İçeriğe geç

Yalancı Yoldaş

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Yalancı Yoldaş

Bölüm 7

Yolculuk

Günler sonra...

Hissettiğim bu halsizliğin asıl nedeni, birazda esprisine, pazartesi sendromu olmalıydı.

Arabaya biniyorduk.

Bizdeki bu teslimiyet, bi acizlikten çok, görevini yerine getirme bilinci ve birazda ciddiyetti.

Tüm bunlar bir yana arkadaşaysa, idare edeceği kadar mama bırakmış, kendimce içimi rahatlatmıştım.

Herşey hallolduğunda konağın süslü girişindeydik.

Bey baba, kapının önünde, adeta bi nöbetçi edasıyla dikiliyordu. Bakışları bizden çok ağır ağır arabayı hazırlayan elemanlar üzerindeydi.

Bir an göz göze gelir gibi olduk.

Ela gözleri "işi mahvetme" der gibi bakıyordu.

Elemanlardan biri arabanın hazır olduğunu söyledi. Bersu arka koltukta yer kapmışken diğer iki adam ön tarafa geçmişti.

Yarım bir nefes alıp doğruldum.

Küçük çantamı omzuma atıp kapıyı çektim. Son kez ona baktım.

Gözlerini benden ayırmazken çenesini seğirtir gibi oldu.

Başımı , sanki selam alır gibi, hafifçe kaldırdım. Belli belirsiz fısıldadığını duydum:

"Esaretin bedeli ödenmeden melekler uyuyamaz. Özgür dünyanın anahtarı senin omuzlarında oğlum..."

Benim omuzlarımda...

Tekrardan derin bi nefes aldım.

"Rabbi yessir..."diye mırıldanarak kendimi içeri attım.

Yolculuğun uzunluğu, her ne kadar hatırı sayılır kadar olsada bu süre zarfındaki gelişmeleri anlatmaya, anlatarak baş ağrıtmaya luzum görmüyorum.

Kısaca üzüm bağlarının bittiği alan, yonca ve mısır tarlalarına ev sahipliği yapıyordu.

Yolda gözümüze arada bir çarpan uzak köyler, ufukta gözüken kasabalar bir yana, biz temelli Büyükşehire gidiyorduk.

Tabii haliyle yol uzun ve yorucuydu.

Sitresim azaldıkça yolculuğun tadını daha fazla alıyordum.

Bir süre sonra kendimi çok kastığımı farkettim. Uzatmaya gerek yoktu ki...

Bunu yozlaştırmaya, geçiştirmeye yada zorlaştırmaya da gerek yoktu.

İnsanlar bazen haketmediği şeylere mağruz kalırlardı. Tüm bunlar bir yana, belkide bunun hakedip haketmemekle bi alakası yoktu. Olması gereken olmuştu ve aslında yapılacak birşey de yoktu.

§ § § § § § §

Köy yolunda bu araba, sallana sallana gidiyor, bizi kendine bırakmaya zorluyordu.

İstesenizde gözlerinizi bir yere sabitleyemiyordunuz.

Bir ara uyuya kaldığımı hatırlıyorum.

Saatler sonra asfalta çıkan köy yolu uykumuda etkilemişti.

Kendimi rüyamda o asfalt yolda görmüştüm.

Tarlalar son bulmuştu ve upuzun bir orman yoluna girmiştik.

Her yer yemyeşil, yol ise tertemizdi.

Arabada sadece kendim varmış gibi hissediyordum.

O yolda kaza yaptığımızıda hatırlıyorum.

Dört araba birbirine girmişti. Bersu ve diğerleri yoktu.

Arabadan inmiştim. Diğer arabalar az ileride kalıyor gibiydi.

Sahi, biz o arabalara çarpmamaş mıydık?

§ § § § § §

Nihayet kente girer gibi olduk. Toprak patika çakıl yola, o yol ise asfalt anayola çıkmıştı.

Nihayet kente giriş yapmıştık.

Evler gittikçe artıyordu. İnsanlar birbiri arasından sıyrıla sıyrıla yürüyor, tepedeki güneş ise işleri zorlaştırdıkça zorlaştırıyordu. Burası kalabalık bir kent değildi fakat yüz ölçümü çok küçüktü.

Düzlükte,görkemli binaların arasında ilerlerken yerlilerin çarşı adını verdiği kent merkezinden geçtik.

Daha sonra bahsi geçen mahalle okulunun olduğu mahalleye girdik. Bu mahalle birazdaha kentin üst tarafında kalıyordu.

Kısa bir yokuşu çıkıyor, kendinizi bir düzlükte buluyordunuz. (mahalle o geniş düzlükte ibaret)

Mahallenin biraz üstündeki yokuşlar ise gençlerin uğrak yeri olan çamlık tepesine çıkıyordu.

. . .

Nihayet ufak bir apartmanın önünde durmuştuk.

Taşınacak aman aman bi bavulumuz yoktu. Ufak çantalarımızı sırtlayıp merdivenleri çıktık.

Bizi buraya getiren şöför ise bir anda gitmiş, bizi kendince kaderimize bırakmıştı.

Üç katlı apartmanın ikinci katında bize bir daire ayrılmıştı.

Anahtarı kavrayıp kapıyı açtık. Burası küçük bir evdi.

