Sınıf hâlâ yerindeydi ama Elif artık orada gibi hissetmiyordu.
Kaan'ın yanından çekilmesinden sonra bile o an zihninden gitmemişti. Sanki sınıfa geri dönmüşlerdi ama konuşma hâlâ devam ediyordu.
Ece hafifçe Elif'e döndü.
"Elif... iyi misin?"
Elif başını salladı ama bu "evet" değildi.
"Bilmiyorum..." dedi kısık sesle.
Ece kaşlarını çattı.
"Bu normal bir konuşma değildi."
Elif cevap vermedi.
Çünkü bunu inkâr edemiyordu.
---
Kaan sınıfın diğer tarafına geçmişti.
Ama arada mesafe olmasına rağmen Elif hâlâ onu hissediyordu.
Sanki bakmasa bile oradaydı.
Ece defterini kapattı.
"Bak," dedi, "o çocuk bir şey biliyor gibi konuşuyor."
Elif başını kaldırdı.
"Ne biliyor olabilir ki?"
Ece omuz silkti.
"Bilmiyorum... ama sanki sadece mesajı değil, seni de okumuş gibi."
Bu cümle Elif'in içinde küçük bir ürperti bıraktı.
---
Elif istemsizce tekrar Kaan'a baktı.
O an Kaan da başını kaldırdı.
Bakışları tekrar çarpıştı.
Ama bu sefer kısa değildi.
Ne bir kaçış vardı ne de tesadüf.
Elif hemen gözlerini kaçırdı.
Ama geç kalmıştı.
---
Ders arasında Kaan aniden ayağa kalktı.
Sınıftan çıkacaktı.
Ama kapıya gitmeden önce durdu.
Ve konuştu.
Bu sefer sınıfa değil... Elif'e.
"Sen hep yanlışlık mı dersin?"
Sesi sakindi.
Ama herkes duyacak kadar netti.
Sınıfta birkaç kişi döndü.
Elif dondu.
Ece hemen eğildi.
"Elif..."
Ama Elif cevap veremedi.
Kaan devam etmedi.
Sadece baktı.
Sonra çıktı.
---
Sınıfta sesler tekrar başladı ama Elif için hiçbir şey eski gibi değildi.
Çünkü artık mesele mesaj değildi.
Kaan, onun "yanlışlık" dediği şeyi unutmuş gibi görünmüyordu.
Ve bu... en kötü kısımdı.
Ece fısıldadı:
"Bu çocuk bırakmayacak."
Elif yavaşça başını salladı.
Ve ilk kez içinden şunu geçirdi:
"Ben de kaçamayacağım." dedi.



