İçeriğe geç

Yanlış Yerde Doğru Kişi

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Yanlış Yerde Doğru Kişi

Bölüm 1

GİRİŞ: HAYALLERİN BAŞLANGICI

Ben okuldan, ödevlerden, sınavlardan ve insanın enerjisini sömürmek için var olduğuna inandığım bütün sorumluluklardan nefret ederdim. Ama normal günlerde. Yani istemediğim ve istemek için bir nedenimin olmadığı zamanlarda.

Merhaba. Ben Efnan Caymaz. Ama şu an bunu sana söylemek için burwda değilim. Başlangıçtaki cümlelerimden ne olacağını anlamışsındır. Ama hayır, bu bir doğum günü, yeni bir iş, bir itiraf gibi bir şey değil. Yani düşündüğün her şeyi es geçerek bir kenara bırak ve beni dinle.

Bugün, hayatımdaki en önemli şey olacaktı. Ve ayrıca bu olacak şey, bütün her şeyi değiştirecekti.

Çünkü yarım saat sonra, ait olduğuma inandığım ve yapılan bunca şeyden sonra kesinlikle hak ettiğim yere gidiyordum;
Anka Spor Akademisi!

"Yaşanan bunca şey ne? " Dediğini duyar gibiyim.

Bunlar akademiye giriş sınavları. Evet, "ları" çünkü tam 3 TANE!
Bilgi sınavı, parkur ve beceri testi. Bence hepsi çok net anlaşılıyor ama yine de kısa bir açıklama yapayayım:

Bilgi testinde ana derslerin hepsinden 25-30 soru var. LGS'nin azıcık daha kolay hali gibi yani.

Parkur fiziksel dayanıklılığı test eden bir antrenmana benziyor. Bolca engel olan bir koşu sahası gibi. Zaten bu iki sınavı da başarıyla geçersen kabul edilmiş sayılırsın.

Sonuncusunda üç gün boyunca orada kalmak zorundasın. O üç gün içerisinde seni ve davranışlarını incelerler. Yani ilgi alanlarına, hayvanlar ile bağına ve fiziksel özelliklerine bakıp geçmişine bir göz atarlar.

Onların açıklamasına göre bütün bunlar, sana en uygun branşı seçmeleri için uyguladıkları yöntem.

Ve ayrıca evet, oraya gittiğinde istediğin bölüme seçilmeme gibi bir durum da var... Ama olsun. En azından orada okuyorsun. Bu da çok büyük bir şans!
Ve ayrıca, orası hayvanlara sürekli olarak ilgilenmek ve bakım yapmak için harika bir yer, çünkü Akademi, aynı zamanda yatılı bir okul.

Ve evet, hayvanlar da var! Hatta oradaki branşlardan biri binicilik!
Ve benim istediğim branşta tam olarak bu. Tabii bunlar sadece binicilik ile kalmıyor. Basketbol, voleybol, futbol, jimnastik, ritmik jimnastik, bale, buz pateni, okçuluk, hokey, buz hokeyi, dans, latin dansı, yüzme gibi daha birçok şey var.
Çok havalı değil mi!

Ve daha da havalı olan şey, ülkenin milli ve genel sporcularının çoğunun bu akademiden çıkmış olması!

Sanırım senin ile olan sessizlik içindeki huzurlu sohbetimiz şu anlık sona erdi çünkü nefret ettiğim alarmın tiz sesi, odanın sessizliğini öyle bir yarıp geçti ki gözlerimi açmaktan başka çarem kalmadı.

Evet, senin ile yeni uyanmış ve yataktan daha çıkmamış halde konuşuyordum ve alarm çalmamış olsa çok rahattım.

Üstümden yorganı fırlatırcasına attıktan sonra ayaklarımı yataktan aşağıya sarkıttım.

Uyku sersemliğim ile oturur pozisyonda beklerken anneannemin sesi bütün evde yankılandı:

"Efnan, kahvaltı hazır kuzum! "

Evet, annem ve babam değil, anneannem ve dedem. Babam ben hatırlayamadığım kadar küçükken vefat etmiş. Annemde bana tek başına bakamamış, yapamamış ve beni şu an olduğum eve bırakıp gitmiş.
En azından bana bu şekilde anlatıldı.

"Aç değil misin yoksa Efnan?"

Dedemin sesi kesinlikle uyarıydı. "Geliyorum!" diye sesimin izin verdiği kadar bağırıp üstüme bol mavi bir pantolon, beyaz bol bir crop geçirdim. Pembe kuvars bilekliğimi de takıp saçımı birkaç saniyede topladım. Rekorumu kırmış bile olabilirdim.

