İçeriğe geç

YALGIZ

Bölüm 24 · 10 dk okuma

YALGIZ

Bölüm 24

24- İÇ HESAPLAŞMA

Merhaba arkadaşlar, herkes iyidir inşallah. Kitabımız 50.000 kelimeyi aştı bu da bu serüvenin yarısını tamamladık demek. Bunun için birinci ağızdan yazmış olduğum sürpriz bir bölüm var. Bölümü beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Ve bölüm sonunda fikirlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Keyifli okumalar:)

(Tayfun'un yüreğinden)

Şu an düşüncelerim bedenimden ayrı olarak hareket ediyor. Bunun sebebi bilincimin kapanmak üzere olması olabilir. Belki de çoktan kanım sokaktaki taşların arasındaki toprağa karışmıştır bile. Acımasız hayatın kademelerine şahitlik ettim. Yaramaz bir çocukluk geçirdim derslerden kaçar, önüme gelenle kavga ederdim. Acaba bu başıma gelenlerin sebebi bu mu? O halde Deniz’in suçu neydi?

Küçük yaşta babasını kaybetmiş annesi sağır bir çocuktum. Her zaman kendi başımın çaresine bakmam gerekti. Öfkemi içimde tutamadığım zamanlarda annemin bana hüzünlü bakışları zaman zaman gözümün önüne gelir. İşin ters tarafı bu görüntüyü hatırlamak beni daha da çok öfkelendiriyor.

Okyanus suyunu denize hapsetmişsin gibi bir kopuş var içimde. Belirli bir yaşa kadar annem arkamı toplardı. O vefat ettikten sonra Kadir Amca üstlendi bu görevi. Daha sonra ise Deniz devraldı. Herkes öfkemi kontrol etmem gerektiğini söylerdi. Peki ben kontrol etmek istiyor muyum? Ya beni daha da sağlamlaştıran öfkemse?

Ali’nin öldüğü gece Deniz’in haykırışları ile hıçkırıkları birbirine karışmışken geç kalmanın acısını yaşamıştım. İlk o zaman demiştim herkesi koruyacağım diye. Yetersiz kalmamak için elimden gelen her şeyi yaptım. Ve sonuç yine sevdiklerimi kaybetmek üzereyim. Kimsesizim. Bundan pişmanlık duyuyor muyum? Bazen canımı çok acıtsa da kaybetmektense hiç olmaması daha iyidir diyorum.

Bir zamanlar eşim olan kadın. Bu camiada tanışıp kendi aramızda nikah kıymıştık. Üç Yıldız’ın profesyonel kölelerindendi. Daha sonra ne mi oldu? Kaybettim. Hatta bu sefer ölmedi. Başında durup özlemle anacağım biri olmadı. Tamamen yalan olan bir şey yaşadım. İlk o zaman kimseye güvenmemeyi öğrendim.

Fakat tek bir sebepten o kadına kızmıyorum. Ne olursa olsun bana açan bir sümbül armağan etti. Yine de o zaman yediğim okun izlerini hala bedenimin altında taşıyorum. Herkes her şeyin bedelini ödeyecek. Bunu ben görür müyüm, o zamana kadar yaşar mıyım bilmiyorum. Ama son nefesime kadar öfkemi onların üzerine süreceğim.

Hamza, yolunu kaybetmiş bir tay. Ailesi, geçmişi ve kim olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan yavru bir tay. Altı yıl önce onu istemememin sebebi sadece babasının korkunç bir adam olması değildi. Onu bu çukura sokarsak çıkaramayacağımızı biliyordum. Evet, o çocuğu alarak büyük bir risk aldık. Seneler önce de demiştim. Biz olmasak bile birisi yardım ederdi. Ama Deniz’in inatları sağ olsun şu an bu haldeyiz.

O gencin pişmanlığı mı yoksa şansı mıyız bilmem ama hayat o kadar duygusal insanlar için çok zor. Garip bir şekilde onu da korumak istiyorum. Deniz’in ona olan sevgisi için de olabilir. Ya da zamanla o ürkek bakışlar benim için de önemli bir yere sahip olmuştur bilemiyorum.