Küçük bi evin anlatılacak çok fazla detayı olmamakla birlikte, iki ayrı odamız vardı. Ortada bir salon ve ona bitişik bir mutfak...

§ § § § § § § § § §

Akşam...

Eve girdiğimizde hiçbir şeyin üstüne o kadarda düşmemiştik. Odalarımıza çekilmiş, sabah olmasını beklemiştik.

Rahat bir uyku uyumuştum. Fakat gündüz arabada gördüğüm rüya garip bir şekilde kendini tekrarlamış, beni gerçeğinden farksız olarak ıssız bir ormanın ortasında bırakmıştı.

Bu defa o 3 arabayı yada herhangi bir trafik kazasını görmemiştim.

Evet, aynı ıssız otoyolda bir başıma yürüyordum.

Ormanlar huzur vericidir fakat bu metrekarelerce ağacın arasında az çile çekmemiştim.

Büyük bir baskı altında büyüdüğümü pekala anlamışsınızdır. Bu baskı pekala bana ilginç deneyimler sunmuştu.

Demem o ki, bu rüya alemi, bilakis bu ıssız orman bana hepten eskileri hatırlatıyordu.

O saatlerden bazıları sıklıkla ormanda olurdu.

Ve şimdi yine, tıpkı küçükkenki gibi, anayoldan ormana sapıyordum ve

"bu bir rüya" bilinciyle yürüyordum.

Ağaçların arasında ağır ağır yürüyordum.

İyice biriken kozalaklar tüm yolu kaplıyor, ben bastıkça çıtırtılat çıkarıyordu.

Çok bekledim.

Önüme birşey çıkacakmış gibi gelmesine rağmen hiçbirşey çıkmadı.

Ertesi gün...

Sabah olması gerekenden erken uyandık.

Dolaptaki kahvaltılıklarla üç beş bir şey atıştırıp olması gerekenleri konuştuk.

Mavi gözlü polisin kız kardeşini alıp bey babaya götürecektik.

Fakat bense onun gibi bir adamın "ensesinden tutup yakakayabileceği bi kızı" neden böyle alengirli bir yoldan elde etmek istediğini anlayamıyorum.

Ufak bi balkonumuz vardı. Sabah serininde üzerimizde montlarla(o yine pembe deri ceketini giymişti) kahve içiyorduk.

Sohbet ilerledikçe birazdaha işimize odaklanıyorduk:

"Eminim bu senin için normal olacaktır... Daha önce pek çok sevgilin olmuştur..."

Güldüm:"Maalesef o kadarda tecrübeli sayılmam."

"Sahiden mi? Kızlar sana bayılırdı." kaşlarımı çattım.

"Yeni tanıştığımızı sanıyordum.Ayrıca hangi kızlar?"

Kahvesinin üstündeki buharı üfler gibi yaptı.

"Küçükken babanla pek çok görüşmeler yapardın değil mi? Daha çok Suriye üzerinde."

"Evet. Onunla sıksık lojistik üstlerine ve işbirlikçilerin konaklarına giderdik." gözlerimi ona diktim:

"Sen hangisinin kızıydın ki?"

Gülümsedi :

"Yok yanlış anladın, ben herhangi bir işbirlikçi in kızı değilim."bu ilginçti.

" Bunu bana daha sonra anlatacaksın. "diyip kolumdaki saati tıklattım.

Sanırım onunla iyi iş çıkaracaktık...

Merhaba arkadaşlar...

Öncelikle amatör bir yazar olmama rağmen satırlarını okuduğunuz için teşekkür ederim canım kankalarım...

Ama şöyle bir durum varki kitabın ilerleyişini sizin eleştirilerinize göre belirlemek isterim...

Bu yüzden size bazı sorular yöneltmeliyim :

1:Uğur hakkındaki düşünceleriniz neler?

Sizce rolünü iyi oynamış mı?

Bersu'yla ilişkisi nasıl olmalı(kavgalı mı olsunlar birbirlerini mi tutsunlar).

Özeleştiri :mafya olarak tasarladığımız bu karakter çok duygusal kalmış, bence bunu baba baskısına yorabiliriz, arkadaş ortamında delikanlı oluverir.

2:Bersu hakkındaki düşünceleriniz neler?

Uğur'a olan tutumları nasıl olmalı?

Bahsi geçen polisin kız kardeşine nasıl davranmalı?

Peki Bersu'nun geçmişi hakkında birkaç tahminde bulunur musunuz?

Peki Bersu'ya bir sevgili yazacak olsak nasıl bir tip olurdu?

3:Beybaba nasıl bir adam? Sizce sonra merhamete gelir mi yoksa olay mı çıkarır?

4:Bu çocuğun annesi ne alemde var mı gören duyan? (tahminde bulunun)

5:Hikayeyi daha samimi hale getirmek için ne yapmalıyım.?

Örneğin Karantina serisinde olup da burada olmayan ne var?

6:Kitabın ismine karar veremedim. Tavsiyesi olan?

5:Son olarak bu polisin kız kardeşine isim önerir misiniz? Peki kişilik özellikleri nasıl olmalı? (Bersu kadar sert olmayacak fakat klasik bir watpadd kızıda olmayacak)

Unutmayın:

➡️Sadece gerçek kankalarım her bir soruya cevap verir...⚠️

Sanaldan tanışmış olmamıza rağmen sizi çok seviyorum ♥️♥️.

Başınızı belaya sokmayın!!!!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.