Yazar ~N.G
Yine sıkıcı bir gün daha geride kalmıştı. Akşamları genellikle barlarda takılır ama çok fazla içmezdim. Bu gün ise annemin ölümüden tam 10 yıl geçiyordu o yüzden baya bir alkol almayı planlamıştım. Bara doğru yola koyuldum. Bir bardak ikinci bardak bir bardak daha.... Ve sonrasını hatırlamıyordum....
Lanet bir baş ağrısıyla uyanmıştım. Uyandığımda yatağımda olduğumu fark etmiştim. Düne dair hiçbirşey hatırlamıyordum ve susuzluktan dilim damağım kurumuştu. Kalkıp kendime bir güzel kahvaltı hazırladım. Tam oturacakken pantolonumun cebinden kağıt sesi geldi. Bu tuhaftı çünki ben cebime hiçbirşey koymazdım. Elimi atıp kağıda baktım. Bir karakolun kartı bu? Ne oluyor... Şimdi hatırlamaya başlamıştım hemen kahvaltımı yiyip karakola doğru sürdüm.
Birisi bana sürekli soru soruyordu. Bende Han jisung onunla konuşmam gerek.
-Yalnız o şu anda meşkul sonra tekrar uğrayın
+Hayır şimdi görmeliyim diye sinirlendim
-Ne oluyor burda? Diye siyah saçlı boylu ve aşırı derecede yakışıklı bir polis bize bağırdı. Bu sanki ..
-Efendim sizi görmek istiyor
+Sen şu dünkü adamsın...? Han Jisung
+Tanışdığımıza memnun oldum Lee Minho :)
Ağzım açık kalmıştı resmen. Bu kadar yakışıklı bu kadar seksi birisini hayatımda ilk defa görüyordum. Bana yaklaşarak ofisim bu tarafta diyerek sağ tarafı işare etdi. Ardından gitdim. Oturduk.
-Siz dün sarhoştunuz sanırım.
+Ahh evet normalde bu kadar içmem... Dün annemin ölümünden 10 yıl geçiyordu. O yüzden yoksa o kadar alkol almazdım.
-Amladım. Dün siz bir kavga etdiniz bu yüzden çağırdım.
+Ne nasıl? Kiminle?
-Benimle
Dediği sözle gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Ne diyeceğimi ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Jisunga baktığımda dudağını keyifle kıvırmıştı. Hoşuna mı gitmişti ne. Çok utanmıştım. Başımı aşağı eğerek "Özür dilerim efendim" dedim samimi bir ses tonuyla. Samimiyetimi anlayan Jisung dahada güldü ve ayağa kalkarak dibime kadar geldi. Yaklaşarak kulağıma eğildi. Sadece benim duya bileceğim şekilde fısıldadı. "Özürünü kabul ediyorum Lee Know ama" deyip durdu Merakla sorarcasına
+Ama? -Dedim.
-Ama Özür belgesi yazman gerekicek. -Diyerek gülümsündü.
Ahh... Nefesim tenime değdikce içimde bir kıpırdama oluşmutu. Dilim tutulmuştu sadece başımı evet anlamında aşağı yukarı hareket ettirdim. Kalbim yerinden çıkıcak gibi çarpıyordu. Kahverengi gözler benimkilerle buluştuğu gibi kendimi istemsizce kayıp etmiştim. Taa ki o öksürük sesine kadar. Elleri göğüsünde birleştirerek tek kaşı havada beni izliyordu.
Kendimi hemen düzelterek.
+Özür dilerim dalmışım.. diye mırıldandım. Sonra aklıma bir soru takıkmıştı...
+İyide beni eve kim götürdü?
Hiç duraksamadan "Ben" dedi. İkinci bir şaşkınlıktı bu.
Şok olmuştum. Tekrardan utanarak başımı aşağı eğdim. Yanaklarım kesin kıpkırmızıydı. Kendimi âdeta kontrol edemiyordum. Başımı kaldırıp Jisunga baktığımda yaklaşık 1-2 dakika gözleri gözlerimi bulmuştu. Bir anda içeri giren polis mümurunun kapıyı kapatması ile irkilip tavanı izledim. Gelen memur bir iki evrak sorup gitmişti. Yerine geçerek bana bir kağıt ve kalem uzatdı. İşimiz bitdiğinde. Samimi bir gülümsemeyle benimle kapıya kadar eşlik etdi. Çok mahcup hiss ediyordum kemdimi. Çekinerek
+Kendimi mahcup hiss etdim bir kahve ısmarlayım ödeşelim lütfen böyle olmaz...-Diyerek gülümsündüm.
Oda gülerek "olur" dedi. Eve gelir gelmez hemen kendimi yatağa attım. Saçma salak gülüyor ve neler olduğunu anlamaya çalışırken birden kafama dank etmişti. Ya ağzımdan birşey kaçırdıysam... Bunu öğrenmeliydim...
Jisung un ağzından olaylar
Bu gün yorucu bir gündü. Eve gelip koltuğa yığıldım. Gözlerimi kapatır kapatmaz Lee Know un kızarmış tatlı bir o kadarda masum suratı gelmişti gözümün önüne. İstemsizce sırıtmıştım. Sonra aniden ben ne yapıyorum diyerek gülmeyi kestim. Bu.. bu neydi acaba....
Bölümün sonu🤍