Evet, herkese merhabalar! Yamalı Ruh'u bu platformda da yayımlama kararı aldım. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen. İyi okumalar dilerim.
Surf Curse - Freaks
&
Bedenim güçsüz,
kalbim mezarlık,
ruhum yamalı.
&
-18 yıl önce-
Her yeri dökülmüş, yayları yerinden çıkmış, üzerinde çarşaf bile bulunmayan yatağımın arkasına dizlerimi kendime çekerek oturdum. Kırık dökük olan yatak başlığıyla duvar arasındaki boşlukta oturuyordum. Soğuk betona. Bedenim zangır zangır titriyordu. Dişlerim öyle birbirine çarpıyordu ki kırılacak sanıyordum. Kollarımla bedenimi sarıp ısıtmaya çalıştım ama nafileydi. Üzerimde ki kumaş parçasına kıyafet bile diyemezdim. Sadece bir kumaş parçasıydı. Bedenimin çoğu yerini açıkta bırakıyordu. Bu da titrememi daha da şiddetlendiriyordu.
Gözüm saat ve pencere arasında gidip geliyordu. Daha 20.00'a on beş dakika vardı. Biraz daha vaktim olmasına sevinirken aynı zamanda da illaki o saatin geleceğini biliyordum. Ne olursa olsun zaman durmuyordu.
Zamanın acımasız pençelerine kıskıvrak yakalanmıştım.
Bu odaya hapsedilmiştim.
Pencereye kilit vurdurtturmuştu. Kapının kilidi de ondaydı. O, istemedikçe odadan dahi çıkamıyordum.
Gözlerim pencereden dışarıda yağan kara odaklandı. Beni bu derece hasta eden kara... Kardan nefret ediyordum. Birçok çocuk kar yağdığı zaman mutluluktan havalara uçuyordu, karla oynamak için can atıyordu ama ben nefret ediyordum. Bu kadar dondurucu olmasından dolayı.
Dün akşam olanları düşündükçe titremem şiddetleniyordu.
Dün akşam tam saat 20.00'da o adam odama girdi.
"Lara, Lara, Lara..." Şarkı söyler gibi söylüyordu adımı. Adım sesleri yavaş yavaş yaklaşıyordu. Elimle kulaklarımı kapattım ve dizlerimin arasına soktum kafamı. Yine yatak başlığıyla duvar arasındaki o boşlukta oturuyordum.
Kapı hızlı bir şekilde, kırarcasına açıldı.
"Neredeymiş benim güzeller güzeli kızım?"
Korkuyordum. Bana yapabileceklerinden korkuyordum. Bu sefer ne yapacaktı?
"Babana ses vermeyecek misin güzel kızım? Çok ayıp."
"Ama baban seni bir güzel terbiye edecek, merak etme güzel kızım."
Yavaş yavaş olduğum yere doğru adımladı. Olduğum yere geldiğinde, benim hizama gelebilmek için eğildi. Eliyle, elimi tuttu ve kulağımdan çekti. Onu daha net duyabilmem için. O ses tonu kabuslarıma girebilsin diye. Kafamı kaldırdı ve gözlerine bakmaya zorladı. Parmakları çenemi o kadar sıkı tutuyordu ki kıracak sandım.
"Demek beni dinlemiyorsun!" Öyle bir bağırdı ki yüzüme doğru daha da geri gitmeye çalıştım.
"Bunun cezasını çekeceksin." Ses tonu sakindi ama bu daha da ürkütücüydü. Ardından gülmeye başladı. Tıpkı bir psikopat gibi.
Beni elimden tuttuğu gibi çekti ve banyoya doğru sürükledi. Bedenim yere sürtündükçe kabuk bağlamış olan bütün yaralarım tekrardan kanamaya başladı. Canım yandı ama ses etmedim. Bir bavul gibi sürükledi beni yerde. Çığlık, boğazıma kadar tırmandı ama dudaklarımdan ses çıkmadı.
"Sevim, dolaptan buzları getir!" diye kükredi.
Suyu açtı, soğuk tarafa doğru çevirdi ve kovaya doldurdu.
"Hemen dedim, Sevim!"
Koştura koştura banyoya giren anneme takıldı gözlerim. Süslü püslü giyinmişti yine. Kısa elbisesi, topukluları ve bir sürü kolyesi vardı boynunda. Benim üzerimde sadece bir kumaş parçası varken hem de. Zengindiler ama bizim odamız bir çöplükten oluşuyordu. Abimle benim odam. Hatta bazılarını çöpten getirttiklerine yemin edebilirdim. Onlarla bizim aramızda kocaman bir uçurum vardı. Sanki biz onların çocukları değilmişiz gibiydi. Bizi bir yük gibi görüyorlardı ve cezanın en büyüğünü bize çektiriyorlardı.
