İçeriğe geç

Yanık Kalp

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Yanık Kalp

Bölüm 1

Giriş

''Ben onun başlangıcıydım, o ise benim sonum.''

🌑🌑🌑🌑🌑

Adım attığımda yerin de aynı anda titrediğini hissettim. Nereye gittiğimi dahi bilmeyerek yürüyordum yeşiller dolu ormanda. Hem belki beni aileme götürüdü adımlarım, kim bilir?

Gözüm bulanıklaşmaya başlarken git gide korkuyordum ve aynı zamanda kaybolduğumu hissediyordum. Annem ile babam artık beni bulmalıydı yoksa hiç değilse korkudan ölebilirdim. Hiçbir zaman ölmekten korkan pısırık kızlardan olmamıştım ama açıkçası böyle de ölmek istemezdim. Ayaklarım öne giderken aslında zihnimde geriye gidiyordu. Gitmek istemediğim yollardan gitmem için beynim beni yönetiyordu sanki.

Hayvanların bile bulunmadığı ormanda benim ne işim olabilirdi ki?

İlerlerken üstümün değiştini, bedenimde benim olmayan ince beyaz elbise olduğunu ve kızıl saçlarımda ise kanlar olduğunu fark ettim. Kül yeşili gözlerimin kan çanağı olduğunu hissediyordum ama elden bir şey gelmiyordu.

Beni durduran şey kalın metalik ses oldu.

''Benimle olan minik oyuna hazır mısın Astrid?''

Astrid... İlahi güzellik...

***

''İlya!''

Kordidorda giydiğim topuklularla yürürken arkamdaki sesle hiç sakin olmayan bir tavırla geriye doğru döndüm. ''Kaç defa söyleyeceğim iş yerinde bana adımla hitap etme diye? Unut artık İlya yok, ben Astrid'im.''

''Sahte kimliğinle ilgilenmiyorum İlya. Sen İlya'sın ve her zaman öyle kalacaksın.'' dedi karşıma geçerken. Eliyle kolumu sakince tuttu ve beni iyice kendine çevirdi. Konuşmaya başlayacağında sözünü kestim.

''Yunus uzatma yine lütfen. Görev varsa kısa ve net şekilde açıkla da gideyim hemen.'' dediğimde yüzüme bakarak iç çekti. Konuşmaya başlarken kolumu bıraktı.''Görev olduğu doğru ama daha bana da söylenmedi, yarın akşam bir yemek hazırlanacakmış ve yemekte üstlerimiz görevini orda bildireceklermiş.'' kafamı onaylarcasına salladığımda ikizimde yata yürümeye başladık.

Yeni bir görevi atlatmıştım ve üstlerim daha 13 yıl olmasına rağmen en iyi ajanlardan olduğum söylerler. Haksızlar da diyemem.

Hiçbir zaman öyle üst düzey egoist biri olmamıştım ama kendi hakkını yiyen biri de hiç olmamıştım.

Açıkça söylenmesi gerekirse en iyisiydim.

Bitirdiğim görev ise pislik adamın tekini iflas ettirmekti. Zamanında çocukların üstünden çok fazla kumar oynamış birisiydi bende yaptığım şeyden son derece memnundum. Ben paketlemiştim Yunus kendi yöntemleriyle adamı konuşturmuştu.

Bu yata da görev bitimini kutlamak için gelmiştik. Normal de bu kutlamaları sevmediğimden gelmezdim ama bu gece Yunus'un zoruyla gelmek zorunda kalmıştım.

İçeri girdiğimizde gözler bana dönmüştü, genel olarak herkes beni tanıyordu ama doğru düzgün kutlamalara gelmediğimden herkes şaşırmıştı. Üstümde dar, derin göğüs detaylı, kum saati vücudumu öne çıkaracak kan kırmızısı elbise vardı. Evet farkındayım çok iddalı bir elbise ama zaten iddalı olmak benim genlerimde var.

Kızıl saçlarımı hafif dalgalandırıp, dudaklarıma da koyu kırmızı bir ruj sürmemle buradaki tüm kadınlara taş çıkarırdım.

Yanıma hızlı adımlarla gelen Ayda'ya takıldı yeşil irislerim. Kolunu hemen belime sarıp sıkı sıkı sarmalamıştı anında beni.

