İçeriğe geç

Yangından Kalanlar

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Yangından Kalanlar

Bölüm 1

Bölüm 1

“Yanan bir binayı su ile söndürebilirsiniz,

Peki ya gönül yangını…

Hiç sönmüş müdür gönül yangını..?”

Hafızasını kaybetse de insanlığını kaybetmeyen,

Kendi hayatını mahvetmeyi göze alıp vicdanını yitirmeyen,

İnsan olup insanca yaşayan herkese...

BÖLÜM 1

Cayır cayır yanan yangının tam ortasındaydı Talha. Hayatındaki tek kişi şu an bu yangının içindeydi. O her ne kadar bundan haberdar olmasa da...

Talha henüz otuz iki yaşında, itfaiyede çalışan bir gençti. O gün de Kadıköyde’ki yangını söndürmeye gitmişti. On beş katlı binanın üst katlarında mahsur kalan genç bir kızı kurtarmak için girmişti yanan alevlerinin içine. Yoğun dumanların arasından çıkan Talha genç kızı kucağında taşıyarak binadan dışarı çıktı. Ama hâlâ tanıyamamıştı onu. Tanısa kıyameti koparırdı herhalde...

Işığa kavuştukları an Talha’nın eli ayağı titremeye başladı. Bunun Pınar olduğunu fark etti. Şu dünyadaki tek varlığı. Anlık bir şokun ardından ambulansla hemen hastaneye gittiler.

Pınar hâlâ gözünü açmamıştı. Talha onun bir an önce gözlerini açmasını bekliyordu. Şu zamana kadar bu kadar çok duayı art arda hiç sıkılmadan okumamıştı.

- Hastanın yakını siz misiniz, diyerek çıktı hemşire ameliyathaneden.

- Evet benim. Ne oldu?! diyerek uzun süredir dayandığı duvardan çekti omzunu Talha.

- Hasta, karbon monoksit gazı, diyebilmişti hemşire. Talha hemen kesmişti hemşirenin cümlesini. Çünkü karbon monoksit gazından zehirlenip sonra yaşamına devam eden nadir sayıda insan vardı, bunu çok iyi biliyordu.

- Ne, yani... Ö... öldü mü yani? Yok... dedi Talha haykırarak.

Hemşirenin cevabını beklerken bir anda düşüp bayılmıştı Talha oraya. Hemşire onun nabzını kontrol etti, odaya aldı ve damaryolu açıp serum taktı. Talha gözlerini aralarken dilinde tek bir söz vardı:

- Pınar! Pınar! Pınar!

- Sakin olun lütfen.

- Pınar! Onu görebilir miyim?

- Kardeşiniz gayet iyi. Anca sizin de sakin olmanız gerekiyor, diyerek Talha’yı sakinleştirmeye çalıştı hemşire.

Bir müddet sonra Talha’nın uzun ısrarlarıyla onu Pınar’ın yanına götürdü. Talha telaşlı bir şekilde Pınar’la konuşmak istedi. Ancak onun bu hevesini kırmaya Pınar’ın bir tek cümlesi yetmişti:

- Sen de kimsin?

Hemşire bu küçük hafıza kaybından hiç bahsetmemişti. Belki de en çok bu dokunmuştu Talha’ya. Habersiz olmak...

Bir süre Pınar’ın baş ucunda oturarak bekledi Talha. Sessiz sakince izliyordu kardeşini. Ve düşünüyordu son zamanlarda başlarına gelenleri...

Bundan iki ay önce de babalarını kaybetmişlerdi bir trafik kazasında. Bu, Talha’dan daha çok üzmüştü Pınar'ı. Hem annesizlik şimdi bir de babasızlık. Artık daha çok yoruyordu Pınar’ı. Dayanabileceği abisinden başka kimsesi kalmamıştı adeta. Şimdi bir de bu yangında yaşadığı korku onu daha çok korkutuyordu. Evet, biliyordu insanoğlunun başına her an her şey gelebilirdi. Ama kendisine de gelebileceğini hesaplayamamıştı işte...

- Çıkış işlemlerini halledip çıkabilirsiniz, deyip odadan çıkmıştı hemşire. Hemşirenin çıkmasının ardından sessiz birkaç dakika geçmişti.

Sessizliği bozan Pınar olmuştu:

- Hâlâ sorumun cevabını alamadım ben?

- Pınar...

- Evet..?

- Çok şükür ismini hatırlıyorsun, diye geçirdi içinden Talha.

- Abinim ben senin.

- Abim mi..? Ben neden hiçbir şeyi hatırlamıyorum peki?

- Yangın...

- Yangın mı?

- Yangın çıkmış, sen de geçici bir hafıza kaybı yaşıyormuşsun.

- Anladım.

- Nasılsın iyisin sen değil mi, ağrın sızın yok, değil mi?

- İyiyim, bir şeyim yok.

- Eve gidelim mi?

- Olur, burası sıkıcı gibi görünüyor zaten, deyip gülümsedi Pınar.

- Ben gidip halledeyim, deyip çıktı Talha odadan.

- Ne kadar sürecek bu böyle..? Ah be Pınar… Ne işin vardı o binada? Umarım çok sürmez bütün bu hafıza kaybın. Yoksa her şey daha da zorlaşır... dedi kendi kendine. Çıkış için gerekli işlemleri hallettikten sonra tekrar yanına geldi Pınar’ın:

- Hadi bakalım, gidiyoruz.

- Sonunda, deyip gülümsedi Pınar. Aklına o gün geldi Talha’nın... Pınar’ın en içten gülümsemesini gördüğü gün...

- Heyecanlı mısın bakalım, deyip arabanın kapısını açtı Talha.

- Hem de çok!