Abim aklıma takılmıştı. Yine o kadınların yanına göndermişti onu. Tamamen erkek olabilmesi için gerekli olduğunu söylüyordu, o adam. Kendinden büyük kadınların yanında mı erkek olmayı öğrenecekti? O bunu istemiyordu ki onu zorla buna mahkum etmiştiler. O daha küçücüktü, nereden bilecekti ki? O çocuk olmayı öğrenmeliydi, erkek olmayı değil. Futbol oynamalıydı, sokakta birbirinden farklı oyunlar oynamalıydı, o kadınların yanına gitmemeliydi. Her defasında zorla onu gönderiyorlardı, geceleri haykırarak uyanır ve sürekli istemediğini dile getirirdi. Ben ve abim daha birer çocuktuk, miniciktik... Ama küçük yaşta olgunlaşmak zorunda bırakmışlardı bizi, çocukluğumuzun tek bir anını bile yaşayamamıştık. Biz çok eksiktik, bizim koca bir yarımız boşluktan ibaretti diğer yarısı ise; acı, hüzün, korku ve endişeden ibaretti.
Sadece ikimiz birbirimizi düşünüyorduk.
"Geldim, geldim." Buzu uzattı. Bana sırıttı ve eşinin yanağına bir öpücük kondurup banyodan çıktı.
Kocaman kutunun içerisinde ki buzların hepsini kovaya attı. Bir anda omuzlarıma bastırdı ve beni sertçe yere oturttu.
Biraz bekledi, kovadaki buzların erimesi için.
Bedenimdeki yaralar sızlıyordu. Bacaklarıma ve sırtıma çakıyla bıraktığı izler... Yaralardan tekrardan kan sızıyordu.
Duşluğu yerinden çıkardı ve önce kaynar derecede olan sıcak suyu dökmeye başladı. Bedenimdeki yaralar öyle bir sızlıyordu ki dişlerimi sertçe sıkmama sebep oluyordu.
Elini ıslanmış saçlarıma götürdü ve yüzümden çekti.
"Yüzünü gizleyip durma, diye kaç kere söyleyeceğim sana!"
Bir süre sessiz kaldım ama yüzüme öyle bir tokat vurdu ki başım şiddetli bir şekilde öbür tarafa döndü. Dememi istiyordu, zorla söyletecekti.
"Özür dilerim, baba." Son kelimeyi o kadar sessiz söylemiştim ki ben bile zor duymuştum ama karşımdaki adam gayet tatmin olmuştu. Kapkara olan gözleri beni daha da ürkütüyordu.
Bedenimi resmen kaynar suda haşlamıştı. Her yerim kıpkırmızı olmuştu. Bir anda suyu kapattı ve koca kovayı kaldırıp üzerime döktü. Su buz gibiydi hatta ondan bile soğuktu. Bedenim öyle bir acıdı ki... Soğuk daha da yakmıştı bedenimi. İyice sersemlemiştim. Banyo fayansına tutunmayı denedim ama izin vermedi.
Beni tekrardan sürüklemeye başladı. Bedenim hissizleşmişti artık algılayamıyordu. Canımı acıtması gereken şeyleri bile hissetmiyordum.
"Bugün dışarıda yatacaksın güzel kızım."
Kapıyı açtı ve beni merdivenlerden aşağıya doğru sürükledi. Bedenim harap oldu. Basamaklar canımı acıttı. Hatta öyle bir çekmişti ki başımı basamaklardan birine çarpmıştım.
Dışarıda yağan kara kaydı bakışlarım. Ve yerde tutmuş olan kar yığınına...
Beni kucağına aldığı gibi dışarıya fırlattı. Bedenim kar yığınının üzerine yığıldı. Hareket edemedim. Öylece kaldım orada.
"İyi geceler benim güzel kızım." Bedenime sert bir tekme attıktan sonra kapıyı hızlıca kapattı.
Tam karnıma vurmuştu. Ağzıma kanın metalik tadı geldiğinde tükürdüm. Bembeyaz olan karın üzeri kan olmuştu.
Öksürdüm. Çok üşüyordum. Donuyordum. Ve yetmezmiş gibi daha da kar yağıyordu üzerime. Gökyüzü bile benim tarafımda değildi. Tek başımaydım.
Artık kardan nefret ediyordum.
Yanıma gelen köpeği görünce canım ne kadar acısa da zorla gülümsedim. Ne zaman dışarıda yatsam yanıma geliyordu. Beni yalnız bırakmıyordu. Ağlarcasına bir ses çıkardı, halime üzülürcesine... Ardından kafasını gökyüzüne kaldırdı ve ulumaya başladı. Sanki gökyüzüne artık durmasını söylüyordu. Yanıma yavaşça kıvrıldı. Kafasını bedenime doğru yasladı. Koyu sarı renginde olan tüylerini gücümün yettiği kadar okşamaya çalıştım. Gözlerimi yavaşça kapattım ve ona bir isim düşündüm. Tüylerinin rengi bana geçen gün gizlice mutfağa girdiğimde tezgahta duran pastanın üzerindeki kremayı anımsattı, sadece baktığım. Karamel.
Sadece üç dakika kalmıştı odama gelmesine. Titrememi durduramıyordum. Onun karşısında titremek istemiyordum. Bana neler yaptığını görmek ona zevk versin istemiyordum.
Bir dakika kalmıştı.
