Otoparkta arabayı yeni çalıştırmıştım. Tam hareket edecekken, görünüşünden dilenci olduğunu sandığım bir adam cama yaklaşıp açmamı işaret etti. Oralı olmadım. O yaklaştıkça ben de arabayı bir lastik boyu kadar ileri aldım. Bu kayıtsızlığıma sinirlenerek elini kaportaya indirdi; tok bir ses yankılandı.
O an içimde kör bir öfke kabardı. Kan beynime sıçradı. Bir yanım 'dur, sakin ol' derken, diğer yanım bu dürtüyü dizginlemekte zorlanıyordu. Ayaklarım gazla fren arasında gidip gelirken, araç kendi halinde ağır ağır ilerledi. Bu iç savaş belki elli metre sürdü. Sonra tarafımı seçtim: Dönecek ve o adamın ağzını burnunu kıracaktım.
Arabayı ilk bulduğum boşluğa çekip indim. Adımlarım sertti. Adama doğru kararlılıkla yürüdüm. O, benden sonra başka bir aracın camına yanaşmıştı. Garip bir sükunetle, dilenme seansının bitmesini bekledim. Elim cebimdeydi. Arabadan inerken tedbiren aldığım tornavidanın soğuk metalini hissediyordum.
Diğer araç uzaklaşınca yanına dikildim. İç sesim, “Soru sorma, sadece gününü göster!” diye kükrüyordu. O sesi bastırmayı başardım. Sakin görünmeye çalışarak sordum:
— Kardeş, az önce arabama neden vurdun?
Adam cevap verdi: “Sen beni küçümsedin, aşağıladın.” Bunu söylerken sesi titredi. Gözlerine baktığımda öfke değil, derin bir kırgınlık gördüm. O an, o adamın jestlerinde, mimiklerinde, çökmüş beden dilinde bir ömürlük birikimi okudum: pişmanlığı, hayata küskünlüğü, çocukluk yaralarını ve içine akıttığı gözyaşlarını.
O cümlenin arkasında, o kirli sakalın ve öfkeli maskenin altında bir çocuk bağırıyordu sanki: “Kendimi çok değersiz hissediyorum. Sadece var olduğum için sevilmeye ve değer görmeye ihtiyacım var.” Adamın bu çıplak çaresizliğini görmek, tüm gücümü emdi. Saldırganlığım buharlaştı. Saldırmak bir yana, ona karşı derin, içten bir şefkat hissettim.
Bu şefkat sadece ona değil, o an insana, insanlığa karşı kabaran bir histi. Ona aşağılık muamelesi yapmak gibi bir niyet taşımadığı söyledim.Bilemiyorum, belki de söylemek zorunda kaldım. Ama bunu duyunca omuzları düştü, rahatladı. Aramızdaki o elektrikli gerilim tamamen dağıldı. Başına gelenleri anlatmaya başladı ama benim gerçekten gitmem gerekiyordu. Söylediklerinin ne kadarı doğruydu, umurumda değildi. Ben sadece şaşkındım. Az önce ağzını burnunu kırmak için geldiğim bir adama karşı içimde kabaran bu yardım etme isteğinin, bu insani bağın, nasıl saniyeler içinde doğabildiğine şaşırıyordum.