İnsanlar ilk görüşte aşka inanmaz, ben ise tam tersi ilk görüşte aşkı tam on ikiden tutturup yaşamış ve hala bu platonik durumda sıkışmış bir şekilde cesaretimi bekliyorum. Daha onun adını bile bilmiyorum, yalnızca temmuzun birinde doğduğunu biliyorum çünkü ilk gördüğümde sahilde doğum gününü kutluyordu. O günden beri onu izliyorum. Tam 360 gündür onu izliyorum. Doğum gününe tam beş gün iki saat dört dakika kaldı. Abim benim delirdiğimi söylüyor ancak ben bu gün ona açılacağım saat tam 13.00' da ona çalışacağım. Tabii önce tanışacağım. umarım beni sever.
Boyum 162 cm, 52 kg vücut ağırlığım. Kahverengi gözlerim ve saçlarım var. Onun ise boyu 185 cm kilosunu bilmiyorum ancak 75 80 kg arasındadır diye düşünüyorum futbolu çok iyi, basketbolu da fena değil yaşı 22 Mcdonalds da çalışıyor ve her gün yüzümü görüyor iş çıkışlarında onu takip ediyorum.
Arada ben Işık. İki abim ile iki katlı villanın içinde yalnız başımıza yaşıyoruz. Ben doğar doğmaz annem lohusa depresyonuna girdi ve intihar etmiş. Babam beni hiç bir zaman istemedi çünkü kız olarak dünyaya geldim ve babam beni sevmesine rağmen hiç kendi çocuğuymuşum gibi sevmedi beni gelelim abilerime; Büyük abim Burak ve küçük abim Mutu. Hep beraber yaşıyoruz. Babam yaz boyu Amerika'ya iş gezisine gitti ben ve abilerim de Mersin Anamur da yaşıyorum. bu gün ona açılacak ve her şeyi itiraf edeceğim ancak ne diyecektim ki ;
"beyefendi ben sizi tam 360 gündür takip ediyorum sizi çok seviyorum izin verirseniz sevgili olalım sonra evlenelim 2 çocuğumuz olsun" mu diyecektim. Ben odamda mızmızlanırken içeri abim Burak içeri daldı "oooo kimler kimin hakkında konuşuyor acaba? Mutlu gel çabuk gel Işık'ın sevgilisi varmış evleneceklermiş ikide çocuk yapacaklarmış koş çabuk ol kız elden gidiyor. Koş GİTTİ GİTTİ LOŞ ÇABUK MUTLU" abin rüzgar gibi girdi ve ağzında bir şeyler gevelerdi sonrada çıktı. Burak abim yatağıma oturdu ve "kız sen büyüdün de sevilimi yapıyon he" sinirim bozuluyor ve içim sıkılıyordu koşarak ayağıma siyah converse ayakkabılarımı giydim siyah çantamı taktım ve hızlıca evden çıktım abim ardımdan gelmemişti, demek ki o da istiyordu benim sevgilimin olmasını istiyordu. Yolda tek olmak istemiyordum çünkü Mersin kadar bir şehirde tabi ki de ayyaşlar olacaktı ve ben onlarla tek başıma yüzleşemem o yüzden telefonumu çantamdan çıkarttım ve Melisa'yı aradım çaldı ve telefonu açtım ona, ondan bahsettim ve gelmeyi kabul etti. beş dakika sonra özel şoförümle birlikte mcdonald a gittik siparişi ben verdi ancak o çocuk orada değildi. biz yemeyi yedik ama hala ortalarda yoktu. Bir anda onun kovulmuş olabileceği aklıma geldi ve hızlıca kasiyerin yanına gittim ve ona "Hanım efendi acaba yeşil gözlü uzun boylu bir çalışanınız vardı ne oldu ona?" kadın beni baştan aşağı süzdü ve "Sevgilisi misiniz acaba" kadına baktım "evet sevgilisiyim acaba nerde kendisi?" kadın sert bir bakış attı ama "Temmuz bey izne çıktı ancak önümüzdeki hafta işe geri döner" dedi. Demek ki adı Temmuz'muş. Hızlı adımlarla Melisa'nın yanına gittim ve olanları anlattım oda şaşırmışa benzemiyordu ama eminim ki onunda içine bir kurt düşmüştü. Beynimdeki bütün hücreler harekete geçmiş onun nerede olduğunu düşünüyorlardı. Beynim iki dakikalığına bitkisel hayata geçti sonrasında Melisa beni yeniden uyandırınca Temmuzun adresini aldık ve evine gittik kalbim pıt pıt atmıyordu güm güm diye atıyordu kapı hafifçe aralandı açık yeşil gözlerini ve kumral saçlarını gördüm ve ona bakmayı sürdürdüm.
Onun yeşil ormanının içinde kaybolmaya çalıştım ama o konuştu, mırıldandı ama anlamadım Melisa benim yerime konuşuyordu ben ise onun gözlerine öyle odaklanmıştım ki gözlerim başka hiç bir şer görmüyordu...
Sanırım otuz saniye sonra Melisa beni dürttü ve Temmuzla tanıştım aslında o kadar kafadar bir tip ki tam benlik, hani derler ya tencere yuvarlanmış da kapağını bulmuş derler ya işte tam bu metaforda ilerliyorduk. Ama bir şey öğrendim...
Sanırım
Sanırım
Ben bir hata yapmıştım...


