Bazılarımız olması gerekenden erken büyüdük. Duvarları arasında yaşadığımız evimiz bizim hapisanemizdi..
"Yere sağlam bas!"
O arkamda sakince emirlerini sıralıyor bense elimden geldiğince ona uymaya çalışıyordum.
Kollarını gergin tut! Bakışkarını da sabit!"
Dediğini yaptım. O ise memnun olmadıkça sesini yükseltiyor," SABİT" , diye yineliyordu.
Bu duruma alışmıştım. Çocukluğumdan beri bu böyleydi.
Nihayet duruşumdan memnun olup boğazını temizlediğinde geriye sadece tek bir emir kalmıştı:
"Şarjorü boşalt... "
°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°
Evimizin bana ayrılan ufak odasında dışarıdaki üzüm bağlarını izliyordum. Kendimce "Saat" diye nitele dirliğim atıcılık dersime daha vardı.
İsmim Uğur. 17 yaşındayım. Yıllarımı babam ve onlarca adamıyla birlikte bu evde geçirdim. Okula dahi gitmemişkem atıcılık ve savunma dersleri aldım. Babamın Suriye'den Avrupa'ya uzanan kaçakçılık zincirinin gelecekteki sahibi benim.
Üzüm bağlarına uzun uzun bakıyordum. İlkbaharın hafif serinliğiyle kavak ağaçları ağır ağır hışırdıyordu.
Hafif uykulu halimle camı araladım. Odam zemin kattaydı ama benim derdim başkaydı.
Hafifçe eğilip "Pisi, pisi, pisi..." diye mırıldanmaya başladım. Bir yandan sesimi duyurmak da istemiyordum çünkü bilirsiniz "kalıbıma" yakışmaz falan...
Kedi sanki bana ayak uydururcasına sessiz sakin salına salına pencereme geldi. İçeri atladı. Onu kucakladım ve bi iskemle çekip oturdum.
Kabarık ve yumuşak tüylerini okşadım. Alacalı bir kürkü vardı. Tıpkı bir kaplan gibi...
Kedimin belli bir ismi yoktu. Ona "Arkadaş" diye seslendirdim. Bu doğruydu... O benim arkadaşımdı. Yaklaşık sekiz aydır...
Dışarı baktığımda güneşin daha bir parlak olduğunu fark ettim. Anlık duvara montalı saate baktım. Saat geliyordu.
Doğruldum. Camı açık bırakıp odadan çıktım. Bahçeye kapısına doğru yürümeye başladım. Görünürde kimse yoktu. Odama geri dönmeye başladım. Belkide o daha hazır değildi.
Babamın en önen verdiği ders atıcılıktı. Bu dersi bizzat o verirdi.
Belki de en doğrusu odasına gitmekti.
Usul usul yürürken karşıma Yiğit çıktı. Bu adam o elemanlardan sadece biriydi.
"Kemal Bey sizi çağırıyor." usulca başımı sallayıp o odaya yöneldim.
Büyük ihtimalle elinde pufuyla bir kitap okuyordu yada ciltli ajandalarını inceliyor olabilirdi.
Uzun koridordan geçtim. Bu koridor diğeri gibi boş değildi. Hatta tam tersine üzerinize devrilecekmiş gibi gelen, baş döndürücü, belki bir koğuşu andıracak bir doludu ve bu iki yandan boylu boyunca uzanan kitaplıklar, koridorun sonundaki asıl kapıya kadar devam ediyordu.
Aslında hepimizin evinin bir köşesi bizi temsil eder. Kimi soğuk duvarlarda kendinden bir parça bulur kimi balkonun aydınlığında.
Bu koridor da bana her seferinde beni hatırlatıyordu. Sessizdi bir kere, birazda karanlık. Belki de olması gereken buydu fakat dışarıdan bakınca karanlıktı ve içine girildiğinde de boğucuydu...
Nihayet koridorun sonuna ulaştığımda yavaşça kapının kolunu kavradım. Yiğit arkamdaydı. Onu geride bırakarak içeri girdim.
Belkide alıştığım içindi. İçeride beklediğim manzara masasında oturan bir adam, arkasında bir asker edasıyla dikilen iki delikanlı ve telaşayla birşeyler anlatan veya yapan bir iki eleman dahaydı...
Tüm bunlar olağandı. Karşılaştığım bu manzara ise pek farklı olmadan beni şaşırttı.
Babam 1.90 boyuyla geniş pencerenin yanında elleri cebinde dışarıya bakıyor ve yanındakine bir şeyler anlatıyordu.
Fakat o kişi bir takım veya gömlek giyen bir adam değildi Hatta alışılmışın aksine benim boylarımda, temiz yüzlü, sarışın, güzel bir kızdı.