Kendi kendime konuşarak kan kaybetmiş durumdayken bile hala öfkemin beni yenmesine müsaade ediyorum. İşte ben buyum. En başta kendime kızıyorum sonrası da peşi sıra geliyor. Midemin tam üstünde bir volkan var. Yanarak sönmek bilmeyen ve her olayda daha çok fokurdayan.

Beni bu hale getiren sorumluluklarımdı. Bir taraftan bu bahanenin ardında sığındığımı kabul etmeliyim. Acılarımı her zaman sakladım.

Belki bir kere ‘Anne canım acıyor.” deseydim. Gerçi desem de duymazdı. Kimseye bir şey demedim. Belki de şu an ölüyorum ama kimseye ben ölüyorum bile diyemiyorum. Ben de buyum işte.

Taşıyamayacağımdan çok yükü sırtlandım. Ölürken bile bu yük sırtımda acıya sebep oluyor. En azından şunu itiraf etmeliyim. Korkuyorum. Kendimle birlikte herkesi yakacak kadar korkuyorum. Acımı söyleyemeyecek kadar korkuyorum.

Kızım üç yaşına girdi. Belki de ben olmasam daha güvenli bir hayatı olur. Baban seni koruyamıyor kızım. Babanın nefes almaya gücü yetmiyor kızım. Lütfen büyüdüğünde beni affet. Seni her gece sıcacık kucağıma alıp televizyon karşısında meyve soymak isterdim. Lunaparka götürdükten sonra hayır dememe rağmen ısrar ettiğin için pamuk şeker almak isterdim.

Her şeye rağmen mutlu olma ihtimalin yetiyor. Eğer ölürsem Sahra ablanı üzmeden büyü. Kendi başının çaresine bakabilecek bir kız ol.

Benim de istediğim şeyler olduğunu şimdi fark ediyorum. Ölürken gözümün önünden geçen film şeridinde ilk öfkem oldu. İyi birisi olamadım. Annemi gururlandıracak bir evlat olmayı isterdim. Özür dilerim anne. Oğlun ne kendini ne de değer verdiklerini koruyabildi. Battım anne, bir bataklığın en dibini görüyorum.

Sizin için en iyisini istemek benim hakkım mı emin değilim. Kendime verdiğim ceza siyahtı. Simsiyah bir hayatı kendime reva görmüştüm.

Benim karanlığıma inat üç beyaz ısrarla beni aydınlatmak için ısrar ediyordu. Deniz, Farah ve Hamza. İnsanlar bu kadar kör olabilir mi? Nasıl bu kadar olumlu olabiliyor yıllarca düşündüm. Deniz’i çözememişken hayatıma Hamza gibi birinin girmesiyle tökezledim. Bana da benziyordu. Ne o yanımızda kaldığı ilk gece ne de beraber yaşadığımız altı sene boyunca bir kere canım acıyor demedi. Bir kere yakınmadı bulunduğu durumdan.

Onun o halini görmek beni iyice çileden çıkarıyordu. Bu hayatta istediğin için mücadele edeceksin yoksa işte böyle sefil bir şekilde ölümle burun buruna gelirsin. Hiçbir şey istememeyi kendime görev bilmişken ölüm döşeğinde bu kadar şey istemem biraz gaip olacak.

Bu arada Deniz yanı başımda varlığını hala hissediyorum. Sana da teşekkür ederim. Bak bunu hayattayken duyamazsın. Şimdi anlasan iyi olur. Bana kızmana rağmen her kavgama eşlik ettiğin için, tartışsak bile arkamda durduğun için düşünsem daha çok şey çıkar muhtemelen ama ilk defa kendimle bu kadar çok konuşuyorum.

