Kalbim o kadar çok çarpıyordu ki, Kalp krizi geçirmeme an meselesiydi sanki.
"Dur! Dur dedim sana!" halâ peşimden koşuyorlardı
Bomboş Sokak, üzerimde upuzun bir elbise, ayağimda topukluklar, bir elimde silah, bir diyer elimde ise flash disk... koşuyordum, arkamdan ise 3 tane adam koşuyordu. Elimde tuttuğum Flash Diskte onlar için hayati önem taşıyordu.
Hadi! Hadi be Eko! Eko tam 10 saniye içinde sokağın başında beni alması gerekiyordu, konuştuğumuz gibi.
Son 5 saniye...
4...
3...
2...
1...
ve Eko tam'da olması gerektiği gibi siyah arabasıyla sokağın başında belirdi.
Arabanın kapısını açtım ve arkamı döndüm,
"Görüşürüz!" diye bağırdım ve el sallayarak kocaman bir kahkaha patlattım.
Hemen arabaya oturdum ve oturmamla Eko'nun gaza basması bir oldu.
"İyisin değil mi?" endişeli görünüyordu. Eko, benim abim sayılır, zamanında babamın hayatını kurtarmıştı o gün bugündür bizimle çalışıyor.
"İyiyim iyiyim" dedim hızlı hızlı nefes alıp verirken.
Oh çekiyordum içimden. Sonunda onun işini bitireceğim. O kim mi? hemen söyleyeyim size..
O...Bulut Taşdemir, Taşdemir ailesinin en küçük kardeşi ve benim kardeşimin ölümüne sebep olan...
"Daldın yine? Yoksa Pişman mı oldun?" diye sordu bana. İntikam alacağım dediğim günden beri bunu yapamayaçağımı söylüyordu. Neymiş bunun için fazla iyi bir insanmışım yok benlik bir iş değilmiş bu! Onun yüzünden benim kardeşim öldü be!
"Ne pişman olucam be! Pişman falan değilim, o benim kardeşimin ölmesine sebep oldu tamam mı? Zeynep onun yüzünden öldü!" dedim gözüm yaşla dolarken. Aklıma o gün geldi yine. O kadar mutluydu ki o gün, o lanet günde o kadar neşeliydi ki.
2 Ay önce
"Ablaaaa! Uyandın mı?" kapımı çalmadan girdi odama. Bu hareketten nefret ettiğimi bildiği halde hep kapıyı çalmadan girer odama.
Yatakta dönüp ofladım "Ya bak Zeynep! Kaç defa daha diyeçeğim şu kapımı çalmadan girme odama diye? Hem ayrıca saat kaç ya, sen benden önce uyanmazdın hiç?"
"Saat yedi buçuk."
"Ne? Saat yedi buçuk ve sen kalkmıssın? Bak buna şaşırırım işte." dedim dalga geçerek ve yavaş yavaş ayağa kalkarken. Karşımda dikilmişti ve benden bir kafa büyüktü şimdi.
"Sana bir şey diyecektim aslında." dedi gözlerimin içine bakıp gülümserken. Hep gülümserdi ve o gülümsediyiğinde içim huzurla doluyordu. Beni omuzlarımdan tutup yine yatağıma oturtmuştu.
"Sana anlatmıştım ya bir çocuk var okulda diye, hani bana hep not bırakıyor." Zeynep ve ben sadece Abla kardeş değildik biz aynı zamanda çok yakın iki arkadaştık.
"Eeee" dedim sırıtarak. Zeynep bana o asla ismini söylemediği çocuktan ilk bahsettiği an'dan beri ona aşık olduğunu anlamıştım. Çünkü Zeynep bana daha önce hiç bir "Çocuk" tan bahsetmemişti.
"Eeesi o çocuk bana dün gece okuldan sonra, akşam bir şeyler içmeye gidelim mi diye sordu." dedi bakışlarını kaçırarak. O Çocuğu bana çok anlatmıştı, sırasına her gün bir not'la çiçek bırakıyormuş. Ya da Tenefüsste hep ona gülümsüyormuş. Okuldakiler hep onları yakıştırıyormuş. Bir kere bir kız gelip ondan uzak dur demiş. Ve çok yakışıklıymış. Çok, çok yakışıklıymış.
"Sen ne dedin peki?" diye sordum ona saçlarını kulağının arkasına atarken. "Bakarım dedim, sana sormadan cevap vermek istemedim." dedi oda benim saçlarımı kulağımın arkasına atarken. Bunu çok yapardık hep böyle başbaşa konuşurken birbirimizin saçlarını kulaklarımızın arkasına atardık.