Babam ciddi duruşunu bozmadan ela gözlerini bana dikti.
"Gel!" diye emretti. Kendisi masasının başına geçerken sarışın kıza baktım.
Kısa topuklu bir bot, pembe renkli deri bir ceket ve siyah deri bir pantolon giymişti.
Sarı saçlarını arkasına salmıştı. Ciddi bir ifadeyle dışarıyı izliyordu.
Bey Baba nihayet yerine geçmiş bana bakıyordu.
"Beni çağırmışsın." tepki vermedi.
Elini masanın üzerine koydu. Avucunda siyah bir tabanca vardı.
Ne yani? Benden bu kızı öldürmemi mi isteyecekti?
Zira konuyu uzatmanın bir manası yoktu. Bu adam öyle uzun uzadıya sohbet edebileceğiniz tiplerden değildi.
" İsteğin nedir?" sorum gayet açık ve netti.
Ona baktım. İfadesizce bana bakıyordu.
"Anlatmama izin ver." dedi ve ayağa kalktı.
Odanın diğer tarafına dolandı. Eline ufak bir kağıt destesi alıp kara tahta gibi kullandığı camekanın önüne geçti. Kağıtları özenle cama yapıştırdı. Nihayet bana, bize, döndü ve cebinden bir kalem çıkarıp anlatmaya başladı.
" Bu..." dedi eliyle kağıtlardan birini gösterirken."Komiser Zafer" bronz tenli adamın resmine baktım. Masmavi gözleri ve kemikli bir yüzü vardı.
"Geçtiğimiz aylarda üst üste gerçekleştirdiği operasyonlarla Doğu Anadolu kolumuzu çökertti."
Bir süre tepkimi ölçmek için bana baktı ve devam etti:
"Kendisi ve ekibi zincirimizin tamamını çökerttiğini sanıyor ve bu yüzden dosya kapandı." kapanan bir dosyanın neyini bana anlatma luzmu duruyordu?
Bir tepki veriyor mu diye sarışın kıza baktım. Hala tepkisizce dışarıyı izliyordu.
"Fakat bu adam her tehdidi değerlendirilebilecek konumda ve dosyayı tekrar açabilme yetkisinde.Fazlasıyla titiz ve dikkatli bir adam. "
Derin bir nefes aldı:
"Bu adamın dikkatini dağıtmalıyız... Yoksa biz biteriz..."
Anlattığı herşeyi dikkatlice dinliyor fakat bir anlam veremiyordum. Kaygılanmakta haklıydı fakat belkide yüz yıldır süregelen bu düzen bir anda bozulabilir miydi?
Peki benim bu konuyla alakam neydi?
Bu kızın tüm bu konuşmaları duyması garip değil miydi?
Peki o onlarca adam bu işi yapamaz mıydı?
"Benim bu konuyla alakam nedir?"
Belki de ilk defa gülümsemişti:
"Sen bu planın en önemli parçası sın."
"Plan !?" şaşkınım. Gülümseyerek :
"Plan.." dedi ve camekana döndü. Esmer ve güzel bir kızı kaleminin ucuyla gösterdi:
"Bu kız Komiserin kız kardeşi, onu oyalamak için kız kardeşini kullanıcağız."
"Nasıl olacak o?"
Kaleminin hizasını değiştirip bir bina resmi gösterdi:
"Bu bina yeni haftaya hizmete girecek bir okul, seni o okula göndericeğiz.Bir süre onlarla oyun oynayacaksın. Kapanan dosya rafa kalkana kadar bu böyle devam edecek.Planın sonundaysa..." dedi ve başını masaya doğru çevirdi.
Masanın üstünde bir silah vardı..
"Bersu herşeyi biliyor... İş bitene kadar sana yardımcı olacak ve yanında duracak."
Tüm bunları anlıyordum. Daha öncede böyle pekçok iş yapmıştım fakat bütün bunlar biraz garipti. Bu kadar küçük bir sebep yüzünden niye bu kadar plan kursun ki? Peki ismi Bersu olan bu kız olmadan olmuyor muydu?
" Size bir oda kiralayacağız ve oradan okula gidip geleceksiniz. Birer telefon temin edeceğiz. Üzerinize başınıza da dikkat edeceğiz. Bizim talimatlarımıza uyacaksınız. Herşey gerçekçi olacak..."
Bu çok can sıkıcı bir durumdu. Umarım kısa süretdi.
"Sizi evinize yerleştirene kadar herşeyi ezberleyeceksiniz.
Bu katlanılmazdı. Allah sonumuzu hayır etsin... Amin....

