Zengin bir ailede dünyaya gelen Deniz..
Adı Deniz'di. İnsanlar onu tanıyordu ama kimse gerçekten bilmiyordu. Kalabalığın içinde sessiz, anılarının arasında izsiz ve en çok da kendi içinde kimsesizdi.
-Bir pazar sabahı-
Geceden kalma bir şekilde uyandı yeni güne, o gecede kafasındaki sesleri susturmak için durmadan içmişti genç kız. Ancak öyle deli divane sarhoş olunca kendini iyi hissediyordu, sağlığına iyi gelmese bile.
Güneşin sıcak ışıkları, yeşil harelerine zar zor erişmişti. Uyuşuk bir şekilde etrafına bakındı. Komodinin üstünde bir sürü viski ve bira şişeleri vardı, bazıları bomboş bazıları ise yarımdı. Derin bir nefes alıp ittirdi üzerinden onu yatağa bağlayan yorganı. Sendeleyerek ayağa kalktı ve içerisinde bir kaç damla kalan viski şişesini alıp kafasına dikti. Diğer yandan telefonunu eline alıp saate bakmak istedi, içinde belki birisi onu merak edip yazmıştır umudu ile kilit ekranını açtı. Tahmin ettiği gibi sadece üvey annesi bir kaç saat önce, uyanıp kahvaltıya gelmesi için aramıştı ve babasının kızdığına dair bir kaç mesaj atmıştı.
Deniz, çabuk kahvaltıya gel, baban dün geceden dolayı çok sinirli.
Genç kız oflayarak telefonu yatağının üstüne atıp ayılmak için banyosuna doğru ilerledi.
Sahiden dün gece ne olmuştu da babası yine sinirlenmişti. Yoksa yine içip saçma sapan konuşup herkesin moralini mi bozmuştu? Veyahut yüksek sesle canı çıkana kadar ağlayıp evdekileri rahatsız mı etmişti?
Bu düşünceleri kafasından sıyırarak soğuk suyun altına girdi. Artık vücudu soğuğa alışmıştı, bu yüzden çok fazla tepki vermiyordu. Gözlerini kapatıp suyun başından aşağı, ayak parmaklarına kadar akmasına izin verdi. Nefesini tutup yine bir an önce ölmeyi diledi. Bıkmıştı bu hayattan, insanlar onunla sadece parası için birlikteydi, oysa o özünde çok sevecen ve anlayışlı bir kızdı. Herkes onu bir hayalet gibi görmezden geliyordu, sürekli arka plana atıyorlardı. Genç kız belli etmek istemese bile artık üzüntüsü içine sığmıyor, taşıyordu.
Yaklaşık 10 dakika sonra duştan çıkıp bornozunu giydi, artık zımba gibi dinç olmuştu, geceden kalma sersemliği gitmişti. Telefonu yatağının üzerinde titremeye başlayınca uzanıp telefonu eline aldı, arayan kişi babasıydı. İlk başta açmak istemedi ama açmaz ise daha kötü olacağını tahmin ederek mecburen aramayı kabul etti.
Telefonu kulağına dayar dayamaz babasının o öfkeli, kalın sesi bütün odayı doldurdu.
Derhal yanıma gel, aksi takdirde sonuçlarına katlanacaksın.
Bir şey demeden telefonu babasının yüzüne kapattı ve hızlıca giyinmeye başladı, üzerinde hafif bir korku hâli vardı. Çünkü; babası çok nadir onu yanına çağırırdı ve genelde müjde için değildi.
Gergin bir şekilde babasının odasına doğru adımladı, yaklaştıkça içeriden konuşma sesleri geliyordu. Babası sesini zaman zaman yükseltiyordu, bu da Deniz'i tedirgin ediyordu. Kapıyı yavaşça çaldı ve içeriden "gel." denmesini beklerken kapı bir hışımla sonuna kadar açıldı. Üvey annesi kapıyı açmış ve içeri girmesi için kenara çekilmişti. Deniz içeri girdiği gibi üvey annesi Özge odadan dışarı çıkarak, baba-kızı yalnız bıraktı. Deniz içinde az bir korku, telaş olmasına rağmen babasının karşısında dik durdu, gözlerinin içine baktı.
Evet, seni dinliyorum.
Babası dudaklarını dili ile ıslatıp gözlerini kısarak konuşmaya başladı.
Dün gece dolabımdan neden o kadar çok şişe aldın? Onların her bir tanesini senden pahalı be kızım, ne yaptığının farkında mısın sen?!
Deniz hatasını anlamıştı, alkol babasının kırmızı çizgisiydi. Kızına değil, biten şişelere üzülüyordu babası. Deniz bir an içinde burukluk hissetti, dudaklarını araladı.
Özür dilerim, bir daha olmayacak.
Babası sinirle soludu ve odasından çıkmasını söyledi. Deniz başka bir şey demeden sessizce odadan çıktı, kapıda Özge vardı ve onu bekliyor gibiydi.
Baban iş yerinde olan bazı aksiliklerden dolayı bu denli öfkeli, dediklerini çok umursama.
Kafasını kaldırıp Özge'ye baktı. Tabii ya, her seferinde iş yerinde olan şeyler yüzünden babası öfkelenip sonucunda kendisine patlıyordu, bunu nasıl unutabilirdi ki, küçüklükten beri bu olay böyleydi. Başını olumlu anlamda sallayarak oradan uzaklaştı ve mutfağa doğru ilerledi. Belki sevdiği bir kahvaltılık hazırlayıp kendini az da olsa mutlu edebilirdi.
Ta da! Karşınızda enfes bir kahvaltılık; Coco Pops ve süt.
En basit ve pratik olan buydu, o yüzden bugünlük böyle idare edecekti. Daha fazla oyalanmadan kahvaltısını yaptı ve bulaşıklarını makineye atıp odasına gitti. Gözü koridordaki saate takıldı, değişmişti. Annesinden kalan, zambak desenleri olan saat artık yoktu.