Eğer uyanırsak benden önce vurulmanın hesabını soracağım sana. Bana nasıl böyle bir korkuyu yaşatırsın? Ölmek kelimesi basit bir terim olarak girmişti hayatıma. Anne ve babamı kaybetmiş olmama rağmen Kadir Amca her şeyiyle sahip çıkmıştı bana. Çoğu gece onlarda yer, içer ve uyurdum. Yıllarca ölümle burun buruna yaşadığımı düşünmüştüm. Meğerse ölümden ne kadar uzakmışım ne kadar hazırlıksızmışım.

Artık çok geç, kardeşim dediğim adam yanı başımda her saniye kan kaybediyor benim gibi. İçimi kasıp kavuran şu intikam duygusu ve sorumluluk olmasaydı ölümden korkmazdım. Ama kızımın gülüşünü görmek istiyorum Allah’ım. Şimdiye kadar hiçbir şey istemedim. Lütfen kardeşimi bu hale getiren insanların üzerine tayfun olup esmek, kızımı benden ayıranları pişman etmek için bana güç ver.

Hala kendim hariç herkes zihnimin içinde dönüyor. Ortaokulda Deniz’le ikimizi kovalayan sosyal hocasını bile hatırlayıverdim biranda. Geçmişin üzerini mürekkep kalemle çizdiğimi sanıyordum. Fakat anılar ortaya çıkmak için fırsat kolluyormuş.

Umarım uyandığımda hiçbirinizi hatırlamam. Şefkatli ellerini üzerimden çekmeyen Kadir Amca’yı, hüzünlü bakışları ile gülümseyen annemi ve Hamza’yla Deniz’in bitmek bilmeyen umudunu. Şimdi bile düşünmek hala iyi şeyler olabileceğini hissettiriyor. Bir de yeni tanıştığım kız var. Onun da bakışlarında umut ateşi hakimdi. Tüm bu olumlamanın beni zayıflattığını bilsem de neden hala her şey güzel olacakmış gibi hissettiriyor?

Bir söz vardır, bir sene meyve vermeyi bekleyen ağaca dolu vurmuş diye. Ben bu ufacık dolu vurma ihtimali yüzünden kurumayı seçtim.

***

(Deniz'in yüreğinden)

Etraf ne kadar da sessiz. Birkaç dakika önce başımda Tayfun’un haykırışlarını duysam da şu an sadece delici bir sessizlik hâkim. Üzgünüm kardeşim, seni yalnız bırakmak istemezdim. Ama şartlar, bizi bu hale getiren şartlar yine müsaade etmedi.

Bana kızdığını hatta düşüncelerimin hiçbirine hak vermediğini biliyorum. Kurumuş bir fidan görsem ucundaki küçük yeşil tomurcuklanma için yeşermesini yıllarca bekleyebilirim. Ya açmak üzere olan bir çiçek benim ihmalkarlığım yüzünden toprağa gömülürse? Ben bunu kaldırabilir miyim?

Bir çiçeği gömdüm zaten kara toprağa, emanet ettim onu karanlığa. Kardeşim, ailem hepsi benim yüzümden acı çektiler. Korku ile fevri verdiğim kararlar kâbusum oldu. Biliyorum Ali kendimi bu kadar parçalamamı istemezdin. Ben ne abi olmayı hak ettim ne evlat. Güçsüzlüğümü herkese haykırsam bile hala güçlü olmam için beni zorluyorlar abicim. Keşke sen hayatta olsaydın, ailemizi ayakta tutardın. Benden daha iyi iş çıkaracağına eminim.

Biz üç kardeş geçirdik çocukluğumuzu Tayfun, ben ve Ali. Ayrılmaz üçlü gibi bir şeydik. Zeki bir öğrenciydim, Tayfun’un kavgaları da olmasa neredeyse hiç vukuatım yoktu. Her zaman kardeşime örnek bir abi olmak istedim. Güçlü, zeki, korkusuz ama işe bak ki sadece koca bir hiç oldum.

