Efe bizden tekrar tekrar özür diliyordu. Onu affettiğimizi binlerce, bilemedim on binlerce kez söyledik. Sonunda ikna olunca açlığımızı bastırmak için bir şeyler atıştırdık. Sonra odalarımıza geçtik. 2 ila 3 saat boyunca çalıştım. Biraz sonra, odamdan çatır çutur sesler gelmeye başladı. Bu saatte hırsız gelemezdi. HERHALDE. Hemen diğerlerinin yanına koştum. Tam merdivenlerden inecektim ki Orman beni karşıladı. “Efsuuunn!” dedi nefes nefese. Meğer, onun odasından da aynı sesler gelmiş. Diğerleri de aynı şeyleri söyleyince tırstım. “Yok yok kesin hırsız gelmiştir değil mi?” diye sordu Ozan. O sırada merdivenlerdeydik. Leyla “Ne hırsızı ya ne diyorsunuz siz!” dedi. Ozan tekrarladı. “Kesin hırsız gelmiştir.” Leyla kaşlarını kaldırdı. “Yine Eylül Salkım ve Duru Linsta mı yoksa.” “Ne! Eylül ve Duru mu?” diye sordum. “Aynen öyle.” dedi Ozan. Eylül Salkım ve Duru Linsta bana zorbalık yapan o iki kişiydi. Ve eğer onlarsa gerçekten intikam alacaktım. “Siz bana anlatın şu iki kişiyi.” “Duru Linsta. O en az sekiz kere bizim odalarımıza girip bütün maaşımızı çaldı. Eylül Salkım. O ise benim kolumu ufak bir şekilde kesti, Derya’ya iğne ile bir sıvı enjekte etti, Leyla’ya bir şey yapamadan biz onu durdurduk. Erkeklere bir şey yapmadı ama Doruk’u kaçırdı. Aynı şekilde Doğa’yı da kaçırdı. Hâlâ onlardan bir haber alamadık. Tam üç yıl oldu.” dedi Orman üzgün bir şekilde. Derya kolundaki yarayı gösterdi. “Bir dakika, siz hiç Eylül’ün evine gitmeyi düşünmediniz mi?” diye sordum. “Endişeden düşünemedik. Şimdi ne yapacağız bilmiyoruz.” dedi Ege. “Tabi ki de Eylül’ün evine gideceğiz. Bunu da aynen şöyle yapacağız: Ben Duru’nun görünümünü çok iyi bilirim. Eylül ile Duru kankalar. O yüzden birimiz Duru kılığına girecek. Konumunu biliyorum ama onların Antalya’da ne işi var?” dedim. “Orada devreye ben girebilirim. Eylül ile Duru’da iş için buraya geldiler.” dedi Ege. “Güzel, onun konumunu da ben biliyorum.” dedi Ozan. “Eee süper o zaman. Siz varya siz, ne harika arkadaşlarsınız. Sizi çok seviyorum.” dedim ve onlara sarıldım. “Tamam Efsun, sen Duru kılığına girer misin?” diye sordu Efe. “Niye girmeyeyim ki.” dedim. Kuaförden peruk satın alıp Duru’nun saç şekline büründürdüm. Daha sonrasında sesimi, biraz inceltip neredeyse Duru’nun sesine denk getirdim. “Tamam. Efsun hazır mısın?” diye sordu Orman. Kafamı evet anlamında salladım ve kapıyı çaldım. Kapıyı Eylül açtı. “Kız hallettin mi şu Efsun ve çetesini?” Sinir olmuştum. Camdan bizi dinleyen arkadaşlarıma baktım ve cevapladım. “Hallettim merak etme. Ya Eylül, sen nereye kaçırmıştın şu Doğa ve Doruk’u?”
