İçeriğe geç

Yâr-ı Bîkes / Bxb

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Yâr-ı Bîkes / Bxb

Bölüm 2

1 Bölüm

Korkuyordum. Hemde hayatımda hiç korkmadığım kadar. Bugün isteme ve nişan 2 gün sonraysa düğün vardı. Düğün alışverişine çıkılmış gerekli olan her şey alınmışdı. Bu süre boyunca Barlas ile hiç karşı karşıya gelmemişdik. Şimdiyse benimle konuşmak istediğini söyleyib beni bir pastaneye getirmişdi.

Öylece bekliyordum ne söyliceğini merak ediyordum. Ama aynı zamandada çok gergindim. 2 gün sonra benden 8 yaş büyük bu adamla evlenmek beni geriyordu.

Pastanedeki saat tıkırtısı bile nefesim kadar belirgindi. Gözlerimi yere dikmiş, ne söyliyeceğini bekliyordum. İçimde tarif edemediğim bir gerginlik vardı. Kalbim sanki yabancı bir yerde atıyordu.

Barlas boğazını temizleyip konuşmaya başladı.

"Arın... seni ilk gördüğümde bir şey oldu bana. Garip... ama gerçek. Gözlerin içime işledi. Sanki çoktan tanıyormuşum gibi... Sanki bu evlilik bir mecburiyet değilmiş gibi."

Başımı yavaşça kaldırdım, bakışlarımdan ne anladı bilmiyorum ama devam etti.

"Ben sana zarar vermeyeceğim. Söz veriyorum. Kimsenin seni incitmesine de izin vermem. Çünkü... seni korumak istiyorum. Her şeyden. Herkesten. Bir eş gibi değil sadece... yanında duracak biri gibi. Seni çok seveceğim, Arın. Olduğun gibi. Ne eksik, ne fazla."

Bir an nefesim durdu sanki. İçimde bir şey düğümlendi. Ne diyeceğimi bilemedim. Zaten bir şey de diyemezdim. Gözlerine baktım, kaçırdım. Ellerim dizimde kenetlendi.

İlk defa biri bana böyle bakmıştı.

Yutkundum. Boğazım düğüm düğümdü. Konuşamadım zaten, ama konuşabiliyor olsam bile... ne derdim bilmiyorum.

Kafamı hafifçe salladım. Ne "tamam" diyebildim, ne de "istemiyorum." İçimde fırtına vardı. Bir yanda korku, bir yanda da... ilk kez duyduğum bir sıcaklık.

Barlas bir şey daha söylemedi. Sadece bekledi. Sanki beni sıkıştırmak istemiyordu.

Ve ben... sadece öylece oturdum. Anlamaya çalışarak. Kafam karışıktı. Ama ilk kez, biraz olsun... yalnız hissetmiyordum.

Barlas garsona döndü, eliyle işaret edip konuştu:

"İki sütlaç getir. Üstü bol fındıklı olsun."

Ne dediğini duyunca kaşlarım hafifçe çatıldı. Şaşırmıştım. Bu kadar ciddi şeyler konuşulmuşken... şimdi tatlı mı söylüyordu?

O ise gayet sakindi. Sanki bu anın içinde, tatlı yemek de olması gerekendi. Üzerinde hiç kasıntı yoktu. Hatta gülümsüyordu biraz.

Kafamı hafif yana eğip yüzüne baktım. Gerçekten mi istiyordu? Bu kadar rahattı yani?

Ben bir şey diyemedim. Zaten diyemezdim. Ama içimden geçenleri yüzümden anlamış olmalı ki, başını çevirip masaya döndü.

Sütlaçlar geldiğinde önümüze kondu.Kaşığımı aldım. Ellerim titriyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum.

Tatlıdan bir kaşık aldım. Ağzıma götürdüm.

Tadı... yabancıydı. Ama kötü değildi. İçimi yakan bir şey de yoktu. Sadece tatlıydı. O kadar. ( Arının konuşamama sebebi küçükken sütlaçına zehir koymuşlar. Zehir ses tellerine zarar vermiş )

Barlas bir şey demedi. Acele etmedi. Yanımda oturuyordu sadece. Sessiz ama huzursuz etmeyen bir sessizlikte. Ben de sessizdim. Hep olduğum gibi.

Ama bu defa sessizlik boğucu değildi.

Birlikte tatlı yiyorduk. Sadece o an, başka bir şey düşünmeden.

O ânın içinde bir şey vardı. Anlamını tam koyamadığım... ama sıcak. Yeni.

Korkmuyordum demem yalan olur. Ama ilk defa, her şeyden kaçmak istemediğimi fark ettim.