Ayda, benim kız kardeşim gibi gördüğüm, melek gibi sarı saçları, mavi gözleriyle herkesin dibini düşürdüğü en yakınımdı. Tek ailemdi.

''İlya! Hoş geldin, geleceğini düşünmüyordum.'' bana İlya diye seslenilmesini sevmiyordum seslenen kişilerede sert karşılık veriyordum, ama konu Ayda olunca ona kızamıyordum.

''Maalesef geldim.'' dediğimde arkamdan bir anda Yunus çıkmıştı. ''Sayemde'' dediğinde kendini belirtmişti. Ayda ona da aynı coşkuyla sarıldığında içeri geçmiştik.

Masalardan birine kurulduğumuzda garsonda içeceklerimizi servis etmişti. Etrafa bakınırken bir çehre gözüme takıldı ama anlık bir takılmaydı bu. Mesleğimi konuşturarak anlık bir görüş olsa da aklıma kazamıştım o yüzü. Esmer, bir seksen beş boylarında, hafif kirli sakallı bir adamdı bu.

İçimden bir ses fazla takılmamam gerektiğini söylediğinde usulca önüme döndüm.

Saatlerce alanda bulunduk, yeri geldi sohbet ettik, yeri geldi onlar dans etti ben onları izledim. Ama kesinlikle eğlenmediğimi söyleyemem geldiğime hiç pişman olmamıştım.

Eve bizi Yunus bırakacaktı bu yüzden şuan onun siyah arabasında yolculuk ediyorduk. Ayda ön yolcu koltuğundan radyoya uzanıp bir şarkı açtığında şarkıya içimden eşlik etmeye başladım.

''What daddy always tell you''

''Straighten up, little soldier, stiffen up that upper lip''

''What you cryin' about?''

''You got me''

''Hailie, I know you miss your Mom, and I know you miss your Dad''

''When I'm gone, but I'm tryna give you the life that I never had''

''I can see you're sad, even when you smile, even when you laugh''

''I can see it in your eyes, deep inside you wanna cry''

''Cause you're scared, I ain't there, Daddy's witchu in your prayers''

''No more cryin', wipe them tears, Daddy's here, no more nightmares''

''We gon' pull together through it, we gon' do it''

Şarkı başladığında kalbim ağrımaya başlamıştı. Bu şarkıyla beraber tekrar ailemi özlediğimi hatırladım.

Ama ağlayamadım. Gözyaşı akmadı irislerimden.

Yine.

***

Dünki eğlencemizden ötürü başım çok fazla ağrıyor, kulağım çok fazla uğulduyordu.

Bu akşam yeni görevimin açıklanacağı yemek vardı. Ama yemekten önce yapmam gereken daha mühim konularım vardı.

Üzerime gri eşofman ile gri ceketimi giyip evden ayrılmıştım. Arabaya bindiğimde kafamda bir sürü soru vardı. Bunlardan en önemlisi ise yeni görevimin ne olacağıydı.

Hastaneye vardığımda yavaş adımlarla ilerledim, içeri girmeden kapı önündeki banklardan birine oturdum. Cebimdeki sigarayı çıkardım ve yaktım. Gözlerim dikkatli şekilde yoldaki insanları ve sigaradan çıkan dumanları izliyordu.

Genelde bir yere gittiğimde girmeden sigaramı yakar derin derin düşünürdüm.

Düşüncelerimin sonunda sigaramın külünü avuç içime bastırdım ve tenimi yakmasını bekledim. Ayaklandığımda yaklaşık on dakika geçmişti.

Resepsiyona yürürken sonunda Ayaz'ı gördüm ama sanırım o benden önce fark etmişti varlığımı. Yanıma hızlı adımlarla gelmesini izledim sakince.

''Abla hoş geldin. Hangi rüzgar attı seni buraya?'' konuşurken aynı anda dosyasına bakıyordu. Benim gibi olan kızıl saçları onu fazla tatlı gösteriyordu. Genlerimizin farklılığı dalgalı saçlarından ve mavi gözlerinden belli oluyordu. Çünkü benim saçlarım düz, gözlerim kül yeşiliydi.