“Aa bak iyi hatırlattın. Şunlara yemeklerini verelim de açlıktan ölüp başımıza bela açmasınlar.” dedi. Mutfaktan bir şeyler almaya gidince peruğu çıkardım ve dalgalı simsiyah saçlarımı açtım. Cebimden bir iğne çıkardım ve balkonun kapısını açıp arkadaşlarımı içeri aldım. Kapıyı kilitledim. Mutfağa doğru yaklaşmaya başladım ve içeri girdim, kendi sesimde Eylül’e seslendim. “Gerçekten benim Duru olduğumu mu sandın? O zaman gerçekten aptal olmalısın, eski zamanlardaki gibi…” Eylül arkasını döndüğünde şaşkın bir şekilde bize bakıyordu. “Efsun, Efe, Ozan, Leyla, Orman, Ege ve Emre. Sizi burada görmek ne kadar da hoş. Ah Efsun ah, yine mi sen? Sen burayı nasıl buldun he?” “Sanırım birkaç arkadaşın yardımı oldu.” dedim ve ekledim. “Senin Derya’ya yaptığının aynısını yaşamaya ne dersin?” “Hayır! Bunu yapamazsın, değil mi?” Ozan ve Leyla’ya baktım. Ne demek istediğimi anladılar ve ikisi Eylül’ün kolundan tuttular. “Evet o zaman başlayalım. Nereye sıkalım Ege?” “Bence iki koluna sık.” “Tamam.” dedim ve sıktım. İki dakika sonra bayıldı. Hemen ardından Duru eve girdi. “Eylül! Ben geldim, dediğin gibi Efsun ve Orman’ın eşyalarını çaldım.” dedi. Gizlice baktığımızda kırmızı Converse botlarını çıkarmakla uğraşıyordu. “Eylül! Cevap nerede?” “Şimdi ne yapacağız?” diye sordu Emre. “Bunu hesaba katmamıştık!” diye cevapladı Efe. “Tamam, şöyle yapalım. Herkes kapıdan sarhoş gibi çıksın, sonra da bayılın. Yanınızda kâğıt ve kalem varsa saçma bir adres yazacağız ve onlar bize bunu yaptı diyeceğiz.” dedi Derya. Ben yazmaya başlamıştım bile. “Hazır!” “Hadi başlayalım.” En önde Orman, Ege, Ozan ve Leyla çıktı. Ben, Efe, Emre ve Derya arkadan geldik. Bizi gören Duru “Aa, bunların burada ne işi var Eylül?” diye sordu. “Eylül! Eylül!” Duru çok korkmuştu ve hemen mutfağa gitti. Ozan onun kolunu tuttu. “Buradaki adresi görüyor musun? Onlar bize ve Eylül’e zarar verdi. Bu adrese git ve onları yakala.” Senaryo tam anlamıyla doğaçlamaydı. “Tamam tamam, gidi-gidiyorum.” diyen Duru epey bir korkmuştu. O çıkar çıkmaz kalktık ve gülmeye başladık. O sırada Eylül kalktı ve “Onu da kandırdınız değil mi?” Çok sakin konuştuğu için gülmeyi kestik. Bir nevi duygu geçişi oldu. “İnanamıyorum size! Efsuncum keşke hep saf ve kibar kalsaydın. Ya sen Derya? Zamanında seninle iyi arkadaştık. Ama sen bir gün çekip gittin. Beni aşağıladın, ezdin. Orman… Seni bir kere gördüm. Onda da bana çok soğuk davrandın. Ozan ve Emre. Sizin bu egonuza zaten diyecek söz yok. Leyla… Leyla… Leyla… Sende Orman’dan farksızsın. Efe, maksimum iki kelime. Zavallı ve acınası. Ege. Bulamadım biliyor musun? Sana da diyecek söz bulamadım.” Eylül bu sözleri söylerken ağlıyordu. “Ya Doğa ve Doruk? Ne yaptın arkadaşlarımıza?” diye bağırdı Duru. O an her birimiz buz kesilmiştik. Bunu söyleyen Duru’nun ta kendisiydi. İ-NA-NA-MI-YO-RUM. “Duru!” dedi Eylül. Ayakkabılarını bile çıkarmayan Duru’ya hepimiz gözlerimiz faltaşı gibi açılmış bakıyorduk. “Hep senin zorunla hareket ettim. Hep! Sen emrettin ben yaptım. Sen emrettin ben yaptım. Bana da zorbalık yaptın. Beni ailemle tehdit ettin diye bunları yapmak zorunda kaldım. Doğa ve Doruk’un nerede olduğunu benden sakladın çünkü onların yerini onlara söylememi istemedin. Anlıyor musun? Bunları yapmayı ben istemedim, SEN ZORLA YAPTIRDIN! Ben sırf aileme zarar gelmesin diye bunları yaptım. Ben