Güldüm "Gidebilirsin ama tek bir şartım var." dedim yanaklarından öperken.
"Neymiş?" dedi merakla gözlerime bakarak.
"O "Çocuğun" adını söyliyeceksin. Sonuçta Kardeşim akşam kiminle dışarı çıkacağını bilmem lazım." dedim yatağımdan kalkıp, banyoya doğru yürüyorken.
"Bulut. Adı Bulut Taşdemir." dedi ve banyonun kapısının kulpuna elimi koyarken olduğum yerde dona kaldım. Ne?
"Bir dakika. Ne?" dedim kafamı ona doğru çevirirken bakmıyordu yüzüme.Elleriyle oynuyordu, bunu gerginleştiğinde hep yapıyordu. O bahsettiği kişinin ailesi çok tehlikeli bir Aile. Biliyordum, hayır biliyorduk. Magazinlerde manşet olan hep pis işlere bulaşan bir Aile. Taşdemir Ailesi.
"Öyle." dedi omuzlarını silkeleyerek.
"Zeynep sen ne dediğinin farkında mısın ya? Babam daha ilk okul günden beri demedi mi sana uzak dur o çocuktan diye? Ya bırak haberlerde, magazinlerde de mi görmedin ne tip bir ailesi olduğundan?" dedim, sesim yükselmişti ve ona doğru yürüyordum.
"Şşş babam duyacak sus." dedi panikle.
"Ya Zeynep sen iyi misin? Babam duysa nolur akşam onunla dışarı çıkarsan zaten belli olur magazin onların peşinde değil mi?" onca zaman anlattığı çocuk o aileden mi gerçekten? inanamıyorum.
"Abla bak o gerçekten iyi biri. Yani öyle anlatıldığı gibi değil ki. Bahsetti bana ailesinden, bize kötülük yapıldığı için biz kötü olmak zorunda kaldık dedi. Biz istemedik böyle olmasını dedi ve biliyormusun bizden daha bağlı bir ailesi var. Birbirlerini seven bir ailesi var bizim gibi kopuk değil." dedi gözlerinde yaşlar bocalanırken.
"Zeynep!" dedim bağırarak. "Saçmalıyorsun bak! Bize ne ya! Bak uzak duracaksın o çocuktan bitti gitti."
"Abla bana ondan uzak dur diyemezsin bundan sonra. Çünkü abla ben ona aşık oldum." sesi titriyordu, ağlıyordu deli gibi. Sessiz sessiz.
"Zeynep sakin ol. Bak panik atak geçireceksin yine yapma!" dedim ama duymuyordu beni.
"Abla biliyor musun bana hep biz asla huzurlu bir aşk yaşayamıyacağiz dedi. Ama benim umrumda bile değil Abla! Ben imkansız bir aşk, yasak bir aşk yaşamak istemiyorum." dedi hıçkıra hıçkıra. Bende onunla birlikte ağlıyordum, dayanamıyordum onun üzülmesine.
"Ablacım ama ben sana böyle bir şeyi nasıl izin vereyim? Hadi beni geç, Babam? sence Babam böyle bir şeye izin verir mi?" sırtını sıvazlıyordum. Ağlamasın.
"Biliyorum abla. İzin vermez. Ama bugün benim gitmem lazım. Bugün bir mekanda sahnesi var. Çok güzel bir sesi var biliyor musun? orada olursam çok sevinirmiş ve bana çok önemli bir şey sorucakmış. Lütfen Abla! Lütfen gitmeme izin ver." öyle güzel anlatıyordu ki onu sanki bir masal anlatıyormuş gibi. Sanki dünyanın en güzel şeyi oymuş gibi.
"Eğer o Telefona bir kere çıkma bak seni nasıl Pişman ediyorum!" dedim yanaklarındakı gözyaşlarını silerken.
Kocaman gülümsedi "Her aradığında çıkacağım telefona söz!" dedi ve sımsıkı sarıldı bana.
İyilik mi yapıyorum kötülük mü bilmiyorum ama sonuç olarak kardeşim mutlu. Onu asla üzmeyeceğime kendime yemin etmiştim çünkü.
"Ha ayrıca çok geç kalma babama doğum günü partisine gittiğini söyliyeceğim." dedim onu iyice tembihleyerek.
"Seni çok seviyorum abla biliyorsun değil mi? Her şeyden çok. Beni hiç bırakma tamam mı?"
"O nerden çıktı be tabi ki bırakmam benden asla kurtulamayacaksın! Küçük cadı!"