Hafifçe kaşlarını çatarak gözlerini bana çevirdi. Kızgın bi nidayla ''Sen yine mi sigara içtin?'' diyerek sitem etti. Sigara içmemden hiç hoşlanmıyordu. Ama ben insanların isteğiyle hareket etmeyi uzun zaman önce bırakmıştm.

Kafamı onaylayarak salladığımda derin bir nefes çekti içine. Sonrada hiçbirşey söylemeden gitmişti. Bende buradaki işimin bittiğini düşünerek hastaneden çıktım. Bana göre çekip gitmek ''sende git'' demekti ve bu değişmezdi.

Eve geldiğimde Yunus ile görüşmüştüm. Bana hazırlanıp çıkmam gerektiğini söylediğinde hazırlanmaya başlamıştım.

***

Yunus beni almıştı ve yemeğe getirmişti. Üstünde şık, siyah bir takım elbise vardı. Yunus'u sadece bu tarz yerlerde böyle şık giyindiğini görürdünüz, çünkü rahatlığına düşkün biri olduğundan hep salaş şeyler giyinmeyi tercih ederdi.

Bende bu gece üstüme dar,diz kapalarımın üstünde biten deri elbise giymiştim. Dudağıma her zaman sürdüğüm kırmızı ruj benim tamamlayıcı parçamdı. Ruj sürmeden hareket edemeyen biriydim. Sanırım genlerimde vardı.

İçeri geçerken Tolga beyin adamları masaya kadar bize eşlik etmişlerdi. Tolga bey ve masadakiler bizi gördüğünde hepsiyle bir çırpıda selamlaşıp otudum. Yunus'un da karşıma oturduğunu görünce konuşmaya başladım.

''Tolga bey, fazla uzatmaya gerek yok. Hemen görevimi bilip operasyona başlamak istiyorum. Müsadeniz varsa tabi.'' diyerek ellerimi masaya koyduğumda ilk bana, sonra masadakilere baktığında irisleri yine en son benim üzerimde durmuştu.

''Astrid, biliyorsun önemli bağlantılarımız var ve bu bağlantılar için yaptığımız toplantıların yazılı olduğu dosyalar var.'' dedğinde soluklanmak için bana baktığı esnada onu kafamla onayladım.

''Samet Akgün.'' dediğinde dikkatle söyleyeceklerini dinlemeye başladım. '' İçimize adam sızdırıp dosyaları almış. Dosyalarımız şuan onun elinde. Gidip dosyaları bi şekilde almalısın ve bunu yaparken ekstra koz için bilgi getirmen gerekecek. Ayrıca artık bir ekibin var detayları sonra öğrenirsin. '' ilk kaşlarımı çattım sonra ise onaylayıp yavaşça doğruldum. Ekip işlerini sevmezdim ama emir böyleydi.

"Ekibe tamamım ama bu görevi yapmak istediğimi sanmıyorum." nedenini bilmiyordum ama içimde kötü bir his vardı.

Tolga bey ayaklanıp yanıma yaklaştı. "O dosyalarda Yunus için önemli bilgiler vardı." diyerek tepkilerimi izledi ama tepki bulamayınca cümlesine devam etti.

"Gitmezsen Yunus ölecek. Bunu göze alabilir misin?" tepkisiz kaldığımı görünce. "Doğru, ailesi öldüğünde bile gözyaşı dökmeyen bi kıza ne anlatıyorsam?" diyerek sonunda beni kızdırmayı başardı.

"Kabul ediyorum!" ani çıkışımla egosunu tatmin edecek şekilde sırttı ve "Başka şansın yoktu zaten." dedi yanımdan geçerken.

İnsanların isteklerini yapmayı bırakalı çok oldu demiştim değil mi?

Evet demiştim çünkü istek demiştim, emir dememiştim.

Hepsine selam verirken ''En yakın zamanda dosyalar elinizde olacak.'' dedim Tolga beye karşı ve dışarıya adımladım.

Bu zamana kadar elimden ne mafyalar geçmişti. Samet elimden kurtulamayacaktı.

Çünkü;

Savaşı ne yanan kazanabilirdi, ne de sönen...

****

İlerlemek istediğim ilk kurgum umarım başarı kazanabilirim.

Okuyup severseniz kitabın gelişmesi için lütfen yayar mısınız??

Bölümde geçen şarkı;

Eminem-Mockinbird

Bölüm sonu

2 yorum