Bugün günlerden neydi bilmiyordum. Artık gün kavramım kalmamıştı. Her gün bir acıydı. Sadece saati takip ediyordum. Hem de her dakika.
Zaman dolmuştu. Akrep sekizi gösteriyordu.
Evin koridorunda her zamanki ses yankılandı.
"Lara, Lara, Lara..." Adımı şarkı söyler gibi söylemesinden nefret ediyordum.
Kapımı bu sefer sakince açmıştı. Adım sesleri bile ürkütücüydü.
"Çık yatağının arkasından çabuk!" Yine gürlemişti. Tırnaklarımı delercesine avuç içlerime bastırdım ve titrememi engellemeye çalıştım. Duvardan destek alarak ayağa kalktım. Kafamı yere doğru eğerek ona doğru adımladım. Yatağıma oturmuştu ve eliyle oturmam için yanını işaret etti. Korka korka işaret ettiği yere oturdum. Elleriyle bedenimi kendine doğru çekti. Dokunuşlarından nefret ediyordum, kaçmak istiyordum.
"Sana harika bir doğum günü hediyesi vereceğim güzel kızım." Yüzünü o kadar çok yüzüme yaklaştırmıştı ki yapacaklarından korktum.
Doğum günün demişti.
8 Ocak.
"Çıkar üzerindekileri."
Korkuyordum. Bana yapabileceklerinden.
Hiçbir şey yapmadan öylece bekledim. Çıkarmayacağımı anlayınca ellerini uzattı ve üzerimdeki kumaş parçasının yırtarcasına üzerimden çıkardı. Neredeyse her yeri yırtılmış olan iç çamaşırımla karşısında öylece kalmıştım. Elindeki kumaşı odanın herhangi bir yerine fırlattı. Ve bedenimi inceledi. O kadar çok baktı ki ne yapacağımı şaşırdım.
"Korkma kızım, bugün o güzel bedenine dokunmayacağım."
İçimden şükürler ettim.
Cebinden çakısını çıkardı ve içeriye doğru seslendi.
"Adem, buraya gel!"
Adem, onun en yakın arkadaşıydı. Bana yapacaklarında bazen o da yardım ediyordu.
Kapı açıldı ve içeriye Adem girdi. Sakalı ve bıyığı vardı, mavinin en açık tonu olan gözleri ürkütücüydü. Kafasını da kazıtmıştı.
Gözleri bedenimi inceledi ve adımlarını hızlandırarak yanımıza geldi.
"Bacaklarını ve kollarını sıkıca tut." dedi Adem'e.
"O iş bende." Pis pis sırıtırken göz kırptı.
Kollarımı ve bacaklarımı o kadar sıkı tutuyordu ki hareket edebilmem imkansızdı.
"8. yaşın için mükemmel bir hediye."
Çakısını göbeğimin sol alt kısmına doğru götürdü. Üzerime iyice eğildi.
Çakı bedenime kesik açınca tepinmeye çalıştım ama o kadar sıkı tutuluyordum ki kıpırdayamıyordum bile. Canım o kadar çok yanıyordu ki sol gözümden bir yaş düştü boynuma doğru.
Bedenime kesikler açmaya devam ediyordu.
"Az kaldı güzeller güzeli kızım, dayan." Dişlerimi sıkmaktan yorulmuştum.
"İşimi bitirince kız sana emanet Adem."
"Seve seve."
Gözlerim dolduğu için buğulu görüyordum sadece ama Adem'in yüzündeki ifade beni ürkütmüştü.
Hala tepinmeye çalışıyordum ama nafileydi. Ağzım kapalı değildi çünkü bağırmayacağımı biliyordu.
Üzerimden tamamen kalktı ve yaptığı şeye baktı bir süre. Ben ise acıdan kıvranıyordum. Yatak kan olmuştu, hem de çok fazla. Adem dediği adam beni tamamen bıraktığında nefes nefeseydim. Alnımda boncuk boncuk terler birikmişti. Hem acıdan hem de kaybettiğim kandan dolayıydı.
Elindeki çakısıyla bana bir kez daha baktıktan sonra odadan çıktı. Kafamı kaldırıp kestiği yere baktım. Gördüğüm şeyle baş dönmem arttı, midem bulandı, bedenime sıcak bastı.
Kan kaybından dolayıydı.
Göbeğimin sol alt kısmına çakısıyla kendi baş harflerini kazımıştı.
A.L.
Gözlerim kapandı. Yavaş yavaş bilincim kapanmaya başladı. Adem denen adamın yüzüme dokunduğunu az da olsa hissedebiliyordum. Ne kadar iğrensem de hiçbir şey yapamıyordum.
---
Selam canlarım:)
Giriş bölümü sizlerle! Umarım beğenirsiniz, bizimkilerin bir şansı hak ettiğini düşünüyorum.
Buraya giriş bölümü hakkındaki sorularınızı sorabilirsiniz. Spoilersız bir şekilde cevaplamaya çalışacağım.
Kendinize çok iyi bakın bir sonraki bölümde görüşmek üzerem>
