İçeriğe geç

Yalnızlık Köprüsü

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Yalnızlık Köprüsü

Bölüm 1

GİRİŞ

Televizyonda izlediği küçük, tatlı çocuğa baktı. Gülümsüyordu ama daha dikkatli baktığında çocuğun yüzündeki gülümsemenin sahte olduğunu düşündü. Çenesi kasılmış, gözlerini sahte bir şekilde kısmıştı. Kendisine çok benzetti. İnsanları güldürmeye, kendini sevdirmeye çalışan benliğine baktı. Burukça gülümsedi.

Küçüklüğünden beri önemsenmeyen bir çocuktu. Önemsenmemesinin en büyük nedeni de yine kendisiydi. Oradan oraya koşar, acıkmak nedir bilmezdi. Varlığı yok gibiydi. Bu yüzden insanların gözleri pek üstünde olmazdı. Ne hoş ki o küçükken bu durumu severdi. Ama büyüdükçe fark etti ki o yalnızlığı sevmemişti. Yalnızlığı sevmeye zorlanmıştı. Gözünün altında, serçe parmağının yarısı kadar bir yaraya sahipti. Anlaşılır bir şekilde ilk bakıldığında, onun çirkin bir çocuk olduğunu düşünürlerdi. Çocukluğunda ve gençliğinde bu yara yüzünden çok fazla üzülürdü. Yetişkin bir adam olduğunda ise artık bu yarayı umursamıyordu.

Oturduğu, kirden gözükmeyen kanepeden kalktı. Mutfağa ilerledi ve muhtemelen uzun süredir yıkanmayan bardaktan su içti.

Utanç dolu bir hayat yaşadım. Küçüklüğümden beri yastıkların motiflerine, kalemlerin tasarımlarına, halının desenlerine büyük ölçüde dikkat ederdim. Neden mesela üç öğün yemek yiyoruz ya da su içiyoruz? Neden uyuduğumuzu anlamlandıramazdım. Büyüdükçe anladım. İnsan yemek yemek, su içmek ve uyumak "zorundaydı". "Zorunda" olmanın üstüne çok düşündüm. Hiçbir şey bu kadar anlaşılmaz ve tehditkâr gelmemişti.

Küçüklüğümde bana hep çok mutlu ve şanslı bir çocuk olduğumu söylerlerdi. Bu düşünce acı içinde kıvranmama, midemin bulanmasına neden olurdu. Bana mutlusun diyen kişilerin benden mutlu olmalarını anlamlandıramıyordum.

Bardağı bıraktı ve mutfaktan çıktı. Biraz hava almaya ihtiyacı vardı. Üst üste dizilmiş harabelerin arasından çıkarak bir köprüye ulaştı. Bu köprüyü her zaman çok sevmişti. Köprü genelde pek kullanılmaz, ıssız olurdu. (Evdeki yalnızlıktan başka bir yalnızlığa, yalnız kalmak için geliyordu.) Köprü uçurumun dibindeydi. Bu yüzden yolun kenarında korumalıklar bulunuyordu. Korumalardan birinde küçük bir hasar oluşmuştu. Buraya rahatlıkla bir insan sığabilirdi. Şehrin manzarası gözler önündeydi. Kısacası burası İtami için eşsiz bir yerdi. İtami garip bir adamdı. Ruhunun daralması, kasvet, isteksizlik onu rahatlatıyordu. Karanlık, yağmurlu ve kasvetli havaları severdi.

Manzarayı izlerken birden sigara içmek istedi. Ancak beş kuruşu bile olmadığı aklına geldi. Gerçi parası olsa bile sigara almazdı. Sigaranın aptallık olduğunu düşünürdü. Umudu tamamen bitmiş olan insanlar sigara içerdi ona göre. Neden bilmiyordu ama hâlâ bir umudu vardı. Belki, belki diyordu. "Belki değişebilirim, belki diğer insanlar gibi bende normal hissedebilirim." diye düşünüyordu. Birden bire bir ürperti sardı içini. Diğerlerinden ne kadar da farklı olduğuyla ilgili korkunç, rahatsız edici bir düşüncenin içinde buldu kendini. Üşümeye başladı. Ayakları çıplaktı ve evden sadece terliğini giyerek çıkmıştı. Üstünde ne bir kazağı ne de bir ceketi vardı. Şuan kasım ayının ortasındalardı ve bazı geceler gerçekten soğuk oluyordu.

Ayaklarını uçurumun kenarından sarkıtmış, sallıyordu. Bir an düşündü. Atlasaydı burdan ne olurdu ki? Muhtemelen atladığı an düşünmeye fırsat kalmadan yere çakılırdı. Bu düşünce içine bir huzur doldurdu. İtaminin arkasından ağlayacak birileri yoktu. Bu yüzden endişelenmesine de gerek yoktu. İtami umursamaz bir adam olsa bile başkalarını üzmeyi sevmezdi. Gerçi ölümü aklına koyduysa onu kimse tutamazdı.

Derin düşüncelerden kafasını kaldırdı ve üşümekten bembeyaz olmuş ellerine baktı. Eve gitmeye karar verdi ve dikkatlice ayağa kalktı. Son kez şehrin manzarasına baktı ve eve gitmek için yola koyuldu.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Belki o öldüğü zaman arkasindan agliycak birieleri vardir ama itami bunun farkinda degildir ?

    1Yanıt