Ece, Suna'nın ne diyeceğini tahmin edebiliyordu. Bunun olmasını istemiyordu. Onunla daha konuşamadan o Ekin tarafından reddedilirse Ece nasıl onu teselli edebilirdi ki...
"Önce benim Suna'yla konuşmam gerekenler var!" Dedi Ece, Tuna'nın elini itti ve hızlıca sınıftan çıkıp çatıya gitti. Suna'yı tanıyordu. Ekin'i muhtemelen buraya getirmişti. Çatı onlar için başbaşa en rahat konuşabilecek yerdi.
Kapının kilitli olmadığını düşündüğü için kapıyı hızlıca açtı. Ama karşısında gördüğü şey karşısında ne diyeceğini bilememişti. Suna Ekin'i öpüyordu! İkisi kapının açılma sesiyle birbirinden ayrılmıştı.
"Ekin?" Diyebildi Ece gözlerinden yaşlar akmaya başlarken. Ekin onun sesini duymasıyla hemen arkasını döndü. Telaşla hemen Ece'nin yanına geldi. Kapıdan çıktı ve Suna duymasın diye arkasından kapattı kapıyı.
"Ece beni dinle göründ-"
Yaşadıklarını açıklamaya çalışırken sözü Ece tarafından kesildi.
"Neyi dinleyeceğim ya? Neyi dinleyeceğim?! Aslında Suna'yı sevdiğini ve duygularıma cevap vermeye bile tenezzül etmeden koşarak Suna'yı nasıl öptüğünü mü dinleyeceğim?" Dedi bağırarak. Kalbi paramparça olmuştu ve her bir parça ruhunu bir ok gibi delmişti. Eliyle göğsüne bastırdı ve bacakları titrediğinden olduğu yere çöktü. Sırtını duvara yaslayıp ağlamaya devam etti. Ekin de onun yanına oturdu.
"Hayır öyle bir şey yok Ece!" Dedi anlatmaya çalışırken. Ama kızın onu dinlemeye niyeti yok gibiydi.
"Öyle bir şey yok mu?" Dedi ve birkaç saniye düşündükten sonra aklına gelen şeyi söyledi. "Yani ayna içindi..." Dedi gözleri büyürken. Artık her şey daha anlamlıydı Ece'nin gözünde. "Dün yaptığın her şey şovunun bir parçasıydı demek! Sana karşı olan hislerimi anladın ve beni tuzağa düşürmek için yalanlar uydurdun... Bu zamana kadar benden hep 4-5 adım öndeydin... Ben ise hep kaybeden taraftım..." Dedi başını yere doğru eğerken.
"Hayır Ece! Hiçbir şeyi uydurmadım ve sen kaybeden filan değilsin!" Dedi ve kızın yüzünü eliyle kaldırdı. Diğer eliyle de kızın yüzüne dökülen saçlarını kulaklarının arkasına yerleştirdi.
"Ben senden hoşlanıyorum Ece..." Dedi kızın gözlerine bakarken. Ama kız ona inanmamıştı. Bunca şeyden sonra nasıl inanabilirdi ki? Onu yine kandırdığı belliydi.
"Sırf adımı söylemem için yapıyorsun değil mi?" Dedi Ece ve sinirle kahkaha attı. "İşte sana çok merak ettiğin adımı söyleyeyim! Adım Ece Naz Soydan! Girdiğim ayna da 1.Kat kızlar tuvaletinde... Ders başladıktan sonra buradan gidersin... Ben de aşk acımla başbaşa kalabilirim." Dedi bakışlarını Ekin'den çevirerek. Onun bu davranışına karşılık Ekin kıza sarıldı. Dün hissettiğinin aynısını bu sefer kız yaşıyordu. O kendisini nasıl iyi hissettirdiyse Ekin de aynısını kız için yapacaktı.