"Senden kurtulmak istediğimi kim söyledi? bende hep senin yanında olucam! Bırakmayacağım seni." Annem bizi 5 yıl önce terk etti. Aldattı babamı, onu hep çok seven babamı aldattı. Bizi de bıraktı gitti amerikaya. Zaten bizi hiç bir zaman doğru düzgün sevmemişti ki.
Öptüm onu saçlarının arasından kokusunu dolu dolu içime çektim. "Hadi artık okula geç kalacaksın."
O da yanaklarımdan öptü ve daha da bir şey demeden odamdan çıkıp gitti.
🩹
"Sen pişman olduğum kanıtına nereden vardın onu söyle sen bana!" sinirlenmiştim. Kırmızı ışıkta durmuştuk.
"Peki söylicem ama dinleyeceksin sonuna kadar." dedi işaret parmağını kaldırarak.
Eko beni benden daha iyi tanırdı biliyorum ama bu kadar iyi tanıması az çok canımı sıkmıyordu değil.
"Tamam."
"Sen aslında kime öfkelisin biliyor musun? Kendine. Kendine öfkelisin çünkü Zeynep'e oraya gitmesine izin verdin. Bana dedin ya kardeşimin intikamını alacağım diye, bak o gün kararlıydın, çünkü acın tazeydi ve kendine çok kızgındın ama şimdi-"
"Şimdi ne!" diye bağırdım.
"Şimdi çok düşündün, düşünüyorsun Zeynep bunu ister miydi diye düşünüyorsun."
Yeşil ışık yanmıştı ve Eko gaza basmıştı.
"İster miydi Eko?"
"İstemezdi ufaklık."
Artık ağlıyordum. hıçkıra hıçkıra.
Biliyorum Zeynep istemezdi.
"Çek sağa." dedim ekoya kemerimi açarak.
"Yok olmaz." dedi
"Eko! Çek sağa!" dedim bu sefer bağırarak.
"Ya bu halde nasıl bırakayım seni?"
"ÇEK SAĞA!"
Ofladı ve nihayet sağa çekti. Biliyordu benimle inatlaşamazdı.
"Al şu flash diski, Parla'ya götüreceksin." flash diski alıp cebine koydu.
"Çantam?"
"Arka koltukta." dedi ve ben arkaya doğru uzanıp çantamı aldım. Aldığım gibi açtım kapıyı ve indim arabadan "Ya söyle bari nereye gideceksin?" hiç bir şey demedim el salladım ve kapıyı kapattım.
"Ya Zerda!" diye bağırdı.
"Git Eko! Lütfen!" dedim güçsüz bir sesle.
Kafasını öne çevirdi ve gelmeyeceğimi anlamış olacakki gaza basıp gitti.
Telefonumdan o mekanı arattım.
Blue Bar.
Biliyorum Eko beni ne olursa olsun asla oraya getirmezdi ne kadar inatlaşsam da.
Bir taksi çevirdim hemen. Oraya gidiyordum hazır mıydım bilmiyorum ama gidiyordum işte.
Bu gece'de sahnesi vardı. O günden sonra ilk defa sahne alacaktı.
Yaklaşık 20 dakika sonra oradaydım ve mekana baktığımda ellerim titriyordu. Ücreti verip arabadan indiğimde bacaklarımda titremeye başlamıştı.
Kardeşim burada ölmüştü. Kalbinden vurulmuştu tek bir kurşunla.
Derin bir nefes aldım. O çocukla hastanede karşılaşmıştım oradaydı ve tek bir kelime bile çıkmamıştı. Şoktaydı.
Çok kızdım ona o gün vurdum göğsüne bağırdım çağırdım ve dedim ki ona "Sana bunun hesabını çok kötü ödeticem!" dememişti bir şey sadece gözlerimin içine bakıyordu. Mimiksizdi, taş gibiydi sanki. Ben bayılmadan önce hatırladığım tek şey söylediği iki kelime. "Özür dilerim."
Ve gördüm onu. Bulut'u. Uzun Boylu, Gür Siyah Saçları, Kahverengi kocaman gözleri vardı. Baştan aşağı siyah giyinmişti ve üzerinde deri bir ceket vardı.Hani liseli havalı çocuklar olur ya gerçekten öyle görünüyordu. İşte Kardeşimin aşık olduğu çocuk bu çocuktu işte.
"Hadi Bulut ya oyalanma!" diye bağırmıştı bir genç kapıdan içeri girmeden önce.
Bulut beni görmemişti. Derin bir nefes aldı. Mekana baktı. Ensesini sıvazladı. Yaklaşık 10 saniye Gökyüzüne baktı ardından tekrar mekana baktı. Galiba içeri girmekten zorlanıyordu.