Bunların dışında yıllar önce Hamza’yı bu hayata atmasaydım daha mutlu olur muydu? O gün kardeşini yeni kaybetmiş bir abi olarak bencillik ettim. Onu kardeşimin yerine koymak istedim. Koydum da ancak onu her kötülükten koruyamadım. Ne kadar da acizim. Babam her zaman deryadaki damladan daha küçük olduğumuzu söylerdi. Sözlerini ne zaman unuttum da kendimi her şeyi değiştirecek bir parça olarak görmeye başladım?

Babam demişken en çok onlardan özür dilemem gerek. Yine de sizi çok özledim anne, senin sıcak kucağını babamın öğütler eşliğinde bize sunduğu gülümsemesini çok özledim. Ablamın yüzümde oluşan en ufak düşmede yanıma gelip neşelendirmeye çalışmasını, Ali ile yaptığımız kaçamakları sizi düşündüğüm zaman içimi sökecek kadar bağırasım geliyor. Sesimi size duyurmak, geçmişime seslenmek istiyorum.

Fakat bu halde karşınıza çıkmaya yüzüm yok. Yokluğumla bile sizin için utanç kaynağıyım. Biliyorum hiçbir zaman beni suçlamadınız ama kendime bunu inandıramıyorum. Nereden bakarsam bakayım olayların merkezinde ben varım.

Bir gün tekrar beraber olur muyuz baba? Beni yeniden kabul eder misin? Ablamın sıcak çikolatasını içip annemin birbirinden güzel yemeklerini yiyebilir miyim ki? Her zaman dualarımdaydınız, hep benden daha iyi durumda olmanızı istedim.

Hamza’nın bıçaklandığı gün varlığını yanımda hissettim baba. Çaresizliğin en dibindeyken beni izliyorsun gibi geldi. O an bu düşünce beni daha çok pişmanlık girdabına soktu. Beni o halde görseydin, oğlum yapmamıştır diyebilir miydin? Beni o halde gördüğün halde beni arar mıydın?

Erkek çocuklar babalarından sonra evin lideri olur derlerdi. Başaramadım baba, sana layık bir evlat olamadım. Rüyalarımda bile karşına çıkmaya yüzüm yok. Sana sımsıkı sarılıp ‘Geçti oğlum.’ dediğini hayal etmek istiyorum. Ama pişmanlıklarım buna bile izin vermiyor.

Şimdi de ölüyorum baba. Senden özür dileyemeden bir kez daha elini öpemeden gidiyorum. O gece kardeşimin canının da bu kadar yandığını düşünmek bilincim kapanmak üzereyken bile bana eziyet çektiriyor. Olanla ölene çare yok ya da ölenle ölünmez derler ama ben o gece öldüm.

Bir daha da kendimi tanıyamadım. Hala kuruyan çiçeklere bakıyor olsam da ben artık ben değilim. Eğer her şeyin eskisi gibi olacağına dair bir ihtimal sezseydim tırnaklarımla da olsa bu çukurdan çıkmaya çalışırdım. Gerçi hala çalışıyorum fakat attığım her adım kontrol ediliyor.

Size ulaşmaya çalıştım. Yaşadığımız mahalleye geldim, her gün koştuğum kaldırımların üzerinden geçtim. Ama mahallenin o sıcak havası yoktu. Siz yoktunuz. Yine de kendinize yeni bir sayfa açabildiğinize sevindim. Ablam, annem, sen ve yeğenim güzel, renkli bir sofrada beraber olduğunuzu düşünüyorum. İnşallah hayallerimdeki kadar mutlusunuzdur.

Yeğenimde kocaman olmuştur. Hamza ile yaşıt olması lazım. Çok güzel bir çocuktun Gül Seda annesinin sesi zarif yeğenim. Sana güzel bir dayı olup eğlendirmek, güldürmek hediyeler almak isterdim. Ama büyüyüşüne şahit olamadan ayrılmak zorunda kaldım.

