Salonda yankılanan keman sesleri, kanın damlayışını bastırıyordu. Keman önce usulca, ardından her yay darbesinde daha da şiddetle yükselerek çalıyordu. Melodi, acı ve dehşetin dansı gibiydi; her bir nota karanlık bir şehvetle salonda yankılanıyordu.
Nefes ve hıçkırıklar birbirine karışarak adeta tüyleri diken diken eden bir senfoniye dönüşüyordu. Acı dolu iniltiler, her bir darbede sanatçının ruhuna ulaşılamaz bir haz veriyor; her yay hareketiyle yüzüne sıçrayan kan, tuvaline sürülen boya gibi yüzünü kaplıyordu. Kemanı omzuna yerleştiriyor, yarattığı vahşeti zevkle izliyordu. Her darbede artan sesler, salonun duvarlarında yankılanıp duruyor, sessizliği delip geçiyordu.
Keman çalmaya devam etti. Ölümün ezgileri notalara işlenmişti; her bir nota, salonda dolaşan ruhları birer birer bedenlerinden koparıp alıyordu. Şiddetlenen keman, bir bıçak gibi yaraları derinleştiriyor, etleri parçalıyor, bedenlerde tek bir damla kan bırakmıyordu.
Son bir yay darbesi… Kemanın tiz, acı dolu çığlığıyla salon kan kırmızısına boyandı. Perdeler ağır ağır kapanırken, bir sessizlik çöktü. Ancak herkes biliyordu; asıl gösteri, perdeler kapandığında başlıyordu.
YARALAR SENFONİSİ’NE HOŞ GELDİNİZ!
Karanlık ve kan kokan bu oyuna hazır mısınız?