İçeriğe geç

Yanlış Nikah

Bölüm 44 · 2 dk okuma

Yanlış Nikah

Bölüm 44

44. Bölüm

Yoğun bakım kapısının önünde sessizce oturuyorlardı. Ceren hâlâ karnına dokunmuştu, Elay yanında onu yalnız bırakmıyordu. Sessizliği bir ayakkabı sesi böldü. Koridorun ucunda bir kadın belirdi. Sert adımlarla ilerledi. Gözleri doluydu ama bakışı buz gibiydi. Ceren’in yüreği bir anda sıkıştı. Kadını tanımıştı. Kaan’ın annesi, Nermin Kalender. > “Senin ne işin var burada?” dedi Nermin, sesi keskin ve kararlıydı. Ceren hemen ayağa kalktı. Elay da onun yanına geçti. > “Ben… Kaan için… başından beri buradayım…” dedi Ceren kısık sesle. Nermin bir adım daha yaklaştı. > “Tam da bu yüzden oğlum ölüm döşeğinde! Senin yüzünden Ceren! Senin yanında olmaya başladı, hayatı altüst oldu!” Ceren’in gözleri doldu. Başını eğdi, hiçbir şey söyleyemedi. Elay hemen araya girdi. > “Bakın, şu an suçlayacak birini aramanızın zamanı değil. Kaan’ın yanında olan tek kişi Ceren’di. Sizin değil!” dedi sert bir tonla. Nermin kaşlarını çattı. > “Ben oğlumu düşünüyorum. Onun geleceğini. Bu kızdan ne hayır gelir? Ne olduğunu bilmiyoruz bile, belki o gece kaza bile değildi!” Ceren bu sözlerle bir adım geri çekildi. Elleri karnına gitti, içgüdüsel olarak korudu onu. Elay ise dik durdu. > “Eğer burada kaos yaratacaksanız, çıkın. Çünkü Ceren bu durumda hem Kaan için, hem başka biri için savaş veriyor.” Nermin şaşkınlıkla baktı. > “Başka biri mi?” Elay duraksadı ama Ceren hemen araya girdi. > “Hayır… bir şey yok. Sadece… çok yorgunum…” Ceren hemen uzaklaşmak istedi. Elay onunla birlikte asansöre yöneldi. Kalpleri kırılmıştı. Ama bir karar almıştı Ceren. Kaan uyanmadan önce bu çocuk için güçlü olmalıydı. Asansörden çıkıp hastanenin arka bahçesine geçtiler. Sessizlik bir süre sürdü. Ceren, ellerini karnına koymuş, derin derin nefes alıyordu. Elay ise onun hemen yanındaydı. Rüzgâr hafifçe yüzlerine vuruyordu. Sonunda Ceren konuştu, sesi neredeyse bir fısıltı gibiydi: > “Elay… ya ben bu işi yapamazsam?” Elay döndü ona baktı. Ceren’in gözlerinde korku, belirsizlik ve çaresizlik vardı. > “Ben… ben iyi bir anne olamam Elay. Kaan’ı bile tam tutamamışken… nasıl bir bebeği tutacağım? Nasıl koruyacağım? Nasıl büyüteceğim onu?” Elay hemen elini tuttu. > “Ceren… kimse anneliğe hazır doğmuyor. Kimse ‘mükemmel’ olmuyor. Ama sen… şu anda bile onun için endişeleniyorsun. Bu bile ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.” Ceren başını iki yana salladı, gözyaşları tekrar süzüldü: > “Ama korkuyorum. Çok korkuyorum. Hem onu kaybetmekten… hem de bir gün onun gözlerine bakıp, ‘ben yetemedim’ demekten.” Bir anda Elay kucakladı onu. Sımsıkı sarıldı. > “Yetiyorsun Ceren. Yetiyorsun. Ve yetmeye de devam edeceksin. Çünkü sen içinden geçen her şeyi hissediyorsun. Çünkü seviyorsun… daha doğmadan seviyorsun onu.” Ceren gözlerini kapattı, elleri hâlâ karnında. > “Kaan’a bunu söylemeye korkuyorum. Ya sevinmezse… ya bana kırılırsa… ya gitmek isterse?” Elay bir adım geri çekildi, gözlerine baktı. > “Senin yanından mı gidecek? Kaan seni seviyor. O bebek onun için dünyadaki en güzel şey olacak. Ama sen hazır hissetmiyorsan, söylemek için doğru anı bekle. Eve dönünce anlat. Kaan iyileşince… kalbiyle duysun bu haberi.” Ceren bir kez daha başını eğdi. Ve ilk kez… hafif bir tebessüm oluştu dudaklarında. > “Tamam… ama onun kalbi attığında, bizimki de atmıştı. Belki de biz, üç kalpli bir aşk yaşıyoruzdur…" Elay da hafifçe güldü. “Aynen öyle… üç kalpli bir mucize.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.