Sabah 07:24.
Güneş zar zor perdeyi aşıp odaya süzülürken, Lara aynanın karşısında saçlarını kurutuyordu. Aras ise kahvaltı masasındaki gazetesine gömülmüştü.
“Bugün geç çıkacağım,” dedi Lara, sesi neredeyse fısıltı gibiydi.
Aras sadece başını salladı. Soğukkanlıydı. Hep öyleydi.
Lara’nın gözleri Aras’ta birkaç saniye asılı kaldı. Sonra banyoya döndü.
07:31.
Bir ses…
Bir çarpma…
Bir düşüş…
Ve ardından gelen tiz bir çığlık: “LARA!”
Aras fırlayıp banyoya koştu.
Lara, yerdeydi. Gözleri açıktı ama bilinci gitmişti. Dudakları solgun, elleri titriyordu.
Kokusuz, renksiz ama öldürücü bir şey midesine çoktan karışmıştı...
08:05 – HASTANE.
Doktorun sesi robot gibi yankılandı:
“Zehirlenmiş. Midesini yıkadık ama geç kalınsaydı... çok daha kötü olurdu.”
Aras, o an ilk defa gerçekten ürktü.
Soğukkanlı adamın içinde bir şey çatladı.
Lara zehirlenmişti. Ama nasıl? Neden?
O gece Aras, eve yalnız döndü.
Ve mutfakta Lara’nın o sabah içtiği su şişesini eline aldı.
Son yudum hâlâ içindeydi.
Ve kapağında...
Yabancı bir parmak izi.