
—harkia Çiziyorsun… dedi, sesi alçak ve yumuşaktı. Çok güzel.
Defne şaşırdı, ne diyeceğini bilemedi:
— Teşekkür ederim.
Aras oturdu yanına, resme baktı uzun süre.
— Ben hiçbir şeyi bu kadar güzel çizemiyorum. Babam her zaman başarısız olduğumu söyler. Hiçbir şey yeterli değil ona göre.
Defne, o an anladı: Görünen o parlak, dokunulmaz çocuk da aslında yaralıydı.
— Yıldızlar bile bazen kırık görünür, dedi Defne. Ama yine de parlarlar.
O günden sonra ikisi her gün birlikteydi. Kimse anlamadı, ama onlar birbirlerinin en iyi sırdaşı oldular.