İçeriğe geç

YARA

Bölüm 2 · 4 dk okuma

YARA

Bölüm 2

GİRİŞ

Keman ve piyano sesleri eşliğinde çıkan uyumlu bir ses. Her nota bir ahenk, bir dans, bir adım. Bir kadının ve bir erkeğin ayak sesleri ve geçmişten gelen sesler. İkisi de birbirini tanıyordu aslında. İkisi de bilinmezliğin içinden gelmişti. İntikam ve acılar karşılıklıydı. Kadın etrafına bakıyordu. Arkasına baktığı anda adamı gördü. Adam ona nefretle bakıyordu. Adam kadına yavaş yavaş yaklaşmaya başlamıştı. Adam kadının tam önünde durduğunda kadın ondan korkmamış hatta yeşil gözlerini adamın mavi gözlerine dikmişti. “Bana bakmaya nasıl cesaret ediyorsun?” dedi adam. Kadın ise “Ben sana bakmaktan neden korkayım?” demişti. Adam kadının sesinden bile dahi rahatsız oluyordu. “Başına geleceklerini bile bile bu düğüne geldin.” demişti adam. Kadın ise “Başıma geleceklerden korkmuyorum aksine onlar korksun çünkü ben onların korkulu rüyaları olacağım. En çokta senin. Sana beni unutma demiştim. Ama sen ne yaptın? Söyle bana ne yaptın?! Unuttun, attın beni hayatından!” demişti kadın sinirle.

Adam kadını sinirlendirmekten zevk almıştı. Siniri bile hoşuna gidiyordu. Adam kadının dediklerine sırıtarak cevap vermişti ve yanından geçip gitmişti. Kadın bunları adamın yanına bırakma- yacaktı. Herkes müzik eşliğinde olacaklardan habersiz dans

ediyordu. Etraf şu anlık sakindi. Kim bilebilirdi ki bu düğünde bir hain olacağını.

Sonrasında olanların daha büyük kapanmayacak bir olaya sebebiyet vereceğini. Gelin ve damat en sonunda gelmişlerdi en mutlu günleriydi oysaki. Aile kararı olarak düğün ve nikah aynı anda olacaktı. Gelin ve damat onlar için ayrılan masaya geçtiler. Müzik şu an kesilmişti. Sadece kısık sesle hoş bir müzik veriliyordu bu an için. Nikah memuru tam konuşmaya başlayacaktı ki bir kurşun sesi her şeyi bozmuştu. Müzik kesilmiş ve kurşun sesleri artmıştı. Buranın bu hale geleceğini önceden bilenler vardı. O sırada elektrikler gitmişti. Kurşunlar cam bardaklara, masalara, camlara, korunamayan insanlara geliyordu. O sırada dışarıda ay ışığının altında üstü başı kan olmuş bir kadın vardı. Üstünde gri bir elbise vardı. Kadın tüm intikamı ve acısını bu ana saklamıştı.

Olanları keyifle izliyordu hatta kahkaha atıyordu. O sırada arkasından bir ses “Sen ne yaptın?” demişti hayret dolu sesle. Kadın arkasını döndü ve adama gülümsedi. “İntikam…” dedi kadın zevkle. “Benim vücut bulmuş halim.” kadın bunları derken adamın hayret dolu yüzüne gülümsüyordu. “Ben kazandım ve sen bu savaşı kaybettin.” demişti kadın. Adam ise ona “Bu

savaşı ne sen ne de ben kazandım. Bu savaşı ikimizde kaybettik.” demişti acı dolu bir sesle. Adam o kadına bir kez daha baktı. Tanıdığı eski kadın değildi. Sevgi yoktu gözlerinde, kin vardı. Merhamet yoktu vicdanında, acımasızlık vardı. Neşe dolu yüzünün ardında ne kadar büyük acılar ve yaralar saklamıştı.

Kadın “Nasıl yani?” diye sordu. Adam ise

“İntikamdan veya kandan gözün başka bir şey görmüyor değil mi? Bak bir etrafına. Bak!” diyerek en sonda bağırdı. “Nasıl kurtaracağım ben seni şimdi? Benim sevdiğim eski kadın nerede? En mutlu günü mahvedecek kadar merhametsiz biri mi oldu?” demişti. Adamın kadına karşı nefreti dahi kalmamıştı. Düşündü belki yapamaz

diye ama kadının ona karşı tek cevabı kahkaha atmak olmuştu sonra da ağlamak olmuştu.

Kahkahayla karışık ağlıyordu. “Kurtarmak öyle mi? Kurtarmak.” kadın adama alayla demişti bu cümleyi. “Lan ben ölüyorken sen neredeydin? Pardon dur söyleyeyim. Beyefendi yanıma geldi beni gördü ambulansı aradı ve kaçtı gitti. Ben mi merhametsizim?” kadın burnunu çekmişti. “Asıl merhametsiz olan sensin! Benim duygularımı çöpe atarak kaçan giden, benim içimdeki sana karşı iyi ve kötü duyguları öldüren sendin! Sana can çekişirken dedim ben sana bu son olmayacak kıyametin olacağım diye.” adam bıraktığı kadının bu hale geleceğini tahmin etmişti ama bu kadarını beklemiyordu.

Adam yıkılmıştı. “Değer miydi?” demişti adam. “Bu kadar olay çıkarmana değer miydi?” kadın adama sinirle bakmıştı. “Ne demek değer miydi?” demişti kadın.

“Yaptıklarının bir bedeli olmayacağını mı sandın?” kadının gözleri dolmuştu. “Ben acılar ve kan revan içinde kıvranırken sen beni terk ettin!” adam ise cevap olarak “Zorundaydım, seni o halinle bırakmak istemezdim ama zorundaydım!” kadın adamın cevabı ile delirmişti.

“Ne demek zorundaydım lan?” kadın sinirle gülmüştü. “Şimdi de kendini affettirmek için bu yalanı mı buldun ha söylesene!” kadın artık çıldırmış gibiydi.

Adamın göğsüne sertçe vurmaya başlamıştı. Adam bir anda kadının bileklerinden tutup onu durdurmuştu. “Dur artık! Dur!” bağırmıştı adam gür sesi ile. “Eğer sen bugün bunları yapmasaydın ben sana zaten olanları gösterecektim. Sana yemin ediyorum gösterecektim. Ama her şey için çok geç.” demişti adam çaresizlikle. Adam kendini ilk defa bu kadar çaresiz hissediyordu.

Adam kadını kurtarmak için çabalamıştı ve kadının bundan haberi dahi yoktu. Ve bugün olanlar adamın planları bozmuştu.

Kadın artık içinden her ne geçiyorsa sakinleşmiş bir hali vardı öyle görünüyordu. Sertçe bileklerini adamın ellerinden çektiği gibi adamın belindeki silaha uzandı ve aldı adamın tam kalbine doğru tuttu. Adam ise belinden yedek silahını çıkarıp kadının tam kafasına doğru tuttu.

Silahlar iki kişinin elindeydi. Biri intikam ile biri ise kin ile dolmuştu. Birbirlerine bakarken artık eski duyguları yoktu. Bir silah patlama sesi ve bir yığılış…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.