(Ertesi Gün – Okul Binası / Sabahın Erken Saatleri)
Hava henüz tam aydınlanmamıştı. Koridorlar bomboş ve sessizdi. Gece, sırt çantasının askılarını sıkıca tutmuş, müdür yardımcısının kapısının önünde bir sağa bir sola volta atıyordu.
Merdivenlerden gelen ayak sesleriyle irkildi. Gelen Poyraz’dı. Elinde iki bardak sıcak çay ve yüzünde yine o umursamaz gülümseme vardı.
Gece: Nerede kaldın sen?! Kalpten gidecektim burada! Temizlikçi teyze az önce alt kattaydı, her an yukarı çıkabilir!
Poyraz: Sakin ol şampiyon, çay aldım işte. Soğukta beklerken için ısınsın diye.
Gece: Çay mı?! Poyraz biz burada operasyon yapıyoruz, sen çay keyfi mi düşünüyorsun?!
Poyraz: Panik yapınca çirkinleşiyorsun Kötü Kız. Şimdi beni iyi dinle.
Poyraz elindeki çay bardağını Gece’ye uzatıp kapının kilit mekanizmasına doğru eğildi. Cebinden çıkardığı ince bir metal klipsi kilit deliğine soktu.
Gece: Yok artık... Sen kilit açmayı da mı biliyorsun? Sen cidden ne tür bir belasın?
Poyraz: Çocukluğumda çok fazla macera filmi izledim diyelim. Ayrıca o kapı tam kilitli değil, sadece mandalı takılı.
Çıt diye küçük bir ses duyuldu. Poyraz kapıyı hafifçe aralayıp içeri göz attı, sonra Gece’ye dönüp eliyle "gel" işareti yaptı. İçeri süzüldüler.
Oda yarı karanlıktı. Masanın üzerinde yığılı dosyalar ve sandalye arkalığında asılı duran o meşhur okul ceketi görünüyordu.
Gece: İşte orada! Ceket orada!
Gece hızla cekete doğru atıldı ama Poyraz birden kolundan tutup onu durdurdu.
Poyraz: Dur, sazan gibi atlama. Ceketi alıp çıkarsak yokluğunu anlarlar. Sadece cebindeki etiket kısmını keseceğiz.
Poyraz cebinden çıkardığı küçük bir maket bıçağıyla ceketin iç cebindeki isim etiketini dikkatlice kesti ve kendi cebine attı.
Tam o sırada koridordan yankılanan sert adım sesleri duyuldu. Birisi anahtarlık şıngırtısıyla birlikte müdür yardımcısının odasına doğru yaklaşıyordu!
Gece: (Fısıltıyla) Geliyor... Mahvolduk Poyraz!
Poyraz hiç tereddüt etmeden Gece’yi belinden yakaladı ve masanın arkasındaki büyük ahşap dolabın içine doğru çekti. Kapıyı üzerlerine kapatıp Gece’nin ağzını eliyle kapattı.
Dolabın içi karanlık ve dardı. Birbirlerine o kadar yakınlardı ki Gece, Poyraz’ın nefesini kendi yüzünde hissedebiliyordu. Poyraz’ın elinin sıcaklığı dudaklarındayken, Gece’nin kalbi güm güm vuruyordu. Poyraz başını Gece’ye biraz daha yaklaştırdı, gözlerinin içine baktı ve diğer elinin işaret parmağını kendi dudaklarına götürerek "sessiz ol" işareti yaptı.
Odanın kapısı gıcırtıyla açıldı. Adım sesleri masaya kadar geldi. Birkaç dosya hışırtısından sonra kapı tekrar kapandı ve kilitlendi.
İçeride yeniden derin bir sessizlik hâkim oldu.
Dolabın kapısını hafifçe aralayan Poyraz, dışarının güvenli olduğunu görünce derin bir nefes verdi. Elini Gece’nin ağzından çekti ama belindeki elini çekmekte birkaç saniye gecikti.
Poyraz: Nefes alabilirsin artık Kötü Kız. Yaşıyoruz.
Gece göğsüne inip kalkan nefesini düzeltmeye çalışırken Poyraz’ın gözlerine baktı. O an aralarındaki çekim o kadar belirgindi ki ikisi de bir an için ne söyleyeceğini bilemedi.
Gece kendini toparlayıp Poyraz’ı hafifçe itti.
Gece: Tamam... Tamam, çekil artık. Kurtulduk mu şimdi?
Poyraz kapıyı tamamen açıp dışarı çıkarken sırıttı, ama bu seferki gülümsemesinde farklı, daha yumuşak bir şey vardı.
Poyraz: Etiket cebimde. Efe bugün sadece biraz azar işitir, kimse de bir şey kanıtlayamaz.
İkisi pencereden havalandırma boşluğuna açılan küçük kapıdan arka bahçeye çıktıklarında hava aydınlanmıştı.
Gece telefonunu çıkardı.
Gece: Yine de... Teşekkür ederim. Yani... Beni bu işten çıkardığın için.
Poyraz telefonunu cebinden çıkarıp hızla bir şeyler yazdı. Gece’nin cebi titredi.
Poyraz: Rica ederim Kötü Kız. Ama unutma, artık bana bir can borcun var.
Gece: Yine mi borç?! Sen hiç karşılıksız bir şey yapmaz mısın?!
Poyraz: Asla. Yarın hafta sonu. Borcunu ödemek için benimle sahildeki kafede bir kahve içeceksin. Bu sefer şantaj yok, davet var.
Gece ekrana baktı, sonra Poyraz’ın arkasını dönüp okula doğru yürüyüşünü izledi. Yüzünde engel olamadığı küçük bir tebessüm belirdi.
Gece: Tamam. Ama kahveler senden!