Tekrar nefes aldı ve yumruklarını sımsıkı sıkmıştı. Bir adım iki adım ve üçüncü adımda ise mekana girmişti.
Bu mekan ailesinin mekani değil bir başkasının ve sanki zaten çok zengin değilmiş gibi buradan para kazanıyor. Zeynep anlatmıştı bir keresinde, kendi kazandığı parayla daha mutluymuş. Kirli para yeterince mutlu edemiyor galiba?
Yaklaşık 10 dakika sonra derin bir nefes alarak ve Bulut'un da yaptığı gibi ellerimi yumruk yapıp sıkarak içeri girdim.
İçerisi boğucuydu, sigara ve içki kokusyla doluydu her yer.
Bar'a yaklaştım ve sert bir viski sipariş ettim.
Barmen anında viskiyi önüme koydu.
Viskiden bir yudum aldım. Hemen yüzümü buruşturdum alkole alışık değildim pek ama Zeynep öldüğünden beri alkolsüz yapamıyorum. Onsuz yapamıyorum.
Bir anda alkışlar patlamaya başladı. Bulut sahneye çıkmıştı ve ben bir viski daha söyledim.
Bulut sahnedeydi arkasında arkadaşları. Bulut skaskatı kesilmişti. Donmuştu sanki. Etrafa bakıyordu herkese tek tek. Bas gitarı çalan arkadaşı yanına gidip kullağına bir şey söylüyordu ama Bulut hala insanlara bakıyordu
istemsizce gözlerimden yaşlar akıyordu.
ve o an Bulut beni görmüştü. Haberi olması gerekiyor flash diskten. O flash disk bir kayıt abisi Rüzgar Taşdemir'in bir adamı hiç acımadan kafasına ateş ettiği ve öldürdüğünün kayıdı ve ben onu Eko'yla Avukat olan arkadaşım Parla'ya gönderdim. Yani Abisi hapise girecekti.
Herkes "Hadi!" diye bağırıyordu.
Viskiyi elime aldım ve tek attım.
ve Bulut şarkıyı söylemeye başladı.
Kuru sıkıymış, anladım, bizim tüm hikâyemiz
Öldürmedi, bu mudur en kuvvetli darben?
Bu sefer acıtmadı özenle seçip söylediğin sözler
"Hayır" dedım, şimdi degil....
Bu şarkı Zeynep'in en sevdiği şarkıydı her pazar mutlaka bu şarkıyı son ses açıp pankek yapardı.
Canım acıyor. Çok acıyor ve gözümden düşen her gözyaşı sanki kalbime batıyordu.
Hiçbir sözü eskiteden ağlamak gerekir bazen
Hani durup dururken, hani hiçbir sebep yokken
Aşkların ismi vardır, sayıklanır, elbet unutulur
Ama "Hayır" dedim, "Şimdi değil"
Ama "Hayır" dedim, "Şimdi değil"
Bulut gözlerini kapatmıştı. Kardeşim haklıymış, gerçekten çok güzel bir sesi vardı. Nakarat geldiğinde Bulut gözlerini açtı ve bana baktı.
Yalnızlığı demledim hep avuçlarımda
Ne gelir ki elimden kimse tutmadıkça?
Söyle, sen nasıl öğrendin unutmayı?
Birikti her acı içimde, kendime yer kalmadı
Bulut dayanamayıp tekrar kapattı gözlerini ve ben yerimden kalkıp gittim. Ne yapabilirdim ki?
Tuvaletlere doğru yürürken telefonum çaldı,Parla arıyordu. Aç'a bastım, "İzledin mi kayıdı?" diye sordum hemen.
"İzledim izlemesine de Zerda bu kayıt ne?"
"Ne demek ne Kayıt? Dedim ya Şu Rüzgar denen hıyar'ın kayıdı."
"Zerda bu kayıt Tom ve Jerry'nin bir bölümü.Bu arada en sevdiğim bölümün kayıdı sonuna kadar izledim. Çok komikti."
"Ya Parla ne saçmalıyorsun ya?! Ne demek Kayıt yok?" çığlık atıp telefonu suratına kapattım. Kahretsin.
"Yanlız Hıyar ne ya, hiç yakışmıyor böyle size kelimeler." dedi ve ben o an kaskatı kesildim. Siktir
Yavaş yavaş arkamı döndüm ve yüzüne baktım karşımda masmavi gözleriyle, gözlerimin içine bakıyordu.
O. Rüzgar Taşdemir.