senin gibi değilim. Anlıyor musun beni? BEN SENİN GİBİ DEĞİLİM!” Sonra bize döndü. “Ben Eylül gibi birisi değilim. Kötü birisi değilim. Ben ailem için bunları yaptım. Zorundaydım.” Ay ben şok. Ben şok. Ne demeliyim bilmiyorum. Ne yapmam gerekiyor? Gidip kızın boynuna mı atlayacağım? Yok ya! Yuh Efsun! Yuh! Yalan mı doğru mu? Şeytan diyor ağzına gelen tüm küfürleri say Eylül’e, Melek diyor Şeytan haklı. Melek bile beni dinle Şeytan’ın yöntemini kullan diyor. Pekâlâ tamam. “Geri zekâlı istersen bir de katil ol!” Aferin Leyla! Benim diyeceğim şeyi sen söyledin. Yapıştır böyle. Bravo! Bu arada şöyle algılamayın, bu kız kesin Leyla ile dalga geçiyor. Yoo! Ciddi ciddi kız benim cesaret edemediğim şeye cesaret etti. “Kızlar yürüyün gidiyoruz.” diyen Derya’ya şaşkın şaşkın bakıyorum. “Yuh kızım ama biz kız mıyız?” diyor Emre. Ay yemin ederim şuracıkta bayılacağım. “Kızlar dediğime göre SADECE kızlar demek istiyorum.” “E biz?” Tamam sakin oluyorum ve siz arkadaşlarımı dinliyorum ve bir açıklama bekliyorum. “Siz bir bölümde de olmayıverin.” “Ne yapacağınıza bağlı.” Ege biraz bozulmuşa benziyordu. “Bir arkadaşla konuşup geleceğiz.” “Kız mı erkek mi?” “Erkek!” “Biz de geliyoruz!” “Ay! Tamam, yeter kesin tartışmayı. Bak Derya’nın Kerem diye bir arkadaşı var. Bu tür işlerden o anlıyor. Okey?” Orman aferin! “Yakışıklı mı?!” “He yakışıklı! Tamam? Bir sal bizi!” He bu arada bu sırada biz arabada ofise gitmekle meşguldük. Tam bu sırada arabayı kullanan Efe arabayı sağa çekti. Arka koltukta ben oturduğum için arkasını döndü. “Sen de gidemezsin.” “Allah Allah! Başka isteğiniz çay, kahve?” “Kahve olur aslında, şekerli. İki şekerli olursa sevinirim.” Efe katır katır gülerken ben gözlerimi devirdim. Ozan ve Orman, Derya ve Ege, Emre ve Leyla, ben ve Efe… İnanamıyorum. “Anlamıyor musunuz? Alt tarafı bir arkadaşa gideceğiz. Olay bu.” Ben hariç kimse ofise geldiğimizi fark etmemişti. Dayanamayıp bağırdım. “Acaba birilerinin ofise gitmesi gerekmiyor mu? Hım? Ofis tam önümüzde bir susun! Alt tarafı kız kıza birisine gidip geleceğiz. Tamam mı?!” Herkes susup arabadan indi. Boğazımı temizleyip bende indim. Ve bizi yine bir sürpriz bekliyordu. Ofisimizin müdürü Aras Sıkbor ve oğlu Emir Sıkbor bizi bekliyordu. Sebebi ise şuydu: Biz tam beş saattir yoktuk. Bizim süremiz maksimum iki saatti. Adlarımız üç kere duyurulmuştu. “Siz kaç saattir neredesiniz?” dediğinde hepimiz somurtuyorduk. Ben bir anlık cesaretle “Bir arkadaşımıza bakmaya gitmiştik. Bu kadar geç gelmek istememiştik. Ama size bir şey sormak istiyorum. İzninizle!” “Sor!” “Siz bizim odamıza girmezsiniz normalde. Bir keresinde daha üç saat yoktuk. Ama siz bunu fark etmemiş ve adlarımızı duyurmamıştınız. Size bunu kim söyledi?” Aras Bey kendinden emin bir şekilde “Oğlum Emir.” dediğinde hepimiz bir ağızdan “Ne!” diyebildik. Emir ise “Baba…” dedi. “Bir daha görmeyeyim yoksa kötü olur bunu unutmayın. Akıllı gençler olduğunuz için sizi bu seferlik affediyorum.” dedi.