Koşarak odadan çıktıktan sonra kısacık koridoru geçip mutfağa ulaştım. Hatta az daha hızımı alamayıp masaya çarpacaktım ki masa benim gazabımdan zar zor kurtuldu.

Dedem kahvaltıya başlamıştı bile. Hiç bekler miydi ki zaten? İnsanlar yaşlandıkça huysuzlaşırmış ya, dedem bunun somut birer kanıtıydı işte. Bu yüzden de küçükken anneannem ve dedeme "nazik çiçek" ve "huysuz ama bir o kadar da değerli varlık" diye içimden hitap ediyordum. Ama bunu asla öğrenemeyecekler.

Anneannem ile beraber masaya otururken dedemin " Bugün özel bir gün, değil mi evlat? " Sorusuna büyük bir heves ve heyecan ile başımı sallayıp onaylarken bir yandan da ağızıma domates tıkmak ile meşguldüm. Canım anneannem "Boğulacaksın be yavrum!" Dese de onları pek dinlediğim söylenemezdi. Şu an benim için önemli olan tek şey, bir an önce kahvaltıyı bitirip, bavulumun kalan kısmını da hazırlayıp çıkmaktı.

İçimdeki melek taraf, " sakin ve yavaş ol. Bugün bir sakatlık çıkmamalı. " diyerek beni uyarırken şeytan, " hızlı olmalısın! Onlara değil, bir an önce işini bitirmeye odaklan! " diyerek beni teşvik ediyordu. Ben sanırım ikinci tarafı dinliyordum.
Ayrıca anneannem sağolsun, işim şu an çok zordu. O kadar çok şey yapmıştı ki! Ben tabii ki de bunların hepsini içerdiği fazla kalori yüzünden bitirmeyecektim ama işim git gide daha da zorlaşıyordu!

Kim anneanne yemeklerine karşı koyabilir ki?

Küçük bir düşünce fırtınasının sonunda, bu şekilde durmaya devam edersem geç kalacağım sonucuna vardığım için sandalyemden hızlıca kalktım.
Odama doğru koşar adım giderken arkadan dedem, "kızm, nereye gidiyorsun?" Diye saçma bir soru ortaya attı.

Hadi ama dede! Zaten çok belli değil mi?

Bense ona cevap vermeden yatağımın yanında duran ortalama boyutta, su yeşili bavulumu açtım.

Bavulun içinde sayısız kıyafet vardı. En üstüne örgü, koyu kırmızı bir kazak ekleyerek kapak kısmındaki fermuarlı bölmeyi açtım. Bu bölge hiç dolmamıştı. Ama orayı tıka basa doldurabilecek çok fazla eşyam vardı.

Dakikalar içerisinde de zaten orası saç bakım eşyaları, kişisel eşyalar, üç adet ortalama boydaki takı kutum, benim uğurlu saydığım eşyalar ve daha birçok şey ile tek bir açık yer bırakmadı.

Fermuarı çektikten sonra kapağı kapatıp bavulu dikey konuma getirdim.
Benim için ağır olmasına rağmen aynı zamanda fil, aynı zamanda çita gibi hissettirecek bir güç ve hızla bavulu evin kapısına taşıdım.

İki eylem birden gerçekleştirerek, kapıyı açarken, "Ben çıkıyorum! Taksi ile gideceğim! Zaten yirmi üç dakikalık yol! " Diye avazımın çıktığı kadar bağırmayı da ihmal etmedim.

Komşular daha uyanmadılarsa - ki uyanmadılarsa uyanmaları gerekiyor artık bi' zahmet, canıma da değsin - artık uyanmışlardı.

Yoldan geçen boş bir taksiye karşı elimi kaldırmamla taksinin önümde durması bir oldu. Hızlıca camından " bagajı açar mısınız? " diyip bavulu koydum. Kapağı hızlıca ittirip kapağı da onunla birlikte kapattım. Anında arka kapıyı açıp kendimi de içeriye attım. Derin nefesler alıp verirken hafifçe " Anka Spor Akademisi'ne lütfen. " dedim. Önümdeki abi ise direkt telefonuna sarılıp konumu açtı. Kısa saniyeler boyunca arabayı sürmeye hazırladıktan sonra hareket etmeye başladık.

Tahmini yirmi üç dakika içerisinde hayallerimdeki yerin tam önünde olacaktım. Bense biraz dinlenmem gerekirken, midemde uçan kelebekler sağolsun yerimde duramıyordum.
✧

Bölüm sonu

5 yorum