Eren, on üç yaşında, mavi gözlü ve sarı saçlı bir çocuktu. Küçük kasabanın en sakin sokağında, eski ama sevimli bir evde yaşıyordu. Babası, uzun yol şoförüydü ve sık sık evden uzakta olurdu. Annesi ise birkaç yıl önce bir hastalık sonucu vefat etmişti. Bu yüzden Eren, büyük bir boşluk ve yalnızlık içinde büyüyordu.
Her sabah, annesinin anılarını hatırlatan eski bir fotoğraf albümüyle güne başlardı. Bu albümde, annesiyle geçirdiği mutlu günlerin fotoğrafları vardı. Eren, bu fotoğraflara bakarken, annesinin sıcak gülümsemesini ve ona sarıldığı anları hatırlardı.
Okulda, diğer çocuklar arasında pek arkadaşı yoktu. Çoğu zaman teneffüslerde tek başına oturur, ya kitabını okur ya da gökyüzünü seyrederdi. Sınıf arkadaşları onun sessizliğini anlamakta zorlanırdı; kimisi onu dışlar, kimisi ise sadece görmezden gelirdi. Öğretmeni Bayan Smith, onun yalnızlığını fark etmişti ve ona yardımcı olmaya çalışırdı, ancak Eren, içine kapanık ve sessiz yapısıyla duvarlarını kimseye açmazdı.
Bir gün, okul çıkışında evine dönerken Eren, sokakta eski bir defter buldu. Defter, eski ve yıpranmış görünüyordu, fakat bir şekilde Eren'in dikkatini çekmişti. Defteri eline alıp karıştırdığında, içinde yazan notlar ve çizimler oldukça ilginç ve sıradışıydı. Eren, bu defterin sırlarını çözmek için büyük bir merak ve heyecan duymaya başladı. Bu defter, onun yalnızlık dolu dünyasında yeni bir kapı aralayacaktı.
### Devam Edecek...