"Ne yapıyorsun? Gitsene!" Dedi Ece bağırarak. Çocuğu itmeye çalıştı ama pek işe yaradığı söylenemezdi.
"Sensiz hiçbir yere gitmiyorum Ece... Çünkü senden hoşlanıyorum... İnanmak istemiyorsun biliyorum ama gerçek bu! Sevmek kadar güçlü bir duygu değil, biliyorum. Ama sana karşı hislerim azımsanmayacak kadar çok..." Dedi Ece'nin saçlarını okşarken. Ece bir anda çırpınmayı bıraktı. Ekin hislerinde gerçekten samimi miydi? Yoksa Ece ona inanmak mı istiyordu?
"Eğer bu dediklerin gerçek ise Suna'yı neden öptün?" Dedi Ece soğuk bir sesle.
"Çatıya koşarak geldiğin için sesini duydu ve birden dudağıma yapıştı. Senin geleceğini tahmin etmiş olmalı..."
Ekin bu konuda haklı gibiydi. Sadece bu arkadaş grubunda çatının anahtarı vardı. Yani çatı da olan birinin Ece'nin geleceğini tahmin etmesi zor değildi. Hem Ece koşarak geldiklerinde adım seslerini çatıdan duyabildiklerini daha önceden fark etmişti. Eğer Ekin doğruları söylüyorsa Suna neden Ece'nin hislerini bile bile böyle yapmıştı ki? O an duygularının bencilliğine mi kapılmak istemişti yoksa?
"Artık birbirimizi üzmeyelim... Tamam mı?" Dedi Ekin ve Ece'nin saçlarına bir öpücük kondurdu. Ece onu kafasıyla onayladı ve Ekin'in ellerini tutup ayağa kalktı.
"Ben Suna'yla konuşmalıyım..." Dedi Ece, Ekin'in gözlerine bakarken. Gözleri ağlamaktan kızarmıştı. Ekin kızın gözyaşlarını sildi.
"İyi olacak mısın?"
"Evet... Olmak zorundayım..." Dedi ve kapıyı açıp içeri girdi. Daha öncesinden bu konuşmayı yapmadıkları için işler bu noktaya kadar gelmişti. Eninde sonunda bir yerde karşılaşıp konuşacaklardı zaten. Ertelemenin bir manası yoktu.
Suna bahçedeki öğrencileri izliyordu. İkisinden birinin geleceğini biliyor gibiydi. Kapı açıldığında kafasını o yöne çevirdi.
"Ben de senin gelmeni bekliyordum..." Dedi soğuk bir sesle. Ece'ye hiç böyle soğuk davranmamıştı Suna. Şimdiye kadar...
"Sanırım, ona inanmışsın..." Diye ekledi Ece'nin kızaran gözlerini fark ettiğinde. Ece her ne kadar Suna'nın cevabını duymak istemese de sesi titreyerek sordu.
"Neden? Neden hislerimi bile bile bunu yaptın bana?" Dedi gözyaşlarını tutmaya çalışırken. O, en güvendiği insanlardan biri olmasına rağmen Ece'nin hislerini yok sayarak hareket ediyordu. Bu Ece'nin canını fazlasıyla acıtıyordu.
Suna ise ifadesiz bir yüzle Ece'ye döndü.
"Çünkü ben de Ekin'i seviyorum... Sevgilin olduğunu söylediğinde doğal olarak ondan vazgeçmeyi düşündüm. Ama bunu yapamadım... Onu düşünmeden bir saniyemi geçiremedim... Bu yüzden ben de onun için savaşmaya karar verdim..." Dedi kararlılıkla.
"Sen ciddisin..." Dedi Ece şaşkınlıkla.
"Evet... Ciddiyim."
"Sana gerçekten inanamıyorum..." Dedi hayal kırıklığıyla Ece. Çocukluk arkadaşını artık tanıyamıyordu... Aşk gerçekten bir insanı bu kadar değiştirebilir miydi?