Pınar’ın kapısını kapatıp arabaya bindi Talha. O, kemerini takarken Pınar dönüp gülümsedi. Pınar da yavaşça tebessüm etti, sonra bir anda soldu yüzündeki gülümseme:

- Keşke babam da görebilseydi bugünü.

- Yapma ama böyle, hem ben eminim haberi vardır babamın. Ayrıca ne dediğini unutma, deyip yavaşça yanağını sıktı Talha Pınar’ın.

- Ya abi yapma şunu. Çocuk değilim hem ben artık.

- Daha öğretmen değilsin. E öğretmen olmadığına göre, benim minik kardeşimsin sen hâlâ, deyip arabayı sürmeye başladı Talha.

Varacakları yere gelmişlerdi sonunda. Pınar arabanın kapısını açmak için elini uzatmıştı ki bir şeyler söylemeye başladı Talha:

- Erken geldik, biraz bekleyelim istersen.

Başıyla onayladı ve durdu Pınar. Birkaç dakika sonra Talha’nın bir şeyler söylemeye çalıştığını fark etti. Ne zaman önemli bir şey söyleyecek olsa gergin davranışlarından anlardı bunu. Onun işini kolaylaştırmak için bakışlarını ilerideki çiçekçiden çekmeden şöyle dedi:

- Ne söyleyeceksin?

Talha bakışlarını ona çevirip:

- Törenden önce mi sonra mı konuşalım, diye sordu.

- Şimdi imkânın var. Hayat bu, sonrasında olmayabilir, dedi Pınar, Talha’ya dönüp.

- Şu mutlu günümüzde yapma bari.

- Tamam hadi söyle sen, deyip güldü Pınar.

Ceketinin iç cebinden bir kutu çıkarttı Talha. Yavaşça Pınar’a uzattı.

- Ne bu, diye merakla sordu Pınar.

- Babamdan bir hatıra. Normalde sen evlenince verecektim bunu sana. Baktım evleneceğin yok, ben de bugün vereyim dedim, deyip gülümsedi Talha.

Pınar yanağına damlayan gözyaşını eliyle yavaşça sildi. Ve daha fazla duygusallaşmamak için:

- Bana diyene bak, deyip güldü.

- Ağlama hadi tamam, deyip bakışlarını Pınar’dan çekti Talha.

- Hem böyle yapıyorsun hem de bozuyorsun şu ânı.

- Ben sana sormuştum önce mi söyleyeyim sonra mı diye.

- Sen de haklısın.

- Makyajın akmasın.

Pınar abisinin hâlâ kendisine bakmamasının verdiği rahatlıkla kendi kendine gülümsedi.

- Gülme hadi geldi vakit gidelim, dedi Talha da hafifçe gülerek.

- Ben makyaj yapmıyorum bir kere, dedi Pınar ciddileşip.

- Sabah, abi benim makyaj çantam nerede diye soran da bendim zaten.

- Nerede olduğunu bile bilmiyorum işte.

- Artık gidelim bence, deyip bu tatlı tartışmaya bir son verdi Talha.

Salona doğru ilerlerken Pınar’a dönüp:

- Vay be sen de büyüdün ha?

- Abicim acaba bu duygusal konuşmalarını sonraya mı saklasan? Makyajım birazdan fotoğraflarda bana lazım olacak da, deyip gülümsedi.

- Hayatının her adımında abin senin yanında, bunu hiçbir zaman unutma olur mu?

- Unutmam...

- İşte bir adım daha büyüdün sen de hayatta be kardeşim. Tüm güzellikler seninle olsun. Hayatının her adımda mutlu ol. Rabbim hakkında hayırlı olanı gönlüne sevdirsin, onu da sana en hayırlı zamanda nasip etsin demişti Talha içinden, Pınar’ı sahneye gönderirken.

İşte o zaman görmüştü o güzel gülümsemeyi belki de en çok. Ne kadar çok yakışıyordu sahi gülümsemek ona. Herkese...

- Hey? Nereye daldın öyle?

- Hiç... Aklıma bir şey geldi de, dedi Talha kendine gelip.

- Gidiyor muyuz?

- Hadi, deyip Pınar’a yardımcı olmak için kolundan tuttu Talha. O an da engel değildi onu geçmişe götürmeye...

- Anne bak sürüyorum artık! çığlıkları yükseliyordu evin bahçesinde.

- Babam öğretti bana sürmeyi.

- Aferin benim kızıma. Aman dikkat et kızım.

- Merak etme ediyorum anne. Hem babam var yanımda bir şey olmaz bana, deyip gülümsedi Pınar.

- Hadi bakalım yeter mi bugünlük bu kadar?

- Baba biraz daha lütfen, deyip dudağını büzdü Pınar.

- Biraz da ben sürdürebilir miyim anne, dedi Talha.

- Aman dikkat edin oğlum.

- Hadi bakalım, kardeşin sana emanet, deyip Talha’nın saçlarını okşayıp su içmeye gitmişti babası.

- Abi! Abi! Sürüyorum bak!

- Evet sürüyorsun kardeşim, deyip yavaşça Pınar’ı bırakıyordu ki Pınar bunu fark edip:

- Abi! Bırakma! dedi.

Pınar tam düşecekken kolundan tutup kaldırdı onu Talha.

- Bak bir şey olmadı, tuttum seni.

- Evet, deyip güldü Pınar da.

O günden beri hiç bırakmamıştı kardeşinin elini Talha. Düşeceğinde de kolundan tutup kaldırmıştı. Ama bu defa kendisini düşüren Pınar olmuştu...

O, umarım bugünler fazla sürmez, diye düşünürken yine Pınar’ın sözleri çıkartmıştı onu bu hayal âleminden:

- Hafızasını kaybeden benim ama sürekli bir yerlere dalan sensin?

- Yok. Yok ya gidelim hadi.

***

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.