Sütlaçları yedikden sonra kalkmışdık.

Eve vardığım da herkes koşuşturmaca içindeydi. İsteme hazırlıkları son hız devam ediyordu. Benim hayatım mahvolurken onlar kutlama yapıyordular.

Barlasın söyledikleri içimi biraz rahatlatsa da, yinede korkuyordum. Geleceğım alev alev yanıyordu.

İsteme anı:

Üzerime annemin zorlamasıyla beyaz bir elbise giyinmiştim ve şuan çok rahatsızdım. Karahanlılar gelmek üzreydiler. Barlasın dedikleri bir az da olsa içimi rahatlatmışdı. İlk defa biri beni koruyordu.

Araba seslerinden konağa yaklaştılarını anladım. Oturduğum koltuktan kalkıp kapının yanına gittim. Arkamdansa çok sevgili (!) ailem gelmişdi. Kapı çalındığında derin bir nefes alıb kapıyı açdım. İlk önce Mehmet ağa Salih ağanın babası. Sonra Salih ağa, eşi Zehra hanım ve 3 oğlu girmişdi. Ama barlas aralarında yoktu. Sırayla Barlasın amcaları, yengeleri ve kuzenleri geçmişdi içeri. En sondaysa Barlas görünmüşdü elinde bir papatya demeti vardı. Onu gördüğümde yüzümde bir gülümseme belirdi. Aynı gülümseme onun yüzündede vardı.

Aileler çoktan içeri geçmişdi. Kapının yanında sadece ben ve barlas kalmıştı. Elindeki buketi bana uzatarak şunu söyledi "Papatya, masumiyetin, saflığın ve temiz sevginin en zarif sembollerinden biridir. Aynı zamanda sadakati, sadeliği ve içten duyguları temsil eder. O yüzden de çoğu zaman çocukluk aşkları, ilkbaharın ferahlığı ve umut dolu başlangıçlarla bağdaştırılır. İzin ver benim sana duyduğum sevginin sembolü bu papatyalar olsun. Bizim aşkımızın çiçeği bu papatyalar olsun."

Barlas'ın elindeki papatyaları aldım. Parmaklarım istemsizce titredi, ama gözlerim... gözlerim onun gözlerinden bir an bile kaçamadı.

Bir şey demedim. Diyemezdim. Ama içimden bir fısıltı koptu: "Keşke duyabilsen beni..."

İçeri girmemiz gerekiyordu. Sessizce başımı salladım, bir "tamam" gibi. O da bir şey demedi. Yanıma geçti. Kapıyı kapattım.

İçeriye adım attığımızda gözler üzerimize çevrildi. Herkesin yüzünde bir başka ifade vardı. Kimisi hesapçı, kimisi umursamaz... Ama ben sadece onun yanındaydım.

Salona geçtiğimizde, annem hemen yanıma geldi. Gözlerinden beni hâlâ bir utanç gibi gördüğü belliydi. Oysa o an, belki de ilk kez... birazcık dik durmak istedim. Kendim için değil. O yanımda olduğu için.

İsteme gerçekleşti. Kuru kahveler içildi. Gelenekler tamamlandı. Ama içimdeki fırtına dinmedi. Her şey çok hızlıydı, çok karışıktı. Ama... Barlas'ın gözleri her şeyin içinden bir yol gibi geçiyordu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, odamda yalnızdım. Elimde papatyalarla pencerenin önünde oturuyordum. Papatyaların yapraklarına dokunurken içimden gelen duyguları yazmak istedim. Konuşamasam da, kalbim susmuyordu.

Defterimin bir köşesine titrek harflerle şunları yazdım:

> "Ben hep susarak yaşadım. Ama içimde kelimeler, bağırıyordu.

Bugün ilk kez biri sesimi duymaya çalıştı.

Beni değil, sessizliğimi sevmeye kalktı.

Beni eksik değil, tamam görmeye çalıştı.

İlk kez biri, kaçmak istediğim her şeyin elinden tuttu.

Korkuyorum, evet. Ama... belki de bu defa, korkarak sevmeyi öğreneceğim."

Yazdıklarımı okudum. Sonra yavaşça defteri kapattım. Papatyaları başucuma koydum. Ve o gece... ilk defa, kabus değil, bir hayal eşlik etti uykuma.

Barlas ve ben... bir uçurum kenarındaydık rüyamda. Aşağısı karanlıktı, ama o elimden tuttuğunda düşmekten korkmadım.

Sanki onunla düşmek bile... yalnız olmaktan daha güzeldi.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

3. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.