Güzel bir günün akşamıydı. Annem, babam, abim ve ben, her zamanki gibi mutfakta bulunan büyük yemek masasının etrafına yerleşmiş hem sohbet ediyor hemde yemek yiyorduk. Yıllarca kurtulmaya çalıştığım kanserden yavaş yavaş kurtuluyordum. Yeni yeni iyileşiyor, yeni yeni yaralarım kapanıyordu. Bu süreçte hep yanımda olan ailem sayesinde eski neşeme tekrardan kavuşuyordum.
İki ay sonra 21 yaşıma girecektim. Kanserli geçirdiğim üç doğum günümden sonra kansersiz geçireceğim ilk doğum günüm olacaktı bu. 21. yaşım dönüm noktam olacaktı. Üç sene önce kanserden dolayı kazandığım halde devam edemediğim üniversiteye başlayacak ve hayallerimdeki mesleği yapacaktım.
Yemek yerken ailemle doğum günümde yapacaklarımızı konuşuyorduk. Kahkahalar tüm evi sarıyorken tek tek ailemin yüzüne bakıp dudaklarıma içten bir tebessüm yerleştirdim. Ve aklımdan ne kadar şanslı olduğumu geçirdim.
Yerimden kalkıp anneme ve babama sarıldım. Sıra abime gelince yanına gittiğimdr ikimizin de yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
"Aferin benim güzel kızıma." dedi. Kendimi hala küçücük bir kız çocuğu gibi hissediyordum onun yanında. Başım abimin başının altına geliyordu. Çenesini kafamın üstüne koyup "Ne ara bu kadar büyüdün sen." dedi. Ayrılınca da elini başımın üstüne koyup saçlarımı dağıtmaya başladı.
Çok güzel bir gün daha sona ermişti. Herkes odasına çekilmişti. Bende odamda kitap okuyordum. Kitabımın bitmesine birkaç sayfa kalmıştı. Bitirdikten sonra mutfağa indim. Mısır patlattım ve büyükçe bir kaba koyup tekrar yukarı çıktım. Abimin odasının kapısını çaldım.
"Bir dakika." diye seslendi. Bir şeyleri kaldırıyor gibiydi. Bana ikimizin fotoğraflarının olduğu bir albümü hazırlıyordu. Bildiğimi bilmese de görmüştüm. Kapıda sırıtmaya başladığım sırada abim
"Gel." dedi.
Hemen içeri girdim. "Napiyorsun abi?" dedim bilmiyormuş gibi.
"Hiç..." dedi.
Elimdeki mısır kabını havaya kaldırıp "Birlikte film izleriz diye düşündüm." dedim.
"Koltuğa geç sen, bilgisayarı alıp geliyorum ufaklık." Abimin beni ufaklık diye sevmesi her ne kadar sinirlerimi bozsa da çoğu zaman hoşuma gidiyordu.
Birlikte film seçip izlemeye başladık. Filmin ortalarına gelmiştik neredeyse ve bir anda bir ses geldi. Evin içine bir şeyler fırlatılmış gibiydi. Abimle kalkıp odadan çıktık. Annemle babamın yanına gittik. Kapıyı açtığımızda gördüklerimle birlikte hayrete düşmüş ve neredeyse bayılacak gibi olmuştum. Odanın ortasında bir ateş topu vardı. Çoğu eşyaya kıvılcım sıçramış ve yanmaya başlamıştı. Biz kapıyı açınca kapının önüne kadar ulaşan alevler kapıya da sıçramış ve girişi kapatmıştı. Annem ve babam ateşi söndürmeye çalışıyorlardı ama başaramıyorlardı. Bizim kapıyı açtığımızı görünce dehşete kapılıp gidin diye seslenmeye başladılar. Odanın önünü kapatan ateş yığını yüzünden ne biz içeri girebiliyorduk ne de onlar dışarı çıkabiliyorsu. Abim içeri girmeye çalıştı ama giremedi. Annem ve babam içerde, biz dışarda... İkiye bölünmüştük. Gitsek gidemiyoruz, kalsak kalamıyoruz. Annem ve babamın sesleri uğultu gibi gelmeye başlamıştı artık.
Silkelenip kendime geldim abimi de kendine getirdiğim sırada annem bize sesleniyordu. "Umut, Özgü... Gidin."
"Sizi nasıl bırakacağız." dedim.
Arkamdan abim "Anne, baba saçmalamayın. Bizde içeri geleceğiz." dedi. Babam bunu duyar duymaz "Hayır gideceksiniz!" diye bağırdı.
Annem devam etti "Bu size vasiyetimizdir. Bizim kurtulup kurtulamayacağımız belli değil. Sizin artık birbirinizden başka kimsenin yok. Birbirinize sahip çıkın. Gidin!"
Annem bunu dedikten sonra abimle göz göze geldik. Çaresiz bakışlar haykırıyor gibiydi gözlerinden. Artık her şey için çok geçti. Tek yapabileceğimiz şey yanan evden çıkmaktı.
Abim kolumdan tutup çekmeye başladı beni.
Aşağıya indirdikten sonra "Özgü git, geleceğim."
"Abi nereye?"
Abim yüzümü avuçlarının içine alıp "Geleceğim Özgü. Korkma. Bir şey olmayacak. Almam gereken bir şey var onu alıp geleceğim sana söz veriyorum. Lütfen, hadi git." dedi.
Evden çıktım. Etraf komşularla doluydu. Benim çıktığımı görenler hemen yanıma gelip yardım ettiler. Evden yeterince uzaklaşınca oturttular bir yere. Korkan gözlerle kapıya bakıp abimin çıkmasını bekliyordum. Çoktan itfaiyeye ve sağlık ekiplerine haber vermişlerdi. Siren sesleri gelmeye başlamıştı. Abim hala çıkmamıştı.
İtfaiyecilerden biri yanıma gelip "İçerde kimler var?" diye sordu.
"Annem, babam."
"Başka kimse yok mu?"
"Bir de ab..." Cümlemi tam bitiremeden abim kapıdan çıktı. Koşarak yanına gidip sarıldım. Gözyaşlarına boğulmuştuk ikimizde.
Sağlık ekipleri bizi ambulansa götürüp kontrollerimizi yapıyorlardı. Aklimda sadece annem ve babam vardı. Tam her şey yoluna girdi iyileştim derken dünya bir kez daha başıma yıkılmıştı.
Ateşi söndürmeye çalışan itfaiyeciler yarım saatin sonunda ateşi söndürebilmişlerdi. Evimiz... Küle dönmüş bir anı yığını gibi karşımda duruyordu. Bacaklarımı boşlukta hissettim ve aniden yere düştüm. Abim de yanıma gelip çöktü. Yanan evimizi seyrediyorduk.