Artık bedenim her geçen saniye soğuklaşıyor. Fakat ölüme yaklaştıkça sizle yaşadığım her an gözümün önüne geliyor. Sizi düşünmeye cesaret edemezdim o yüzden bu acının biraz daha sürmesine razıyım. Biraz daha sizi hatırlamak istiyorum.

Hatıralarım düşüncelerime hücum ederken bulunduğumuz durumu tekrar hatırlamamla kafama ağırlık yapan sesi susturdum.

Tayfun’u bu durumdan çıkarmam lazımdı. O öfke torbası kesin kendine zarar verecek bir şey yapmıştır. Hatta durumu benden bile kötü olabilir. Adamın son dediklerini tekrar düşündüm. Hamza’nın da başı dertteydi. Gözü dönmüş bu canilerin ona zarar verme ihtimali çok yüksekti.

Ah Tayfun bu sefer nasıl çıkacağız bu işten? Bu sefer ne senin öfken ne benim mantığım bir işe yaramadı. Senin kurtulmuş olmanı temenni etmek istiyorum ama beni burada bırakıp gitmezsin. İkimizde ölüyoruz değil mi?

Ölümümüz de mi beraber olacak? Ben senden kurtulamayacak mıyım? Ben bir şey yapınca peşimden gelmek zorunda mısın?

Şimdi yine sana kızmış olsam da teşekkür ederim. Her krizimde yanımda oldun, kabuslarımdan hep sen uyandırdın beni. Bu tarz konuşmada çok duygusal oldu. Sen anladın beni.

Öleceğim hala ne yapabilirim diye düşünüyorum. Ben buyum işte. Pişman olmaktansa sonuç hüsran olsa bile her ihtimali değerlendirmek zorundayım.

Benim de öfkem var hem de çok büyük. Ama sinirim kendimden başka kimseye zarar vermiyor. Kimi zamanda öyle bir patlıyor ki kendimi kontrol edemiyorum. Uzun zamandır sızan gaza çakmak tutmuşsun gibi patlıyor her şey.

Özellikle değer verdiğim insanlar söz konusu olunca. İçimden acımasız bir kartal çıkıyor. Normalde güvercin kadar sakinimdir. Kafese hapsedilmiş bir güvercin kadar. Tek sahip olduğu şey kafesin içindekiler olan bir güvercini sahip oldukları ile tehdit edersen gözü hiçbir şeyi görmez.

Hamza’da bunlardan biri. O benim hem kardeşim hem de onda gördüğüm Alim. En son gördüğümde çok değişmişti. Gözleri parlıyordu. Hayattan hiçbir şey beklemeyen genç gitmiş yerine duruşu dik biri gelmişti. Ne kadar dayak yemiş olsa da vurmayı başarmıştı. Belki adam dövdü diye gurur duymamam gerekiyordur ama onunla gerçekten gurur duyuyorum. Her şeye rağmen kendi yolunu çizdi.

Eğer tüm hayatımın noktası bu gece olacaksa son anıma kadar seni ve öfke küpü arkadaşımın güzel bir hayat yaşaması için dua edeceğim. Tayfun’un şirin ve tamamen masum kızının ona ihtiyacı var. Ekiptekilerin de ona ihtiyacı var.

Sonumun gündüz vakti boş bir sokakta olacağını hiç düşünmemiştim. Demek ki düşünmem lazımmış. Maalesef çok geç. Zannetmiyorum ama olur da bu zalim dünyaya gözümü tekrar açarsam uzaktan da olsa ailemin mutlu olduğunu görmek istiyorum. İçimde kalan durdukça bedenimi yakan yegâne şey bu.

İç sesimde benimle konuşmayı bırakacak gibi artık acımı bile hissetmiyorum.

Yetersizliğimin bedelini benle birlikte en yakınlarım ödedi. Yine de bu yetersiz halime rağmen buradan çıkmak istiyorum.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

25. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum

  • Çok hızlı olmayacaksa acaba yeni bölüm ne zaman çok merak ediyorum çünkü umarım deniz ve tayfunu öldürmezsin

    1Yanıt